Dizilerde “türbanlı” karaktere ihtiyacımız var mı?

00:0026/09/2011, Pazartesi
G: 4/09/2019, Çarşamba
Fatma Barbarosoğlu

Geçen hafta iki ayağım bir pabuçta kendi gündemimin peşindeydim. Telefon çaldı. Gerçek Hayat dergisinden (adını hatırlayamadığım için beni bağışlasın lütfen) çok kibar bir muhabir aradı. Artık bütün Türkiye''nin haberdar olduğu “Dizilerde neden başörtülü kadın yok” yazısını özetleyerek, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz dedi.Dedim ya, iki ayağım bir pabuçta. On dakika içinde bitirmem gereken dünya kadar iş var. On dakikaya kadar yola düşmez isem, deniz otobüsünü kaçırma riskim var. O telaş içinde

Geçen hafta iki ayağım bir pabuçta kendi gündemimin peşindeydim. Telefon çaldı. Gerçek Hayat dergisinden (adını hatırlayamadığım için beni bağışlasın lütfen) çok kibar bir muhabir aradı. Artık bütün Türkiye''nin haberdar olduğu “Dizilerde neden başörtülü kadın yok” yazısını özetleyerek, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz dedi.

Dedim ya, iki ayağım bir pabuçta. On dakika içinde bitirmem gereken dünya kadar iş var. On dakikaya kadar yola düşmez isem, deniz otobüsünü kaçırma riskim var. O telaş içinde dizi filmleri filan geçelim. Alfabeye bakalım. Cumhuriyet Türkiye''sinde bile büyükannelerin başları örtülü olurdu alfabelerde; oysa birkaç yıldır ninelerin başı açık, dedim.

Muhabir arkadaş bunu yazabilir miyiz dedi. Tabii dedim. Tabii derken söylemem gereken bir şeyi unuttum. Benimle telefonda görüşen muhabir ve televizyoncu arkadaşlar bilir. Bir konuda görüş istediklerinde onlara yardımcı olmak üzere fikirlerimi paylaşır, ama bunları benim ağzımdan yazmayın derim. Olur mu, sizin fikrinizi nasıl isimsiz kullanabiliriz derler. Ben de her defasında fikirleri paylaşmak üzere üretiyoruz. Ananızın ak sütü gibi helal olsun derim. (İlköğretimde çocukları olan değerli okuyucularım ve değerli öğretmenler çocuklarınızın kullandığı alfabe ve hayat bilgisi kitaplarındaki anne, baba, büyükanne ve dede resimlerine lütfen dikkatle bakıp benimle paylaşır mısınız?)

Bu defa da o niyetle söyledim, lakin eksik söylediğim için muhabir arkadaşım dar zamanda yapılmış telefon konuşmasını görüş olarak dergiye almış. Bu yazıyı o sebepten kaleme alıyorum.

Diyeceksiniz ki ne fark eder? Bu açıklamanın sizin için bir önemi olmayabilir. Ama bendeniz için önemli. Suni gündemlere dahil olmak istemem. Çünkü yazı hayatım boyunca bizi ayıran nehirlere/nehirlerde sandal seferleri düzenlemeye çalıştım. Suni gündemler aramızdaki geçişkenliği imha ediyor. Empati,sempati, sorumluluk adına bir duyarlılık oluşturmuyor.

Başörtüsü üzerinden gündem tayinlerine, özellikle de “merkez medya''dan gelen “başörtüsü üzerinden gündem” tayinlerine, “İslami medya”nın acele cevap yetiştirmesini sağlıklı bulmuyorum. Sağlıksız ve sığ yaklaşımlar, anlamak üzerinden bir vasat sunmuyor.

Nitekim E. Özkök''ün “dekolte ve türban” kelimelerini yazısının başlığı olarak yan yana getirişi, anlamak gibi bir maksadın zaten söz konusu olmadığını, “madem öyle gel böyle” üzerinden bir boy ölçüşme niyeti güdüldüğünü ortaya koydu.

Özet olarak E. Özkök, dizilerdeki karakterler üzerinden eşitlenmeyi “aldatan türbanlı kadın”, “tecavüze uğrayan türbanlı kadın” üzerinden takdim ediyor. Sonra da “bu türbanlıları” dizi filmlerde görmeye hazır olunup olunmadığını soruyordu.

Yani satır arasında türbanlılardan ideal tipler yaratacaksanız olmaz. Ama “yaşasın kötülük” kavramını hayata geçirmek üzere türbanlı görmeye biz varız diyordu.

Oysa Cumhuriyet tarihi, çember sakallıların, çarşaflı kadınların, imamların olumsuz karakterleri ile doludur. Yani “eşitlenecek isek” önce bir varlıkta eşitlenelim.

Sorun şu: Varlıkta eşitlenme konusunda kimin mihmandarlığında ilerleyeceğiz?

Henüz dindar erkek karakterler konusunda bile sahici tiplemelere kavuşamadı sinemamız. Kadın karakterler erkek karakterlere göre çok daha zor ve sıkıntılıdır. “İslami Sinema” adı altında yapılan filmlerde bile hakiki bir karakter yoktur din adamı olarak. Yapılan karakterler idealist köy öğretmeni şablonundan, “aydın imam” çıkarma çabasından öteye gidememiştir.

Hatırladığım kadarıyla dizi filme giren olumlu ve karizmatik ilk din adamı olarak müezzin karakteriyle Kurtlar Vadisi''nin “Ömer Baba”sı var. (İnternet sözlüklerinde Ömer Baba karakteri için “güzel sözler antolojisi, hikmetli sözler veri tabanı, Polyanna''nın Müslüman olup hacca gitmiş biraz da sakallı hali” gibi tanımlamalar var. Bu tanımlamalar ile karakterin sahiciliğinin sorgulanması arasında bir ilişki kurmak mümkün.)

Dizi filmlerde neden “türbanlı karakter yok” başlıklı “suni sorunsalımız” için “Ömer Baba” çok iyi bir örnek.

Çünkü diziyi kendi isteği ile bırakmak zorunda kalan Emin Olcay canlandırdığı karakterin kendisini işgal ettiğini şöyle anlatmıştı:

“43-44 yıldır tiyatrodayım. 8-9 yıldır da televizyon dizilerinde oynuyorum. Ama Kurtlar Vadisi başka. Esas çıkışım Ömer Baba ile oldu diyebilirim. Ömer Baba Emin Olcay''ı geçti. Dışarıda Ömer Baba diye hitap ediyorlar. Emin Olcay diyen yok. Bu bir oyuncu için riskli...”

Dizi filmlerdeki “ türbanlı karakter”, gerçek ile kurmaca konusunda kafası iyice karışmış, kendi hayatını parantez içine alarak dizilerdeki karakterlerin heyecanını yaşamaya talip seyirci için de; şablonlar üzerinden seri üretim yapan dizi film sektörü için de imkânsız görünüyor. Ama “sektör”, bu imkânsızlığa rağmen Hürriyet yazarlarının “önerilerini” fazlasıyla ciddiye almaya kalkışabilir...

Siyasi temsil konusunda kafası bir hayli karışık olan aydınlardan, sanattaki temsil konusunda ufuk açısı analizler beklemiyoruz elbet.

Acı olan şu ki, ilkokul seviyesinde yürütülen “türbanlı dizi film karakteri” münazaralarına bir şekilde katılmak zorunda kalıyoruz işte!!!