Eski köye yeni mezarlar

00:0017/09/1999, Cuma
G: 10/09/2019, Salı
Fatma Barbarosoğlu

Köyden kente göçenler, emekli olduktan sonra köylerine dönmedilerse eğer, çoğunlukla cesetleriyle geri dönüyorlar. Büyük şehirlerde mezar fiyatlarının iyiden iyiye artması ve varlıkların daha ölmeden kabirlerini satın almaları yüzünden, fakirin ölüsüne yurduna geri dönmekten başka çare kalmıyor.Ekonomik olduğu kadar hukuki olarak da mevtanın bir yerden bir yere nakli zor. Fakat hemşehri dayanışması bu zorluğu çözümleyivermiş. Bütün hemşerileri köydeki defn törenine götürmek üzere otobüs tutulup,

Köyden kente göçenler, emekli olduktan sonra köylerine dönmedilerse eğer, çoğunlukla cesetleriyle geri dönüyorlar. Büyük şehirlerde mezar fiyatlarının iyiden iyiye artması ve varlıkların daha ölmeden kabirlerini satın almaları yüzünden, fakirin ölüsüne yurduna geri dönmekten başka çare kalmıyor.

Ekonomik olduğu kadar hukuki olarak da mevtanın bir yerden bir yere nakli zor. Fakat hemşehri dayanışması bu zorluğu çözümleyivermiş. Bütün hemşerileri köydeki defn törenine götürmek üzere otobüs tutulup, tutulan otobüsün bagaj kısmına da taze ölü yerleştirilerek; hayatta iken şehre edilememiş veda bir tabut ile gerçekleştiriliveriyor.

Buraya kadar herşey güzel. Üstelik pekala insanların yaşarken karışmadıkları şehir hayatına, öldükten sonra hiç karışmamak üzere; köyünün toprağına gömülmeyi vasiyet edişinde çok insanı bir damar yakalamakta mümkün. Hele d?e bizim tarihi yazılmamış köyümüzde olduğu gibi bayramlar en ziyade mezarlıklara geliyorsa... Her köyün kendince bir kabir töreni vardır muhakkak. Bizim köyün kabir töreni yapayalnız öleceğini ve öldükten sonra kimse tarafından ziyaret edilmeyeceğini düşünen bütün fanileri imrendirecek güzelliktedir. Bilmem okudunuzmu? Marquez''in anlattığı bir kahraman vardır "On iki gezici öykü adlı kitabında." ...........Öykünün kahramanı öldükten sonra kendisini ziyaret etsin diye köpeğini eğitir. Sadece mezarlığı ziyaret etmesi konusunda eğitmemiştir köpeğini. Aynı zamanda mezarın başında uzun uzun ağlamasını da öğretmiştir ona. Köpeğin eğitiminin tamamen olup olmadığını anlamak üzere ölmeden önce aldığı mezarı kendi başına bulabilecek mi diyerek onu sokağa salarak arkasından takip eder. Evet köpek sahibinin kendisine öğrettiği mezara gider ve tıpkı sahibinin kendisine öğrettiği gibi mezarın başında uzun uzun ağlar.

Ne diyorduk... Bizim köyde en ziyade ölülerin ziyaretine önem verilir. Uzak yakın herkes Arefe gününden önce köye ulaşır. Hatta bayramlık izni olmayanlar sadece kabir ziyareti için gelir köye. Arefe günü ikindiden çıkan cemaat tekbir sesleriyle köyün içinden geçerek kabre varır. Mübarek bir zat olan "Dede"nin kabri başına oturulur. Köyün imamı Yasin-i Şerif okur. Cemaat dinler. Sonra herkes kendi yakınlarının kabrini ziyaret etmek üzere dağılır. Bütün kabirler birbirine benzer. Hepsinin üzerinde el işçiliği görmemiş toprağın kara bağrından çıkarılıp öylece dikilmiş kara taşlar vardır. Üç kuşak öncesinin ileri gelenleri mezar yapmanın dinimizce makbul olmadığı inancını köylünün bilincine öyle güzel yerleştirmiştir ki, hiç kimse atasının, dedesinin mezarını öteki mezarlardan farklılaştıracak derecede imar etmemiştir.

Şimdiye kadar hep köylülerin şehirleri bozduğuna dair bir şeyler duyup dinlediniz. Fakat işin bir de ters simetrisi var. Ucundan kıyısından şehre bulaşanların "gördüğümüz medeniyettir" deyip, köyün dokusuna uymayacak "şehir yeniliklerini" köye yamamaya kalktıklarını nereden bileceksiniz? Bunların arasında beni en çok üzeni mezar yenilikleri. O bir örnek taşlar ve ağaçlar altında fakirliğin ve zenginliğin her türlü ayrımından azade olarak yaşayan mezar sakinlerinin huzurunu; yaşayanların gösteriş düşkünlüğünü doyurmak üzere yapılan "asri mezarlar" bozuyor. Şehirden yakının ölüsünü getirenler beraberlerinde asri mezarlar da getiriyor çünkü. Dünyanın faniliğini hatırlatan tek yer, şimdi birbirinden gösterişli mezarlarla ölümü unutturup mezarı yaptıranın adını saydırıyor.