Edebiyatımızın “çalışan” kadınları/Çalışma hayatını terk eden Süheyla!

00:002/05/2012, Çarşamba
G: 5/09/2019, Perşembe
Fatma Barbarosoğlu

1- Dün çalışanların bayramını “kut”ladık. Biz bugün edebiyatımızın “çalışan kadın” profiline doğru bir yolculuk yapalım…Ahmet Hamdi Tanpınar Türk Edebiyatı''nın ilk çalışan kadın profilinin Felsefe-i Zenan''ın Zekiye''si olduğunu söyler. Kendisine katılmadığımı ifade etmek durumundayım. Çünkü Zekiye''nin, daha önce himayesini gördüğü Paşa''nın konağına paşanın isteği üzerine kızına ders vermek üzere gitmesini, çalışan kadın profili içinde ele almaktan ziyade, “ahretlik” kurumu içinde değerlendirmek

1- Dün çalışanların bayramını “kut”ladık. Biz bugün edebiyatımızın “çalışan kadın” profiline doğru bir yolculuk yapalım…

Ahmet Hamdi Tanpınar Türk Edebiyatı''nın ilk çalışan kadın profilinin Felsefe-i Zenan''ın Zekiye''si olduğunu söyler. Kendisine katılmadığımı ifade etmek durumundayım. Çünkü Zekiye''nin, daha önce himayesini gördüğü Paşa''nın konağına paşanın isteği üzerine kızına ders vermek üzere gitmesini, çalışan kadın profili içinde ele almaktan ziyade, “ahretlik” kurumu içinde değerlendirmek mümkün.

Çalışan kadın hikâyesi için Fatma Aliye Hanım''ın romanlarını beklemek gerekecektir. Muhadarat''ın Fazıla''sının çalışması İngiliz kızlarının drahoma biriktirmek üzere yabancı evlerde mürebbiyelik yapmasına benzer. Ne ki onun maksadı evlenmek değil, türlü zulüm gördüğü kocasından kaçmaktır. Fatma Aliye Hanım''ın kadın kahramanları kocalarının ya da üvey kardeşlerinin kendilerine yaptığı haksızlık yüzünden çalışmak zorunda olan kahramanlardır. Udi''nin Bedia''sı kocasının ihanetinden arta kalan yokluğu konaklarda ud dersi vererek kapatmaya çalışır. Refet romanının Refet''i hayatın karşısına çıkardığı bütün olumsuzlukları, öğretmen olarak aşabileceği ümidiyle eğitim hayatının içinde yol alır. Sonunda öğretmen olur. Eleştirmenlerimiz farkında değildir ama, Türk edebiyatının ilk gerçek “öğretmen”i Fatma Aliye''nin Refet''i dir. Acı olan şu ki Reşat Nuri''nin aşk acısını tamir etmek üzere kendini Anadolu''ya vuran Çalıkuşu Feride''si gibi, Refet de “fakirliğin ve çirkinliğin” yaralarını sarmak üzere kendini öğretmen olmaya adamıştır. Öğretmen kadın eşittir yaralı kadın imajı üzerinden mayalanmıştır edebiyatın öğretmenleri.

Tanpınar, Ahmet Mithat Efendi''ye olan mesafesinden dolayı olduğunu tahmin ettiğim soğuk duruşu, Ahmet Mithat Efendi''nin Filozof ve fazıl kızım hitabına muhatap olmuş Fatma Aliye Hanıma karşı da sürdürmüş; Fatma Aliye Hanım''ın romanlarını belli ki okumak lüzumu bile hissetmemiştir. Fatma Aliye''nin unutulmasının izini bu bakımdan Tanpınar''ın mesafesi üzerinden de aramak gerekecektir diye düşünüyorum.

Müstakil bir yazı konusu yapacağım inşallah ama, geçerken söylemiş olayım Fatma Saime İnceoğlu ve Zeynep Süslü Berktaş''ın yayına hazırladığı; Ahmet Mithat Efendi''nin Fatma Aliye Hanım''a yazmış olduğu mektuplar Fazıl ve Feylozof Kızım Fatma Aliye''ye Mektuplar adıyla, Klasik Yayınları tarafından yayınlandı. Böylece edebi kamu için muhteşem bir kaynak ortaya çıktı. Kitap sosyal bilim çalışanlar için engin bir hazine.

2- Türk Edebiyatı''nın çalışma hayatını terk eden ilk karakteri, kendi okumalarımla sınırlı bir gözlem olduğunu belirterek ifade etmem gerekirse Mustafa Kutlu''nun Yoksulluk İçimizde öyküsünün Süheyla''sıdır.

Süheyla gittiği işe gitmekten vazgeçmiştir. Evlenmeyi beklediği adamı sevmekten vazgeçmiştir.

Süheyla Rabbim bana eşyanın hakikatini göster diye dua eden bir peygamberin ümmeti olmanın idrakine varmış, gerisini boş vermiştir.

Popüler İslami romanların bir erkek tarafından hidayete kavuşturulan genç kızlarına inat, erkeğe yol gösteren bir “yıldız” olarak orada öylece parlamaya devam etmiştir.

Benim kuşağım için, yani kitabın yayınlandığı 1981 yılında, üniversite öğrencisi olan kuşak için Süheyla bizden biridir. Onun için Süheyla''nın aldığı kararlara hiç şaşırmadan eşlik ettik satır satır. Hiç şaşırmadan içimize yerleştirdik.

Ahşap bir evde anneciği ile yaşayan; güzel giyinen; moda dergileri takip eden; evleneceği adam olarak Engin''i annesine takdim eden Süheyla, bir gün bir ses duymuştur. Bir ses. Tıpkı tacı tahtı olan Kral''ın av peşinde ok atarken “Sen bunun için mi yaratıldın Ya İbrahim” sözüne muhatap oluşu gibi bir ses.

İbrahim nasıl tacını tahtını bırakıp eşyanın hakikatini zühd hayatının içinde bulduysa, Süheyla da “tahtını” yani çalıştığı daireyi öylece bırakmıştır.

Kalbine değen bir cümle ile, “Rabbim bana eşyanın hakikatini göster” duasının peşi sıra giden Süheyla, arkasında bıraktıkları ile zenginleşmiştir.

Bir zamanlar sevdiği adam Engin, kazandıkları ile fakirleşirken, Sühayla terk ettikleri ile zenginleşmiştir. Çeşit çeşit elbiseleri, tokaları terk ederek bir dünyadan vazgeçmiş “Müslüman” olmuştur.

Engin yükseldikçe yükselmiş ne ki Süheyla''dan kalan boşluğu hiçbir şey ile dolduramamıştır.

Kimdir Süheyla?

Yazarı onun modern Leyla olduğunu söylüyor. Nitekim Engin tıpkı Mecnun gibi hakikati onun yokluğunda bulacaktır.

Peki, biz onu ne kadar modern bir Leyla olarak okuduk? Biz yani kitabın yayınlandığı 1981 yılından 2000''li yıllara kadar bu kitabı okuyanlar…

Neden 2000 yılına kadar bir sınır koydum. Bu sınır mühimdir.

Bu konu burada bitmez devam ederiz inşallah…