Emine Teyze: Kendi gitti, menkıbesi kaldı ardında

00:0030/03/2011, Çarşamba
G: 4/09/2019, Çarşamba
Fatma Barbarosoğlu

Bahar dalları patlamış. Ne zaman çiçeğe durmuş ağaç görsem; rahmetli büyükannemin hasta yatağında, penceresine vuran ceviz ağacının uyanmış dallarına bakarken, "Artık ağır hastalar ölür" dediği geliyor aklıma. Sanki başka bir âlemden söylüyor gibiydi. Sular çoğaldı diye tekrarlamıştı. Ağır hastalar ölür artık.Suların çoğaldığı, ağaçların bahara durduğu mevsimde değil, sonbaharda kaybettik onu. Hiç ağır hasta olduğunu bilmedi. Hayatı boyunca teneşir güzelliği isteyen duası kulaklarımda, vücudunda

Bahar dalları patlamış. Ne zaman çiçeğe durmuş ağaç görsem; rahmetli büyükannemin hasta yatağında, penceresine vuran ceviz ağacının uyanmış dallarına bakarken, "Artık ağır hastalar ölür" dediği geliyor aklıma. Sanki başka bir âlemden söylüyor gibiydi. Sular çoğaldı diye tekrarlamıştı. Ağır hastalar ölür artık.

Suların çoğaldığı, ağaçların bahara durduğu mevsimde değil, sonbaharda kaybettik onu. Hiç ağır hasta olduğunu bilmedi. Hayatı boyunca teneşir güzelliği isteyen duası kulaklarımda, vücudunda bir gram et kalmayan hali ile geçti gitti. Teneşir güzelliği bu muydu dedim. Dünyada olan ne varsa hepsini dünyada bırakıp gitmek.

O günden bu yana ne zaman bahar dalı görsem, ağır hastalar ölür diyorum. Sanki ölümün mevsimi varmış gibi. Ama evet ölümün mevsimi var. Ölümün mevsimi onu en damardan hissettiğimiz zaman.

Pazartesi günü baharın ilk müjdecilerini görürken cenaze namazına yetişmenin telaşını yaşadım. Yol boyunca bahar dallarının, çuha çiçeklerinin, hercai menekşelerin, taze biçilmiş ot kokusunun mihmandarlığında hayat ile ölümü birbirine katık ettim.

Hayat, reklam panoları, tabelalar, yazlık kıyafetlerini erken giymiş gençlik olarak akıyor gözümün önünde. İnsan yüzlerine eşlik eden ilanlar: Yabancı dil kursu, Kütüphaneciler Haftası, yeni vizyona giren film Kaybolanlar Kulübü. Bahar sezonu.

Zeynep Kamil''in önünden geçiyoruz. Kim bilir ne sevinçler yaşanıyor bu hastanede. Ne acılar aynı zamanda. Ölüm ve doğum birbirine küs iki kardeş. Onları zihnimizde barıştıracak olan biziz, onlar asla barışmayacaklar. Biri geldiğinde öteki çoktan ayrılan olacak. Ancak zihnimizde ikisini bir arada taşıdığımız zaman dengeyi yakalayabileceğiz. Dengeyi ve kıvamı.

Karacaahmet Mezarlığı''nın içindeki Şakirin Camii''ne ilk girişim. Onca merak etmeme rağmen bir davet beklemiştim gidip görmek için. Davet Emine Teyze''den olacakmış.

Emine Teyze ile birkaç defa karşılaşmıştık. Ama ondaki "davet sevinci" onun her türlü hikâyesini, menkıbesini biriktirmeme vesile oldu. Çünkü o, menkıbesi olan bir kadındı.

Onun küçük hikayesinde Türkiye''nin büyük hikayesini görmek mümkün. 1970''li yılların dini heyecanını hiç yitirmedi. Alzheimer olduğunda bile doğru bildiğini söyleme, insanları yanlıştan döndürme azmi hiç azalmadı.

İmam Hatip ruhunun zirvede olduğu dönemde oğullarını İmam Hatip okuluna yazdırırken, bir anne gibi değil şimdilerin moda ifadesi ile bir yaşam koçu gibi durdu arkalarında. "Ha gayret" diye şevke getirdi daima.

Oğullarını İmam Hatip okuluna layıkıyla Kur''an okumayı öğrensinler diye yazdırmıştı. Kendisi henüz layıkıyla okumayı bilmiyordu. Onların okuma gayretleri, içindeki ateşi iyice tutuşturmuştu.

Çok değişik rüyalar görmesi ile bilinirdi. Bir sabah, "Bana rüyamda Kur''an okumayı öğrettiler" diye uyandı. O günden sonra hayatını Kur''an öğretmeye adadı. Yeni tanıştığı birine bile Kur''an okumayı bilip bilmediğini sorardı. Bilmeyenlere öğretmeyi kendi vazifesi sayardı.

Hayata bakışı peygamberler tarihinin izindeydi. Anaya isyan, kocaya isyan, akla gelebilecek ne varsa onun izini manzum olarak ezberlediği peygamberler tarihinden bulup getirirdi.

Hayata ümmi olarak başlamış olan Emine Teyze onlarca kişinin İslam ile buluşmasına, İmam- Hatip eğitimi almasına, İlahiyat Fakültesi''ne gitmesine vesile oldu.

Doğru bildiği her şeyi hemen şimdi hayata dâhil etmenin telaşındaydı merhume Emine Teyze. Sevenler onu bu huyundan dolayı sevdi, uzak duranlar bu huyundan dolayı uzak durdu. İkindi namazını müteakip onu toprağın koynuna emanet edecekken, biricik kızının arkadaşı olarak toplanmış bizler, ikindi namazını eda etmek için Şakirin Camii''nin hanımlar mahfilinde, ikinci katta saf tutuyoruz. Cenaze namazının nasıl kılınacağını dair kısa bir sohbet oluyor. Aşağıdaki erkekler bölümünden bir ses yükseliyor. Gayet yüksek perdeden bir ihtar: "Susun ya! Camidesiniz. Erkekler var burada!"

Bu ihtar orada toplanan kadınların kalbini kıracak iken, üstelik Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez''in Cuma cemaatinde kadınlar için yer açma çabasının gazetelere manşet olduğu bir günde; cami cemaatinin kadınlara alışıp alışamayacağı "sosyolojik bir mesele" olarak hepimizi yakından ilgilendirecek iken tebessüm ediyoruz. İhtar ile gelen Emine Teyze''nin ruhudur adeta.

Nerde mübarek bir zatın meclisi var denilse şartlarını zorlayarak gider, Öğrenilecek çok şey var derdi. Öğrendiklerini hemen yaşamak, hemen öğretmek derdindeydi. Onun için adı mahallede "Şıh Emine Teyze" idi.

Hayatı boyunca kadınların ev işini fazla abartmasıyla mücadele etti. Hele kadınların birbirine nispet yapmak için temizlik hastası durumuna düşmesini hiç anlayamazdı. Yapılacak o kadar çok iş varken temizlik yapıyorum diye "kazınmaya" ne gerek vardı. Olmadık bir işi yapmış olanı ikaz etmek için kendine has bir duası vardı: "Hay lüzumsuz başı hayra gelesice, ocağı sönmeyesice."

Her an hazırdaydı. Etrafında dolaşan çocukları iki arada bir derede onlar farkında olmadan bir imtihandan geçirir; İslam dinine dair bilip bilmediklerini kontrol eder; acilen öğrenmesi gerekenleri hemen oracıkta hikâyeler eşliğinde anlatmaya başlayıverirdi.

Hayatı boyunca "kocakarı imanı"nı en güzel şekilde yaşadı. Öğrendiğinin hamalı olmadı hiç. Ne öğrendiyse onu derhal tatbik etti.

Üçüncü torununun müjdesini kendisine ulaştıran kızının arkadaşına, Bak kızım dedi, benim evladımın kız kardeşi yok. Ne mutlu ki Rabbim senin gibi bir arkadaş nasip etti. Sayende iki sevinci birden yaşıyorum deyip müjdesinin karşılığı olarak kendisi için en kıymetli olan yeşil ipek elbiseyi hediye etti.

Eli dar olduğunda da, var olduğunda da Emine Teyze daima veren eldi. Onun mükrim kalbi Karacahmet gasılhanesine de yetişti. Taziye evi için yapılan yemek oraya geldi. Eski bir çardak ve masanın üzerinde tatlısından tuzlusuna dört başı mamur bir sofra, gelenin geçenin nasibi oldu.

Emine Teyze gitti, arkasında içimize bir avuç ışık olarak düşen menkıbeleri kaldı.

Rabbim taksiratını affetsin. Mekanını Cennet kılsın inşallah.