Eğitimimizde sıcak vahşet-soğuk vahşet

00:0022/03/2010, Pazartesi
G: 3/09/2019, Salı
Fatma Barbarosoğlu

Mart ayı dert ayı derdi eskiler. Her türlü verginin Mart ayında ödenmesinden sebep. Bendenizin Mart ayı da dertli geçti. Üçüncü sayfa haberleri ile başım dertte. Üçüncü sayfa haberlerinin algılanışı ile başım dertte.Yoksa ben de gelen bahar ile ilgili hoş yazılar armağan etmek isterdim sizlere. Bahar dallarının insanın ayaklarını yerden kesen enerjisine tanıklığımı, taze doğmuş kuzularla henüz bir yaşındaki çocukların nasıl da birbirine benzer şekilde toprağın kalbinde dolandığını tasvir etmek isterdim.

Mart ayı dert ayı derdi eskiler. Her türlü verginin Mart ayında ödenmesinden sebep. Bendenizin Mart ayı da dertli geçti. Üçüncü sayfa haberleri ile başım dertte. Üçüncü sayfa haberlerinin algılanışı ile başım dertte.

Yoksa ben de gelen bahar ile ilgili hoş yazılar armağan etmek isterdim sizlere. Bahar dallarının insanın ayaklarını yerden kesen enerjisine tanıklığımı, taze doğmuş kuzularla henüz bir yaşındaki çocukların nasıl da birbirine benzer şekilde toprağın kalbinde dolandığını tasvir etmek isterdim. Hem siz mutlu olurdunuz bu satırları okurken, hem ben mutlu olurdum o satırları yazarken.

Dünya Şiir Günü ile Nevruz''u bir arada selamlayıştan da ne hoş yazılar çıkardı.

Lakin bahara dair yazı yazmak bendeniz için farz-ı kifâye hükmünde.

Benim için farz-ı ayın olan konular, üçüncü sayfa haberleri.

Olay geçen hafta Konya''da yaşandı. Kitabını evde unutmuş olan yedi yaşındaki 0.''ya öğretmeni bir tokat attı. Buraya kadar olay maalesef haber değeri taşımıyor. Necip memleketimde her gün ne öğretmenler ne tokatlar atıyor öğrencilerine. Ne cezalar veriyorlar “eğitim” adına.

Mesela, Maltepe sınırları içinde bir devlet okulunda İngilizce öğretmeni dersini yapmayan çocuğun boynuna bir yafta asarak tek tek okulun bütün sınıflarını gezme cezası verdi. Yaftada şu cümleler yer alıyor: “Ödevimi yapmadığım için ben bir salağım. Ben bir eşeğim.”

Okuldaki birkaç sınıfı bu şekilde gezmişti ki K. öğretmenin sınıfının kapısını çaldı. K. öğretmen çocuğun boynundaki yaftayı görünce şaşırdı. “Bu nedir?” diye sordu. Öğrenci öğretmeninin verdiği ceza olduğunu söyledi. Böyle ceza olmaz dedi K. öğretmen.

Hiçbir eğitim cezası, insan haysiyetini ve onurunu yaralayıcı şekilde olamaz. Adına “Öğretmen” dediklerimizin ceza konusunda ne kadar da eğitilmeye muhtaç olduğunu Milli Eğitim Bakanlığımızın acilen görmesi gerekiyor.

Fakat Konya''da yaşanan “şamar cezasına” “haber değeri” katan vahşetin boyutları, tamamen farklı bir alandan boy veriyor.

Çünkü ücretli Aynur Öğretmen, Türkçe kitabını getirmedi diye yedi yaşındaki öğrencisine tokat atmakla öfkesini dindiremeyerek, öfkesi üzerinden bir işkence senaryosu uyguladı. 29 kişilik sınıfta 28 öğrencinin tek tek O.''ya tokat atmasını sağlayarak.

Her yıl yüzlerce kişi öğretmen olmak üzere mezun olurken, sıranın kendisine gelmesini beklerken, ücretli öğretmen istihdam etmeyi bir kenara yazalım.

Öğretmenin öğrencisine tokat atmasını da bir kenara yazalım. Çünkü bunların kötü olduğunu hep beraber görebiliyoruz.

Bir de farkında olmadığımız kötülükler var. Kötülükte ittifak edilmez hükmümüz var değil mi? Öğretmen bir kişi olarak bir tokat attı. Peki, o 28 öğrenci hangi şartlarda arkadaşına tokat attı? Bunu bilmek zorundayız. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu''ya buradan sesleniyorum. Olayın nasıl vuku bulduğunu, nasıl gerçekleştiğini, soruşturmanın nasıl yapıldığını bütün teferruatıyla bilmek istiyorum. Bu teferruatların nasıl değerlendirildiğinden haberdar olmak istiyorum.

Kötüye kötü diyemiyoruz. Beş gün boyunca bir vesile ile muhatap olduğum velilerle sıcak ve soğuk vahşeti aynı anda uygulayan öğretmeni ve sınıfın 28 öğrencisini konuştum. Kötüye neden hep beraber kötü diyemediğimizin izini sürmek üzere. “O sınıfta sizin çocuğunuz olmuş olsa idi, akşam eve geldiğinde ilk tepkiniz ne olurdu?” diye sordum. Üzülerek gördüm ki, velilerin tavrı güçlüden yana. “Öğretmen demiş, öğrenciler ne yapabilirdi ki!” şeklindeydi. Yani aynı veli dayak yiyen çocuk kendi çocuğu olduğunda adalet istiyor, ama tokat atan kendi çocuğu olduğunda haksız durumu “adaletin kendisi” olarak kabul ediyor. Sadece bir kişi “Çocuğum o senin arkadaşın, sen ona nasıl tokat atabilirsin! Atmıyorum öğretmenim demelisin. Öğretmen sana da tokat atacak olsa bile bundan vazgeçmemelisin, derdim” dedi.

Yani önce biz veliler olarak soğuk vahşeti onaylayan bir tavır içindeyiz.

Bir de madalyonun daha tehlikeli olan diğer yüzü var. 28 öğrenci acaba arkadaşlarına tokatı “vazife icabı” olarak mı attılar, yoksa tokat atmaktan zevk duyarak mı? Yani öğrenciler sıcak vahşet üzere miydiler, soğuk vahşet üzere mi?

Ne demek istediğimi daha iyi anlatabilmek için sıcak ve soğuk vahşet tabirlerini açıklayayım müsaadenizle. Kavram psikanalist Aleksander Mitscherlich''e ait. Vahşeti ikiye ayırıyor Mitsherlich. Caniye zevk verenler ki bunu “sıcak vahşet” olarak adlandırıyor; diğeri ise caninin doğrudan doyuma ulaşmasına neden olmayan “soğuk vahşet”. Mitsherlich, soğuk caniye “vahşet işçisi” adını veriyor.

Öğretmenin öğrenciye tokat vurarak uygulamış olduğu şiddet “sıcak vahşet”. Öğretmen öfkesini yenemediği için -ki bir öğrencinin kitabını getirmemiş olması öğretmeni öfkelendirecek bir şey değildir- kitap getirmeyen öğrencisini tokatlayarak öfkesini “zevk”e dönüştürmüştür. Oysa öğretmenlerinin emri üzerine arkadaşlarına “vazife icabı” tokat atan çocukların eylemi, soğuk vahşete örnek gibi görünüyor ilk bakışta. Beni asıl endişelendiren konu tam da bu.

Bu tokatlar “vazife icabı” atılmamış da olabilir. O çocukların bir kısmı oynadıkları internet oyunlarının etkisiyle arkadaşlarına işkence yapmış olmaktan müthiş bir zevk duymuş olabilirler. Yani sıcak vahşetin özneleri olarak öğretmenlerine eşlik etmiş olabilirler.

Velhasıl olay bir soruşturmayla, öğretmenin işine son vermekle geçiştirilebilecek bir olay değil.