
Zenginliğimiz nerede başlar? Fakirliğimizin sınırı nerede biter?
Her şeyi biriktiren modern insan neden hikâye biriktiremiyor, tecrübe biriktiremiyor, başına gelenlerden ders, tanıklıklarından ibret alamıyor?
Yaşadığımız Şehir/Otobüsname"nin uzun bir aradan sonra yeni baskısı yapıldı. Aranın uzun sürmesi benim hanemde kayıtlı kalacak bir husus.
Kulüp faaliyetleri dolayısıyla üniversite öğrencilerinin Yaşadığımız Şehir/Otobüsname kitabıyla ilgili olarak bendenize en sık sordukları soru şu: Biz niye Otobüsname yazamıyoruz? Ömrümüz yollarda geçiyor sizin rastladığınız hikâyelere biz niye rastlayamıyoruz?
Hikâyelere olaylar üzerinden rastlayamayız dedim bu soruyu ilk defa soran gence. Hikâyelere kelimeler üzerinden, kelimelerle rastlarız.
Nasıl yani dedi şaşırarak.
Tanıklığımızı ifade edebileceğimiz kelimelere sahip değilsek, o tanıklık bir hikâyeye dönüşmez. Anlamak dahi kelimelerledir. Kelime hazinesi kıt insanların sadece anlaşılma değil anlama sorunları da vardır.
Soruyu sormuş olan delikanlı itiraz etmek için söze başladı. Her akşam aynı şeyler nesini yazacağım ki, siz her defasında çok değişik olaylara rast gelmişsiniz. DEDİ.
Benim rast geldiğim olaylara her gün siz de rast geliyorsunuz. Lakin sıradan bulduğunuz için ilginizi esirgiyorsunuz, zaten insan yüzlerine değil elinizdeki cep telefonunun ekranına bakıyorsunuz. Mesela dedim geçen sabah şöyle bir şey oldu metroda...
Merakla dinlemeye başladı. Çok başka bir şey anlatacağımı umuyordu.
Genç bir kadın, oturduğu yerde uyuyor. Çantası dizinde, çantasının üzerine cep telefonunu koymuş, eli telefonun üstünde...
Tasvir etmeye devam edecektim ki delikanlı müsaade etmedi Hocam o bir şey mi ben geçen gün uyurken yere düşeni gördüm.
Merakla sonra dedim.
Ne sonrası dedi. Düştü işte!
Anlatmak istediğim tam da buydu dedim. Metroda uyuyan kadın yere düştü. Bu haber olur. Oysa tanıklığımızın hikâyeye dönüşmesi için tasvire ihtiyacımız var.
Sözünüzü kestim hocam affedersiniz dedi. Anlatmaya devam eder misiniz lütfen...
Uyurken telefonunu çantasının içine yerleştirmeyen, ola ki bir mesaj, bir sinyal gelir umuduyla çalınma riskini göze alarak elinin altında tutan genç kadın... Sustum.
Noldu hocam o genç kadına diye koro halinde sordular.
Farkında mısınız dedim biraz önce haber dili ile aktarıldığında e ne var ki bunda diye düşünürken şimdi birden merak ettiniz.
ETTİK dediler yine koro halinde.
Peki, neden merak ettiğinizi merak ediyor musunuz dedim.
Biz matematik öğrenciyiz bu kadar sözel bizi yorar dedi mavi tişörtlü delikanlı espri niyetine.
Dumanı üstünde o sabah yayınlamış olduğum (geçen Cuma"nın yazısı) yazının kupürünü çıkarttım kendi yazımı okumaya başladım.
Bir sessizlik.
Ama nasıl arı duru bir sessizlik.
İnsan kendi yazısını okurken ağlar mı?
Ağlar.
Çünkü bazı yazıların size ait olmadığını bilirsiniz.
Yazı bitti.
E dediler.
E derken...
Duanızın kabul olan kısmını bekliyoruz dediler.
Nasip dedim ya.
Nasip.
Bir ipucu verseniz diye ısrar ettiler.
Şöyle düşünün dedim: Nasibimizin bize nasip olması için bizim o nasibe hazırlıklı olmamız gerekiyor.
Nasıl hazırlıklı olacağız ki dedi mavi tişörtlü delikanlı.
Ayarlarımız dedim. Siz fabrika ayarları diyorsunuz ya. Fıtratımıza geri döneceğiz.
Karşılaştığımız her olaydan ibret bahsini çıkarmakla başlıyor fıtratımızın ayarlarına geri dönebilmemiz.
Hiç böyle düşünmemiştik dediler.
Onlar kendi içine bir anlığına dönmüşken burada bırakılım mı dedim.
Bırakmayalım daha bir şey konuşmadık ki dediler.(Toplantı 75 dakikadır devam ediyordu. Size anlattığım son bölüm.)
Bir şey konuşmak büyük cümleler, tumturaklı ifadeler, anlaşılmaz kavramlar eşliğinde konuşmak demek. Benim konuşmam onlara çok sıradan ve herhangi bir şey gibi gelmişti. Bir sürü ara sıcaktan sonra ana yemeği bekleyen bir halleri vardı.
Bizim sofra böyle arkadaşlar dedim taze ekmek ve bir tas sıcak çorba. Arkası yok anlayacağınız.
Cuma günü arkamda bıraktığım berrak yüzlü gençler benim nasibimdi. Hayatın zehrinden bir anlığına kurtulacağım bir nasip...
Nasip...
Bir önceki yazımda vaat ettiğim nasibimi yazmamı bekliyordunuz belki.
Yazmadım... Kelimelerim tutuklu kaldı. Nasibi yazılmamak bahsinde imiş. Bu bahse teslim olmaktan başka bir şey gelmez elden.
Lakin şunu çok iyi biliyorum ki, eğer yazarsam okuduğunuzda bu muymuş yani diyeceksiniz.
Nasip sadece nasip edilen için fevkalade hükmündedir. Diğerleri o nasibe "sıradan " muamelesi yaptığı için "nasip" onlar için asla "nasip" olmayacaktır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.