Yazarlar Devlet Bakanı Mehmet Şimşek Haklı mı?

Devlet Bakanı Mehmet Şimşek Haklı mı?

Fatma Barbarosoğlu
Fatma Barbarosoğlu Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2008''in kasım-aralık ve 2009''un ocak döneminde 838 bin kişinin daha işsizler ordusuna eklendiğini açıklarken, Devlet Bakanı Mehmet Şimşek''e göre bu sayı 150-200 bin. Şimşek''in izahı şöyle: “İşsizlik oranı niye artıyor biliyor musunuz? Çünkü kriz dönemlerinde daha çok iş aranıyor. Özellikle kadınlar arasında kriz döneminde işgücüne katılım oranı daha artıyor.”

Yukarıdaki haberi okuyunca geçen hafta yaşamış olduğum bir olayı sizlerle paylaşmak istedim.

Bakan Şimşek bir yanıyla haklı. Kriz zamanında hayatında hiç çalışmamış kadınlar iş aramak için yollara düşüyor .Eve para getiren erkeğin ekonomik düzeni bozulunca, bunca yıl çalışmamış kadınlar işsiz olmalarını iş aramayışlarına bağlayarak kriz ortamında derhal iş aramaya başlıyorlar.Elimi sallasam ellisi hesabı.Buluyorlar da.Mesela bir arkadaşımın arkadaşı spor yaptığı salonda çalışmaya başlamış.

Bankadaki işine son verilen bir arkadaşım, 2002 krizinde kuaför dükkanı açmıştı. Tek bildiğim iş diyerek.Nereden biliyor?Haftada iki gün fön çektirmeye gittiği için, mekana aşinalığını işe aşinalık olarak yorumlayan pek çok kaderdaşı gibi, aldığı tazminatı “iş kadını” olma uğruna harcamıştı.O dönem hızla açılıp hızla kapanan güzellik salonlarının sırrı “hızlı müteşebbis”, “işiz” kadınlardı velhasıl.

2002 krizinde eşinin iflas etmiş olduğunu sonradan öğrendiğim eski komşumu, 2004 yılında Bostancı pazarı taşınmadan önce zeytinyağlı sarma ve açkı börekler satarken gördüm. Kart bile bastırmıştı. Bostancılı kadınlar sipariş verme yarışına giriyorlardı başında. Oysa kocası bir dönem tekstil işinden çok iyi para kazanmış, bütün muhitlerini değiştirmişlerdi. Hızlı kazandığı kadar da hızlı kaybetmişti anlaşılan.

Belli bir becerisi ve iş tecrübesi olmayan gençlerin ve ev kadınların en kolay buldukları “iş”lerden biri de anketörlük.

Geçen hafta kapı çaldı. İki ayağım bir pabuçta. Bir taraftan gazeteye yazı yetiştirme derdindeyim, bir taraftan ocaktaki yemeği unutmamak için alarmı kurdum,bir taraftan telefonlara cevap vermeye çalışıyorum.Yetmiyormuş gibi balkona astığım çamaşırların yağmur yediğini görmekteyim,oysa on beş dakika içinde evden çıkıp kızımın okuluna gitmem gerekiyor.Giderken kuru temizlemeye bırakacağım kıyafetleri hazırlamam lazım.

Kapı ısrarla çalmaya devam ediyor.

-Kim o ?!

-Ben Emel.

Kibar bir ses.Bütün Emel''leri hızlıca düşünüyorum.Yok! Bana çat kapı gelebilecek bir Emel yok.

Açtım kapıyı. Düzgün giyimli kızıl saçlı otuz beş kırk yaşlarında bir kadın. İçeri buyur mu etmem gerekiyor acaba.

İyi de bu yüz bana hiçbir şey söylemiyor.

-Affedersiniz sizi hatırlayamadım.

-Tanışmıyoruz ki zaten .

-Ben Emel deyince…

-E siz kim o deyince ben de adımı söyledim.

Kapı aralığında öyle konuşacağız. Mukaddime faslı bitmeyecek.

-Radyo dinler misiniz ?

Anladım. Anketör.

-Evet dinlerim.

Söylemesi ayıp beş tane radyom var. Neredeyse bütün odalara bir radyo istihdam etmişim. Mutfakta iki tane ama. Birinde STV haber ayarlı ötekinde NTV radyo.

Cevap verdim. Tamam bitti.İşim var.Saat üç olmuş.

Kızıl saçlı çiçeği burnunda anketör Emel''imiz, rahvan rahvan konuşuyor.

-Size bu formu bırakacağım. Bir hafta sonra gelip alacağım.

-Hayır hayır. Sordunuz söyledim.İyi bir radyo dinleyicisiyim.Nereyi işaretleyecekseniz, nereyi dolduracaksınız doldurun.Ama benden bu kadar sürem doldu.

Kadın kendisine yeni bir hikaye bulmuş, hikaye avcısı olarak göz gezdiriyor üzerimde. E ben bu bakışı bilirim tabi.Üzgünüm güzelim hikayenin devamını muhayyilen tamamlayacak.

Şirinliği kendine muska olarak takmış olduğundan o kadar emin ki, beni çileden çıkaran cümlesini itina ile üzerine basa basa tekrarlıyor

-Sadece bir haftanızı vereceksiniz.

Sadece bir hafta. HAFTA.HAFTA.24X7 saat.

-Size vereceğim zaman, yani dakikalar bitti müsaadenizle…

-Ben size bu formu bırakayım. Bir hafta sonra gelir alırım.

-Bir hafta mı? Bakın hanımefendiciğim biz sizinle aynı zamanda yaşamıyoruz büyük ihtimal. Ben niye size bir hafta vereyim ki! Sizin bir hafta bir dakikaya, benim bir hafta ise bir asra bedel.

Günün bu saatinde karşısında bir ev kadını bulacağından o kadar emin ki. Ev kadınlarını niye herkes emre amade hazır tabur olarak görür ki!

-Bir hafta nedir zaten. Sadece bir haftacık.

-CIK. CIK.

Emel hanım rahvan rahvan devam ediyor.Kim demiş rahvan at kendini yorar diye.Teşbihte hata olmaz.Ama Emel hanımın rahvanlığı beni mahvetti. Telaşım hiç umurunda değil.Bekleme salonunda vakit geçirmeye çalışan iki hasta yakınıymışız da, iletişim halinde olmamız gerekiyormuş gibi soruyor:

-Çalışıyor musunuz?

Telefonun alarmı çalıyor. Kerevizler yanmadı inşallah.

Pek söylemediğim mesleğimi söylüyorum.

-Evet ben gazeteciğim.

Emel hanım ha peki öyleyse diyor.

Bakan Mehmet Şimşek pek de hazsız değil yani!

Emel hanım iki gün sonra büyük ihtimal işsiz.Daha önce ev kadını idi. İki günlüğüne anketör oldu.Yani sorsanız bir işi var.Herkesten bir hafta isteye isteye sonunda tekrar işsiz olacağını tahmin etmek için müneccim pardon fütüorolog olmak gerekmiyor.

Hal ve vaziyet böyle.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.