
Van depremi ile birlikte, evlerimizin sağlamlığı ile ilgilenir gibi olduk. Gibi olduk diyorum; çünkü bu ilgilenme sahici bir ilgilenme değil. Yaşadığımız yerin yuvamız mı yoksa tabutluğumuz mu olduğunu anlamak için sağlamlık kriterlerimizin daima devrede olması gerekiyor. Devrede mi? Hayır. Konut pazarlamak için yapılan reklamların diline odaklanın lütfen.
Şimdiye kadar sağlamlık ile ilgili, yapısal bir reklama tanıklığınız var mı? Rekabet, yapı sağlamlığı üzerinden mi yürütülüyor yoksa imaj üzerinden mi?
Van depremi olmuş, insanlar gece gündüz sallanıyor; küçük çocuklar çadırlarda yanarak ölüyor. Ama ev reklamları hoyrat bir şekilde akmaya; zihnimize ve kalbimize zehirden bir kıymık olarak batmaya devam ediyor: "Sitede güvenlik, havuzda eğlence, bahçede yürüyüş, evde huzur."
Sitede güvenlik!
Benim çocukluğumda mahallemizde bir site vardı. Sahiplerine deniz gördüğü üzerinden pazarlanmış olan sitenin; denize uzaklığı ortaya çıkınca, yapımı yıllarca sürmüş, bittikten sonra da orta sınıf insanlar evlerine taşınmayarak kiraya vermişlerdi. İtalyan tarzı yapılmış bu sitede, her gün bir kavga olurdu. Çöpün dışarı konmasından başlayan kavgalar, üst kattakilerin kilimini keçesini alt katın çamaşırlarının üstüne silkelemesi üzerinden devam ederdi.
Bir de mutfak savaşı vardı. Türkiye''nin yedi bölgesinden; çoğunluğunu alt gelir seviyesinde ve şehir görgüsü sınırlı ailelerin oluşturduğu sitede, güngörmüş memur aileler de vardı, yemeklerde kuyruk/iç yağı kullanımının getirdiği ağır koku yüzünden atışmalar yaşanırdı.
Çocukluğumda en tekinsiz yer site sayılırdı.
Her yapılanma, kendinden önce imajını pazarlıyor.
Geçmiş daima geri gelir. Ne ki başkalaşmış ve dönüşmüş olarak gelir. Orta Çağ''ın şehirleri bekleyen surları, günümüze evleri çerçeveleyen site duvarı olarak geri döndü.
Site güvenliği denen şey, aslında aynı gelir seviyesine sahip insanların bir arada olmasının daha güvenli olduğu anlayışına dayanıyor.
Sahiden öyle midir? Aynı gelir seviyesi kazanılan paranın içindeki alın terini ölçmemize yetmeyeceği için, bu bahsin ucu açık görünüyor. Özellikle lüks sitelerde yan komşunuzun parayı nasıl kazandığını bilemeyeceğimiz bir tekinsiz mesafe sözkonusudur.
Gelelim ev seçerken, havuz ve spor salonuna sahip olmasının öncelikler sıralamasında yer almasına…
Havuzlu ve spor salonu olan sitelerde yaşayan birkaç arkadaşım var. Ne havuzu kullanıyorlar ne de spor salonunu. Bahçelerindeki kameriyeye oturup birbirlerine muhabbet ikram etmişlikleri var mı? Ne gezer birbirlerini tanımıyorlar bile.
Geriye kalıyor evde huzur bahsi.
Zurnanın zırt dediği yer tam da burası.
Türkiye doksanlı yılların sonu ile beraber mekân pazarlanmasına dizi filmler üzerinden tanık oldu. En kuvvetli pazarlama da ev üzerinden yaşanıyor.
Dizi filmlerde mekânın başrolde olduğu ilk yapım Asmalı Konak dizisi.
Asmalı konaktan bu yana insanlar hikâye izlemiyor.
Sema Karabıyık, dizilerde hakiki hikâyeler anlatılmadığına dair çok çarpıcı yazılar yazıyor.
Diziler hikâye anlatmıyor, ama muazzam bir "kapatılma" inşa ediyor. Diziler yoluyla herkes, kendi evinde kendini hapis zannediyor.
Bir sürü kadın, erkek, çoluk çocuk şiddeti, tecavüzü dizi filmler üzerinden süngerin suyu çektiği gibi çekip içselleştiriyor farkında olmadan. Hiçbir eleştirel mesafe almadan, uyurgezer bir şekilde seyrettiği dizideki evlere, eşyalara ram oluyor. "Oradaki" eşyalar kadın kuşak programlarında da kullanıldığı için, evdeki eşya hızla eskiyor.
Şu çelişkiye dikkat buyurun lütfen: Mutfaklarımızda hiç bu kadar kap kacak, alet edavat olmamıştı. Aletlerle dolu mutfaklarda yeme pişmiyor lakin. Okullarımızdaki fen laboratuarı gibi. "Orada" durmaları yetiyor. Kullanmaya gerek yok.
Şair "Benim dengemi bozmayınız" diyordu ya… Dengemizi hikâyesiz dizi filmlerin başrol oyuncusu mekânları bozuyor.
Evlerimizi, eşyalarımızı diz filmlerdeki mekânlar üzerinden imha ediyoruz.
Sadece yoksulların dengesi bozulmuyor.
S. mesela. Dudak uçuklatan rakamlara sahip bir sitede "ev sahibi". Yirmi kişinin yaşayacağı kadar geniş dubleks dairesinde, dört kişilik çekirdek ailesi ile ikamet ediyor. Ama her defasında o sırada ekranlarda olan bir dizi filmdeki eve iştahının kabardığına şahit oluyorum.
Evde huzur mu demiştik. Ebedi hayatın öldükten sonra başlayacağını unutanlar için "huzur" bahsi kapanmıştır. Gerçek hayattan çekilen her şey gibi o da kendine ancak reklam sloganlarında yer bulacaktır bundan böyle.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.