"En Kahraman Anne"

00:001/02/2013, Cuma
G: 6/09/2019, Cuma
Fatma Barbarosoğlu

Azerbaycan"ın "Kahraman Anne" unvanı vermek üzere başlattığı çalışmalar, TÜİK"in yayınladığı Türkiye"nin nüfus artış haritası, bir de benim kalbime oturup kalmış Halepli mülteci beş çocuk annesi Necla"nın hikâyesi üst üste geldi.29 yaşında beş çocuk annesi Necla"nın hikâyesi bana o kadar ağır geldi ki vücut direncim düştü. Neden ağır geldiğini bilahare anlatacağım. Biraz güç toplayınca. Necla"nın hikayesini dinlerken seküler kodlarımızla bir defa daha karşılaştım. Bu karşılaşmanın şiddetindendir

Azerbaycan"ın "Kahraman Anne" unvanı vermek üzere başlattığı çalışmalar, TÜİK"in yayınladığı Türkiye"nin nüfus artış haritası, bir de benim kalbime oturup kalmış Halepli mülteci beş çocuk annesi Necla"nın hikâyesi üst üste geldi.

29 yaşında beş çocuk annesi Necla"nın hikâyesi bana o kadar ağır geldi ki vücut direncim düştü. Neden ağır geldiğini bilahare anlatacağım. Biraz güç toplayınca. Necla"nın hikayesini dinlerken seküler kodlarımızla bir defa daha karşılaştım. Bu karşılaşmanın şiddetindendir perişanlığım.

Ömürlerin uzaması, evliliklerin gecikmesi, kentli nüfusun bir ya da iki çocuk sahibi olması, gelişmekte olan ülkeler için nüfusun yaşlanması anlamına geliyor. Nüfus yaşlanınca üretenlerin bakmak zorunda kaldığı emekli sayısı artıyor. Bu sebeple sosyal devlet de hareket imkânını/kabiliyetini yitiriyor.

Gelişmekte olan ekonomiler için genç nüfus "fırsat penceresi" olarak adlandırılıyor. TUİK"in verdiği son rakamlara göre Türkiye"nin fırsat penceresi 2040 yıllarına doğru kapanma riski taşıyor.

Her fırsatta dilimize doladığımız yaşlı Avrupa imajı, çok kısa bir süre sonra bizim yakıcı hakikatimize dönüşecek. Neden yakıcı hakikatimize dönüşecek? Çünkü onlar nüfusun yaşlanması olgusuyla Sosyal Devlet projesini gerçekleştirdikten sonra karşılaşmış oldukları için bu süreci bize göre daha hasarsız atlatma imkânına sahipler. Biz ise nüfusun yaşlanması olgusu ile henüz sosyal devlet imkânlarına kavuşamadan, kentleşmeyi tamamlayamadan muhatap olacağız.

Gelmekte olan bu tehlikeye karşı her ülke kendi kültürel mirasından hareketle düzenlemeler yapıyor, yasalar hazırlıyor. Mesela Azerbaycan"da Kadın, Aile ve Çocuk Problemlerinden Sorumlu Devlet Komitesi, on çocuk sahibi olan annelere "Kahraman Anne" unvanı vermek için Milli Meclis"e bir tasarı sundu.

Azerbaycan yönetiminin hazırladığı bu tasarı orijinal değil oysa. "Kahraman Anne" unvanı Sovyetler döneminde 1944 yılından itibaren on veya daha çocuklu annelere verilmiş, bu annelere toplusal hayatta pek çok imtiyaz sağlanmıştı. Fakat anneler madalyalarla onurlandırılmış olsa da beklenen netice hasıl olmamıştı.

Azeriler, yükselişi duran nüfus problemi ile başa çıkmak için eski Sovyet yöntemlerinden medet umarken Türkiye"nin kafası Azerilerden daha karışık görünüyor. Azeriler SSCB döneminde 431 bin kadına verilen "Kahraman Anne" unvanının verimliliğini tartışmak yerine, biz yaparsak başarırız hülyasına sığınırken, Türkiye olarak bizim durumumuz onlardan daha vahim.

Evlilik yaşının ileri tarihlere ertelenmesinin de etkisiyle okumuş kentli nüfus çocuk sahibi olmayı bir iki rakamı ile sınırlandırdığı için, Türkiye 2040"lı yıllara yaşlı bir nüfus ile varma riski ile karşı karşıya.

Önce şu tespiti paylaşmamız gerekiyor: Gelişmekte olan ekonomiler hızını genç nüfustan alıyor; durağan ekonomiler durağanlığa, sahip oldukları yaşlı nüfusun yükü ile varıyor.

Hükümet bir taraftan çok çocuk diyor, bir taraftan da kadınları iş hayatının içine çekmeye çalışıyor. Çocuk sahibi olan kadınlar için kreşler, süt izinleri ile anne olmayı cazip hale getirmeye uğraşıyor. Ama biliyoruz ki, gelişmiş ülkelerdeki annelik hakları ile hiç kimse yarışamaz. Peki onca hak kime yarıyor? Tabii ki göçmenlere.

Çalışma hayatının içinde yer alan kadınlar eve bir daha dönemiyor. Çocuk sahibi olmak kadınlara yük gibi geldiği için, sırttan inmeyecek o yüke kimse talip olmak istemiyor.

Bu yüzden Türkiye"nin kadın istihdamı konusunda kafasını netleştirmesi gerekiyor. Peki nasıl sağlanacak bu netleştirme?

Öncelikle ideal ile realite arasındaki açının artması değil, kapanması yönünde politika oluşturmak gerektiğinin bilincinde olarak.

Ailelerin çocuk sayısının azalması, sosyal imkânların azlığıyla doğru orantılı mı?

Doğru orantılı olsa idi, imkânların daha elverişli olduğu gelişmiş ülkelerde ortalama çocuk sayısının çok yüksek olması gerekirdi.

Çocuk sahibi olmak istemek/istememek durumunun seküler zihniyet ile alakasını, Halepli mülteci beş çocuk annesi Necla üzerinden anlatmaya çalışacağım. Yerimiz bitti. Pazartesi için randevulaşmış olalım inşallah.