
Çarşamba günü kaldığımız yerden devam edelim. Haftaya İngilizce öğretemeyen ülke olarak sondan ikinci olduğumuz değerlendirmesi üzerinden başlamıştık.
Çocuklarımıza her şeyi bir güzel öğretirken… Hay aksi şeytan iş İngilizceye gelince…
Böyle mi sahiden!
Veliler ile eğitim politikalarını yoğuranlar, durumun bu olduğunu inanıyor. Şimdiye kadar bir defa olsun bir veli toplantısında -ki 1996''dan bu yana veliyim- çocuklarının edebi zevki, matematik zekası, tarih bilinci,mekan şuuru kazanıp kazanmadığı ile dertli bir veli ile müşerref olamadım.Veliler çocuklarının kaç "net" yaptığı ile ilgiliydi.Bir de İngilizce konuşup -anlaması ile.Bir defasında çocuklarımıza sanat zevki diye bir cümleye başlamıştım ki az kalsın birkaç veli tarafından linç edilecektim.
Durum sadece İngilizce öğretememe/öğrenememe sorunu değil.1940''lı yılların ilkokulundan mezun olanların 1970''li yılların lisesinden mezun olanlardan çok daha iyi el yazısı ve dört işlem kabiliyeti vardı.
Eğitim politikaları süte katılan su misali… Bir tas bir tas daha derken… Ortada ne süt kaldı ne su. Boz bulanık suyu ne yapacağımızı bilemiyoruz şimdi!
Pek mi karamsar geldi satırlarım.
Durumun vahametini iki olay üzerinden anlatmayı deneyeyim.
2012''lerin İstanbul''undan, iki muhafazakâr ailenin genç kızı üzerinden anlatacağım, eğitimdeki ana meselemizin öğrencisine öğrenme aşkı ve şevki aşılayamayan öğretmen meselesini olduğunu.
Büşra 6.sınıf SBS sınavından 440 puan aldı.7.Sınıf SBS''den 460. Babası kızına çalışma şevki vermek için Bak Büşra dedi bu sene yüksek puan alırsan seni istediğin özel okula göndereceğim. Çünkü özel okullar son sınıf puanına göre öğrenci alıyor. Bu vaat Büşra''da inanılmaz bir motivasyon oluşturdu ve son sene 490 puan alarak Halide Edip''in de okumuş olduğu Amerikalıların İşlettiği Koleje kayıt oldu. Şimdi haftada iki İngilizce kitap bitirerek, ödevlerini zevkle yaparak aile bireylerini şaşırtıyor. Aile bireyleri şaşırıyor,çünkü Büşra İlk öğretim yıllarında kitap okumaktan hiç hoşlanmayan çocuktu.
Şimdi gelelim diğer örneğimize. Y. çok başarılı bir çocuk. İlkokul 3.sınıftan itibaren düzenli olarak kitap okuyan, sorumluluk bilinci yüksek bir öğrenci. O da tıpkı Büşra gibi 6.sınıf SBS imtihanında 440 civarında bir puan aldı. Fakat 7. Ve 8.sınıftaki SBS sınavlarından 490''üzerinde puan kazandı. Ve Puanı oldukça yüksek bir Anadolu Lisesine kaydını yaptırdı.
Büşra öğrencisi olduğu yabancı okulda okuma zevkini geliştirirken, Y.öğrencisi olduğu Anadolu Lisesi''nde okumaktan çok sıkılan bir öğrenci olma yoluna girmek üzere.
Neden mi?
Nedeni öğretmen farkı. Çünkü Lise birinci sınıf öğrencisine pek idealist öğretmenlerimiz ödev olarak mesela Cemil Meriç''in Kırk Ambarı''nı veriyor. Belli ki bu ödevi veren öğretmen Kırk Ambar''ın kapağını açmış değil.
Amerikan kolejinde okuyan çocuğa öğretmen, öğrencinin yaşlarında iken kendisinin bu tür ödevleri nasıl yaptığını hatırda tutarak günümüz öğrencisini motive edecek şekilde ödev veriyor. Mesela diyor ki, Şu romanı okuyun. Roman kahramanlarının kişisel özelliklerini birkaç cümle ile yazın. En beğendiğiniz cümlesi hakkında yarım sayfalık bir yazı yazın. Yani öğretmen "yapılabilir" bir ödev veriyor. Anadolu lisesindeki öğretmen ise hayatta okumadığı kitabı "Ben öğrencilerime ne derin kitaplar okutuyorum" cümlesini kurmak üzere ödev veriyor. Ya da dört yüz sayfalık romanı özetleyin diyor. Romanı özetleme yükümlülüğü okuma zevkini imha etmeye yeter.
Eğitim bir bütündür. Önce Türkçe ve Matematik. Diğer bütün dersler bu ikisinin üzerine bina edilir.
Altıncı sınıfta Matematik hocamız bize matematiği "okuma ödevi" olarak verirdi. Okur ve tahtada anlatırdık.
Bilmem meramımı anlatabildim mi?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.