
Ölümlüyüz diye başlıyor zihnim güne. Ölümlüyüz, ölümlüsün, ölümlüler.
Bazı geceler sıçrayarak uyanıyorum. Pencereye koşuyorum. Çok şükür dünya yerinde duruyor. Gök yerinde, yer yerinde. Dağlar yürümeye başlamamış henüz.
Kendimi kontrol ediyorum. Gözlerim görüyor, ellerim tutuyor ve duyuyorum ve yürüyorum ve camı açtığımda duyduğum serinliğin kokusu.
Şükrünü eda edememiş bir yolcu olarak işte o noktada kopuyorum. Serinliğin kokusu. Kışın kokusu beni korkutuyor.
Dünya yerinde duruyor diye şükrederek uyandığım bu sabah; kaç yolcunun, kaç hancının, kaç dertlinin, kaç kederlinin, ölümü bedeninde erken ağırlamaya başlamış kaç hastanın sızısını barındırıyor.
Evin sıcaklığını arkamda bırakarak çıktığım erken sabah saatlerinde,en ziyade dayanışmanın dilini buluyorum. Sabah vakti kendimi bütün gençlerin annesi gibi hissediyorum, bütün yaşlıların evladı, bütün engellilerin hemşiresi.
Gün ilerledikçe kimsenin kimseyi görmediği umarsızlığın coğrafyasında yürümeye başlıyorum.Yaralana yaralana yol alıyorum.
Belki bana öyle geliyor. Ama sanki merhametin rengi en çok sabaha yakışıyor.
Şu yanı başımda uyuyan genç kadın mesela. Çantasını dizlerinin üzerine koymuş. Çantasının üstünde cep telefonu. Cep telefonunu uykusunda bile şefkatle kavramış ince narin beyaz elleri. Yavaşça eğilip yüzüne bakıyorum. Uykuya teslim gözlerinin vereceği ipucundan yoksun olunca, yaşını tahmin etmekte güçlük çekiyorum. Alnındaki çizgiler, yanak ile burun arasındaki çizgiler yaşını tahmin etmemi sağlamıyor. Çünkü bu çizgiler ekran çizgisi. Bilgisayar ile iş yapan bütün yüzlere erken konmuş çizgiler.
Bu saatte aynı kaderin, kederli yolcuları olarak sınırlarımızdan geriye çekilmiş mağluplarız.
Muzafferler dua etmeyi bilseydi ve şükrün kıymetini bilseydi zafer ile kazandığı şeyleri kendisine emanet bilseydi dünya başka bir yer olurdu.
Dünyanın çelişkisi tam da burada hükmünü icra eder. Şükrün kıymetini bilmeye en yakın duranlar mağluplardır. Yenilginin tefekkürüdür insanın dilini derinleştiren, kalbini derinleştiren. Ne ki yenilgimizin farkında olmayız çoğu defa. Mağlubiyetimizi zafer diye kucaklarız...
Bizi daima mağlup eden ortak düşmanımız uykudur. Efendimizin küçük ölüm buyurduğu uyku. Uyku küçük ölüm, ölüm büyük uyku.
Yüzündeki çizgileri okuyamadığım genç kadının vücud dili niye bana bir mağlubun vücud dilini düşündürüyor? Başı yavaşça yana kaydığı için mi?
Titreşim duymak umuduyla şefkatle kavradığı cep telefonunu çantasına/cebine yerleştirmeyip elinin altıda tuttuğu için mi?
Kadının uykusunda bile telefonundan esirgemediği şefkate dair düşünürken, burnumun direği sızlıyor. İnsanın insana göstermediği ama insanın bütün makinelere gösterdiği şefkat ve itina.
Sabahın erken saatlerinde zihnim ve kalbim en saf haline kavuşuyor, herkese yakın ve herkes için dua ederken buluyorum kalbimin bahçelerini. Bir Yunus Emre ilahisi gibi salınıyor içimde cümleler.
Kadının, telefonun üzerinde duran; itina ile ses/titreşim bekleyen parmaklarına bakarken; ey Rabbim diyorum, bir yerde bu kulun gibi mesaj bekleyen ama mesajı 70 bin alemden bekleyen, beklerken kainatın kalbine, kalbini dayamış biri var mı?
Dünya boş değildir ve elbet senin emanetin kim bilir nice kalplerde nice hallerde gizli öylece bilinmeyi beklemektedir...
O kullarını bize sevdir. Bize göster. İçimize hassasiyetin rengini armağan et.
Akşam olmadan duam kabul oluyor. Hassasiyetin bahçesinden bir kul görüyorum. Dünyamızdan bir vakit önce ayrılmış olması onu "görmeme" engel değil.
Şimdilik bu kadar belki pazartesi günü yazarım devamını. Belki de yazamam.
Her şeyin bir nasibi var. Duanın ve yazının da...
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.