
"50 TL''lerin bir yüzünde Fatma Aliye Hanım''ın resmi olacak." Haberi duyduğumda önce çok mutlu oldum. Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz''a teşekkür mektubu kaleme alacak kadar duygulandım. Sonra içimde bir boşluk oluştu.
Çelişkilerimin boşluğu. Merhume bunu ister miydi?
Biliyorsunuz birkaç yıldır her vesile ile Fatma Aliye hanımdan bahsettim. Fatma Aliye: Uzak Ülke isminde bir roman kaleme aldım. İki yıldır davet edildiğim her programda ben size önce Fatma Aliye Hanım''ı anlatayım. Çünkü o bizim kristal aynamız. Kendimizi görmemiz için o aynaya bir bakmamız gerekiyor dedim. En son Berlin''de Fatma Aliye hanımı anlattım.
Çünkü 120 yıl sonra hâlâ daha Fatma Aliye hanımın yaşadığı sıkıntıları yaşıyor olduğumuzu fark ettim. Edebi kamuda tartıştığımız konular ve kendimize bakışımızın, kendimizi ifade edişimizin bile fazla değişmediğini, sadece giderek kalitesinin ve derinliğinin azaldığını fark ettim. Azala azala yaşadığımızı.
Unutuluşun coğrafyasına İttihat Terakki dönemi ile birlikte girip cumhuriyetten sonra tamamen orada kilitli kalan Fatma Aliye hanımı muhataplarıyla buluşturmak için bir insanın sarf edeceği ne kadar çaba varsa sarf ettim. Hatırlarsınız bu köşeden 2007 yılını kendi çapımda Fatma Aliye hanım yılı ilan ettiğimi yazdım. Hal böyle olunca Merkez Bankası''nın 50 TL''nin bir yüzüne Fatma Aliye hanımın resmini koymasını ilk anda maksat hasıl oldu işte diye değerlendirdim.
Maksat!
Maksadım neydi bu soruyu içime bir burgu gibi salıp döndürdükçe döndürdüm.Niyetleri gözden geçirdim.Bir kaç ay önce Frankfurt Kitap Fuarı kapsamında Fatma Aliye h anım için muhakkak bir stand açılması sergi düzenlenmesinin gerektiğini ilgili kişilere ulaştırmak üzere e-mektuplar yazdım. Bu mektuplardan biri de Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü Yayımlar Bölümü Müdürü Ümit Yaşar Gözüm''e gönderildi, kendisi de konuyu sivil toplum örgütlerine açacağı bilgisiyle cevapladı mektubumu.
Hatta konuyu doğrudan Kültür Bakanı Ertuğrul Günay ile konuşabilmek maksadıyla randevu almaya çalıştım, randevu talebim aylar sonra dikkate alındı. Bakan Bey''in katılacağı bir toplantıda ayaküstü kendisini görebileceğim iletildi. Kendi meselem olsa belki ayaküstü görüşmeyi göze alabilirdim. Ama bu Fatma Aliye hanımın ruhaniyetine yapılacak bir haksızlık olduğu için aylar sonra verilen randevu için teşekkür etmekle yetindim.
Netice olarak Kültür Bakanı Ertuğrul Günay ile görüşemedim.
İnsanların kişisel isteklerinin yanında benim talebim fazlasıyla "romantik" bir talepti çünkü. Ne diyecektim? Sayın bakanım “Fatma Aliye Hanım''ı size anlatmak istiyorum. 1862-1936 yılları arasında yaşamış ilk kadın muharriremiz, ilk kadın felsefecimiz, büyük Ortadoğu projesinin kadın özgürlüğü üzerinden üzerimize salınan hamlelerine karşı hâlâ en etkili kalkanımız. Bizim modernleşme maceramız bugün ve buradan başlamıyor. Bunu önce kendimize sonra bütün dünyaya anlatmamız gerekiyor. Frankfurt Kitap Fuarı''nda Fatma Aliye Hanım için yapılacak etkinlikler derdimizi anlatmak için biçilmiş kaftan” mı diyecektim!?
Bunların hiçbirini söyleyemedim.
Frankfurt Kitap Fuarı''yla ilgili olarak basına yansıyan bilgilere bakılırsa Fatma Aliye hanım adına düzenlenmiş bir etkinlik yok.
Ama hayatı boyunca "ilklerin kadını" olan Fatma Aliye hanım ölümünden sonra da "ilk" olmayı sürdürüyor. Çünkü o banknotlara resmi konan ilk Türk kadını.
Fatma Aliye hanım elden ele dolaşacak paraların üzerinde resminin olmasını ister miydi?
Bana öyle geliyor ki istemezdi. Bana öyle geliyor ki istemezdi diyerek hükmümü "bence" frekansında bırakacak değilim.(Çünkü en muhkem tartışmalarda bile taraflar bence deyip bırakıyorlar iddia etmekte oldukları fikirleri.) Romanda da yazdığım hiçbir cümleyi bana öyle geliyor ki diyerek yazmadım çünkü. Cumhuriyet Kitap''ta Metin Celal, romanı yazan (yani bendeniz) muhafazakar olduğu için ilk feminist yazarımızın da zoraki muhafazakar yapıldığını iddia etti. Oysa ilk feminist yazar Fatma Aliye''nin kız kardeşi Emine Semiye''dir. Fatma Aliye Hanım, kavramın bütün nüanslarına sahip çıkacak kadar muhafazakar bir kimliktir. Ben onun bu kimliğini "babasının kızı" imajı içinde leit motif olarak verdim roman boyunca.
Banknotlarda resminin olmasını istemezdi. Neden istemediğini merak edenler Fatih Kerimi''nin İstanbul Mektupları adlı kitabında Fatma Aliye bahsine bakabilir. Fatih Kerimi 1912 yılında üç meşhur Osmanlı kadınını ziyaret eder. Fatma Aliye, Halide Edip, Şair Nigar. Fatih Kerimi modern ve dahi modernist bir adam olduğu için Halide Edip ve Nigar Hanım''ın modern tavırlarından ziyadesiyle etkilenir. Onlar da zaten Fatih Kerimi''yi başları açık olarak kabul etmişlerdir. Fatma Aliye Hanım ise Fatih Kerimi''yi uzun bir elbise ve beyaz başörtüsü ile kabul etmiştir. Fakat işin enteresan tarafı Şair Nigar Hanım''dan geriye feraceli ve yaşmaklı fotoğraflar kalmışken Fatma Aliye Hanım''dan geriye birkaç topuzlu resim kalmıştır. Yaşlılık zamanlarında çekilmiş olan sıkmabaşlı fotoğrafı çok silik olduğu için kullanıma uygun değildir.
Netice olarak şunu söylüyorum: Merhume kendi fotoğrafının elden ele dolaşacak banknotlarda olmasını istemezdi. Pederi Ahmet Cevdet Paşa''nın resminin olmasını tercih ederdi. Ama Merkez Bankası banknotlara ilk kadın olarak Fatma Aliye Hanım''ın resmini koyarak, Osmanlı modernleşmesi ile Cumhuriyet modernleşmesini birleştiren bir köprü kurmuştur.
Prof. Dr. İlber Ortaylı ve geçmişin sesini romanlarında zapteden Selim İleri, Fatma Aliye Hanım''ın o kadar da önemli olmadığını belirttiler. İlber Hoca tercihini Halide Edip üzerine kullandı. Oysa Fatma Aliye hanım olmasaydı Halide Edip çok zor olurdu.
Halide Edip''in edebi kamuya ağrısız ve sancısız kabulünün arka planında da Fatma Aliye Hanım''ın yazar kadın olarak o çok saygın kimliğinin katkısının ne kadar önemli olduğunu teslim etmemiz gerekiyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.