“Doğru zamanda ölmek”

00:004/04/2011, Pazartesi
G: 4/09/2019, Çarşamba
Fatma Barbarosoğlu

I-Her şey bir zamanlama meselesi olarak giriyor hayatımıza.Doğru yerde, doğru zamanda olmak, doğru yerde doğru insanlarla bir arada olmak olarak, uzayıp gidiyor “timing” başarısı.9.9.1999 ile hayatımıza giren rakamların tekrarından oluşan tarihler “doğru zaman” bazıları için. En son 10.10.2010 furyasını yaşamıştık. Hastanelerde sezaryen doğum, nikâh dairelerinde ille de o tarihte evlenmek isteyenlerin oluşturduğu kuyruklar eşliğinde.11.11.2011 var şimdi sırada.Rakamların mihmandarlığında, bir nevi

I-

Her şey bir zamanlama meselesi olarak giriyor hayatımıza.

Doğru yerde, doğru zamanda olmak, doğru yerde doğru insanlarla bir arada olmak olarak, uzayıp gidiyor “timing” başarısı.

9.9.1999 ile hayatımıza giren rakamların tekrarından oluşan tarihler “doğru zaman” bazıları için. En son 10.10.2010 furyasını yaşamıştık. Hastanelerde sezaryen doğum, nikâh dairelerinde ille de o tarihte evlenmek isteyenlerin oluşturduğu kuyruklar eşliğinde.11.11.2011 var şimdi sırada.

Rakamların mihmandarlığında, bir nevi zaman üzerinden kader belirleme stratejisi.

Hakikat ile bağlantı kopunca, batılın sunduğu seçenekler göz kamaştırıyor.

Dosto, dostumuz bildiğimiz Dosto, yüz yıl evvelinden Tanrı yoksa her şey mubah demişti.

Mubah, mubahlığını en çok nasibin zorlanmasından kazanıyor.

“Kendi zamanına” Sahip olmak isteyenler, ölüm zamanını da ötenazi üzerinden tartışmaya açıyor.

İntihardan farkı nedir ötenazinin? İntihar bir anlık bir cinnet ise, ötenazi planlanarak gerçekleştirilmiş ölüm zamanı örgütlemesi.

Ölenin değil, arkada kalanların kotardığı bir “ölüm zamanı” başarısı da var.

Gidenin arkasında bıraktıklarının satışına talip olanlar yazıyor çoğu zaman hikâyeyi.

Gideni tek bir cümleye sıkıştırarak.

Hayatını ve ölümünü reklam sloganı kılmaya çalışarak.

Bütün bunları yazmama vesile olan… Geçen hafta; uzun süredir çektiği kanserin elinden ölümü tatmış olan, Haldun Taner Öykü ödülü sahibi Ali Teoman''ın vefat haberinin veriliş biçimi.

Kitabını beklerken öldü diyordu manşetler. Matbaadan gelen kitabını göremeden öldü diye devam ediyordu. Ölümü üzerinden bir “satış” yakalama telaşı vardı sanki.

Böyle oluyor artık. Rahmetli “zamanında” ölerek iz bırakabiliyor ancak. Böyle yaşamıştı değil , “ Tam da şimdi öldü” üzerinden veriliyor ebediyete intikal haberi. Ölümün hatırlattıkları üzerinden değil yani. Ölümün getireceği kar üzerinden.

II-

Zor, yorucu bir haftanın nihayet ortasına geldim diyerek çarşamba gününe yorgun ve mütevekkil bir kalp ile başlamıştım. Vakit öylenden sonraydı. Hale Kaplan Öz aradı. Size kötü bir haberim var dedi. Ali Teoman ölmüş. Bütün Ali''ler bütün Teoman''lar birbirine karıştı.

Hani siz onun kitabı hakkında bir yazı yazmıştınız dedi Hale.

Benim hafızam sahne sahne çalışıyor. Bir ismi, bir yüzü hatırlamakta güçlük çekiyorum çoğu zaman.

Siz onun kitabı hakkında bir yazı yazmıştınız hani kendi kitabını kadın müstearıyla yayınladığına dair deyince… Birden Gezi Pastanesinde Ali Teoman, Ayfer Tunç, Sadık Yalsızuçanlar ile yapmış olduğumuz yuvarlak masa toplantısını hatırlayıverdim. Toplantının ev sahipliğini şimdi başarılı bir romancı olarak edebi kamuya dâhil olmuş olan Aslı Tohumcu yapmıştı.

Efendi, sakin bir adamdı. Ama beni en çok etkileyen tarafı, daha çok yazabilmek için mimarlık kariyerini terk etmiş olmasıydı.

Yazmak bir adanma meselesiydi.

Oysa edebi kamu; ne vakittir, vazgeçerek gelenlerin değil, güce talip olduğu için “burada” olmayı stratejik bulanların paraşütle indikleri mekân.

Edebi kamuya adımını bir oyun eşliğinde atmıştı Ali Teoman. Yazdığı kitabı Nurten Ay ismiyle yayınlayıp Haldun Taner Öykü ödülünü kazanmıştı. Nurten Ay diye biri vardı üstelik. Kanser teşhisinin konduğu sıralar karar vermişti bu oyunu bozmaya.

“Kitabının matbaadan gelmesini beklerken öldü” haberi üzerine öğrencileri duygularını yazmışlar Ekşi Sözlükte. Habere gönül koymuşlar tıpkı benim gibi. O yazdığınız cümleleri keşke hocanız okuyabilmiş olsaydı dedim.

Keşke “görmek” için ölmesini beklemesek herkesin.