Dolmabahçe"de “İmaj yönetimi hasar denetimi”

00:0019/04/2010, Pazartesi
G: 3/09/2019, Salı
Fatma Barbarosoğlu

Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan 17 Nisan Cumartesi günü saat 10.00-16.00 saatleri arasında Dolmabahçe ofisinde yazarlarla buluştu. Bu davete icabet edebilecek sıhhate ve vakte sahip olduğum için altı saat boyunca hiç sıkılmadan dinledim. Ne vakittir üzerinde düşünmekte olduğum “nezaket paydası” konusunda yeni veriler elde ettim.Hükümetin toplantısına katılmamın muhalif duruşumu engelleyebileceği endişesini hiç taşımadım. Nereye gidersek gidelim “kendimizi” götürdüğümüz sürece, ne yazarlığımız

Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan 17 Nisan Cumartesi günü saat 10.00-16.00 saatleri arasında Dolmabahçe ofisinde yazarlarla buluştu. Bu davete icabet edebilecek sıhhate ve vakte sahip olduğum için altı saat boyunca hiç sıkılmadan dinledim. Ne vakittir üzerinde düşünmekte olduğum “nezaket paydası” konusunda yeni veriler elde ettim.

Hükümetin toplantısına katılmamın muhalif duruşumu engelleyebileceği endişesini hiç taşımadım. Nereye gidersek gidelim “kendimizi” götürdüğümüz sürece, ne yazarlığımız yara alır ne entelektüel kumaşımız.

Herkesin öncelikle kendi küçük hikâyesini anlatarak başladığı toplantıda; bazıları “korsan konferans”ın sınırlarını zorlayacak kadar uzun konuşurken benim gibi çok kısa konuşanlar da vardı. Başörtülülerin dar alanda havasız kalışlarına Ahmet Turan Alkan''dan ödünç “üç noktanın söylediği” ifadesiyle değindikten sonra bu toplantının dinleme estetiğini temrin ettirmek üzere çok olumlu olduğunu söyledim. Çoğunluğun fikirlerini genel bir bakış açısıyla aktardığı toplantıda, Mardinli gençlerin üniversite sınavına başka şehirlerde girmek zorunda olmasının sakıncalarına dikkat çekerek küçük hikâyelere sahip çıkmaya çalıştım. (Konuyla ilgili olarak Sema Karabıyık''ın Yeni Şafak Pazar''da yazmış “Sınav Sürgünü” yazısını mutlaka okumalısınız.) Hükümet ve özellikle Milli Eğitim Bakanlığı Güneydoğu''da yaşanmış olan “sınav sürgünü” meselesini resmi açıklamalarla geçiştirmemeli. Resmi açıklamalar hasar denetimi ve imaj yönetimi için son derece yetersiz ve inandırıcılıktan uzak yöntemlerdir. Sınav sürgününe maruz kalmış gençlerin sıcak yarası ile bir an önce ilgilenilmesi gerekiyor. Açılımın başarısı, küçük hikâyelere gösterilen şefkat ve duyarlılıkta yatıyor.

Yaklaşık altı saat süren uzun bir toplantıda Başkanımız''ın bir an bile düşmeyen temposuna tanık olmak çok etkileyici idi. Ben daha eve dönmemiştim ki, deniz otobüsünde Başbakanımız''ın Antalya açılışı sırasında yapmış olduğu konuşmaya tanık oldum.

Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan, her söylediği kelimeye kalben inanarak biz yazarlara hitaben yaptığı o uzun ve etkileyici konuşmasından sonra, orada bulunan ve söz alan her yazarın görüşlerini ve sorularını not aldı ve daha sonra da tek tek cevap verdi.

Dikkatin yoğun, tasvir ve analizlerin daha ziyade rasyonel olduğu toplantıda sonlara doğru gerilimli dakikalar yaşandı. Alev Alatlı kurmaya çalıştığı üst dili maalesef verdiği yanlış örnek yüzünden önce kendisi yıktı. Alev Alatlı kimlikçi yaklaşımlara prim vermediğini akran olmaya önem verdiğini vurgularken akranım kim mi sorusunu sorarak “Hırant''ı isterim, Etyen''i istemem” diye bir cümle kurdu. İşte bu cümle daha önce söylemiş olduğu bütün cümlelerin doğru anlaşılmasını o andan itibaren imkansız hale getirdi.

Vivet Kanetti ise “Hırant öldü, ama Etyen''e sahip çıkarız” diye bir konuşma yaptı. İki yazar kadının kendi ismi üzerinden bir tartışma yürütmesine rağmen, Etyen Mahçupyan son derece analitik bir yaklaşımla hem duruşunu korudu hem de ortamın gerilimini hafifletti.

Alev Alatlı kendi turnosol kağıdını örneklemek üzere şöyle bir tasvirden yola çıktı: Kimin tarafından yargılanmak isterim? Cumhuriyet hakimi tarafından mı, rast gele seçilmiş 12 kişi tarafından mı? Alatlı cumhuriyet hakimi tarafından yargılanmak istediğini söylerken, Etyen Mahçupyan rastgele seçilmiş 12 kişi tarafından yargılanmak istediğini, çünkü bu topluma inandığını söyledi.

Ben ne cumhuriyet hâkimi tarafından, ne de rastgele seçilmiş 12 kişi tarafından yargılanmak isterim. Çünkü cumhuriyet hâkimleri matematiksel kurallarla yargılamıyorlar. Aynı suçu işlemiş kişiler bazı mahkemeler tarafından beraat ettirilirken, bazı mahkemeler tarafından mahkûm ediliyorlar. Rastgele seçilmiş 12 kişi de istemem. Çünkü kendi sınıfına, kendi ailesine duyarlı ama ötekilere karşı son derece uzak bir dil tutturan ya da son derece holigan tavırlar sergileyen üç kişi, o on iki kişilik jürinin içine düşerse jüri aklıselimini kaybeder. Hukuku matematiksel ilkelerle yürüten bir savcı ya da kalbi olan on iki kişi. Her ikisi de kabulüm.

Mesele kalbi olan insanları eğitecek eğitim sistemimizin giderek zayıflamasında. Hilmi Yavuz''un işaret ettiği üzere lise eğitiminin ölmesi neyin iyi neyin kötü, neyin doğru neyin yanlış olduğunun kavranmasını da engelliyor.

Kürt aydınların Kürt milliyetçisi yaklaşımlara prim vermemesi, Türk aydınların “Nereden çıktı bu kimlik meselesi ben anlamıyorum hiçbir şey” diyerek olan bitene uzak durması, sürecin yanlış yola girmesi riskini taşıyor. Bu bakımdan Beşir Ayvazoğlu''nun Kürt milliyetçilerine yapmış olduğu uyarıyı son derece önemli görüyorum. Ayvazoğlu 1930''lu yıllarda herkesi ve her şeyi Kadim Yunan''a varıncaya kadar Türkleştirme politikalarının yanlışlığına işaret ederek bu hatanın Kürt milliyetçileri tarafından tekrar edilmemesi gerektiğini söyledi.

Sonuç olarak ülkemizin girmiş olduğu bu demokratikleşme sürecinden başarı ile çıkabilmesi için, söylediklerimizin öte tarafta nasıl anlaşıldığını dikkate almak zorundayız. Çünkü şu an daha ziyade algı üzerinden yaşanan bir gerilime muhatabız. Dilimizi saldırgan ifadelerden, bünyemizi alınganlıklardan arındırmak zorundayız.

Keşke diyorum, aydınlar da Başbakanımız''ın sahip olduğu dinleme estetiğine sahip olabilseydi. Velhasıl davet edenlere ve davete icabet edenlere selam olsun.

Ve dahi gelmeyenlere de selam olsun.