
Fazıl Say haklı. Andre Gide “Sanat baskıdan doğar” der. Fazıl Say duyamadığı baskıyı, “türbanlı eşler” üzerinden oluşturmaya çalışıyor. Baskı yoksa sanat yok çünkü. Fazıl Say''ın gittiği yol verimli bir yoldur. Bütün “harika” çocuklar sanatları kendilerine yetmez olduğunda, bulunduğu basamaktan bir basamak yukarı sıçramakta zorluk çektiğinde, bu yoldan yürümüşlerdir.
Hatırlayınız diğer harika çocuğumuz Bedri Baykam''ın bu yoldan yürüyüşünü. Resim yapmak yerine polemik yapmayı tercih etmiş, polemiklerine taraftar toplamanın en etkin yolu olarak da “hayat tarzı” avcılığını başlatmıştı. Yalancı ve yapay gündemlere meftun medyamızda, bir zamanlar onunla ilgili haberler ard arda çıkar, o da ekran ekran dolaşırdı. Arada mankenleri anadan üryan boyamak gibi “modern ötesi” işlere imza atmıştı gerçi. Ama o daha ziyade birileri elinden fırçasını paletini almış da, kendi var oluş gayesini gerçekleştirmesi ertelenmiş bir “mağdur” olarak “herkesi” etkileme yöntemini uygun görmüştü kendisi için. Yani “algılanan gerçeklik” durumundan, bir türlü toplanamayan hayranları belki toplarım sendromu.
Ortalıkta kayda değer bir baskı, gösterilebilir, ispat edilebilir bir baskı olmayınca, “algılanan gerçeklik” devreye giriyor. “A niye öyle diyorsunuz. Önemli olan bütün bu olan bitenleri Fazıl Say nasıl algılıyor. Baskı altında olduğunu söylüyorsa baskı altındadır elbet.”
Baskı elbet. Taş baskı değil son sistem ofset baskı. Hande Ataizi rüzgârıyla başlayan baskı canım, hatırlayınız. Necip medyamız durmadan basmaya başlamıştı resimlerini. “Baskı”nın tadını ilk o zaman fark etti piyanistimiz. Daha önce konserleri bile haber olmuyordu. Haber olabilmesi için konser sırasında çalan cep telefonunu bahane edip sahneyi filan terketmesi gerekiyordu. Ama Hande''li günlerde öyle mi oldu. Ne yedikleri ne içtikleri, hangi otellere gittikleri. Her şey haber konusuydu.
Hande gitti baskı bitti. Bu durumda yeni bir baskı icat edilmeliydi. Edildi.
İcat edilen baskının servise sunulma zamanı her türlü takdirin üstündedir. Lütfen kabul buyursunlar!
Pınar Kür''e gelince…
Fazıl Say''nın “sembolik” durumu “herkesi” çok ilgilendirdiği için “herkes”ten görüş alınıyor. Nitekim Pınar Kür''e de sormuş gazeteciler: “Ben de endişeli olduğumu söyleyebilirim. Benim de aklımdan geçmedi değil. Azınlıkta kaldığımı hissediyorum. Beni Çankaya Köşkü''ne çağırdılar ama ben gitmedim o başka konu. Başı bağlı bir ev sahibesine gitmem.” DEMİŞ.
Yıllar önce Pınar Kür''ün evine gitmiştik. (Yani başı bağlı misafir kabul ediyordu o zamanlar.) Solcu kadın yazarlarda din düşüncesini doktora ödevi olarak hazırlamak üzere, kadın yazarlarla derinlemesine mülakatlar yapıyordum.
Yaklaşık bir iki ay önce, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay''ın henüz çiçeği burnunda bir bakan olarak oturduğu koltukta (NTV ekranı); Pınar Kür''ü bir edebiyatçıya yakışmayacak katılıkta sorular sorarken görünce, evine gittiğimiz o günü hatırladım. Her yer kitaptı. Kitapların ısıttığı ortamı, Pınar Kür''ün samimi sohbeti aydınlatmıştı. Bir Deli Ağaç üzerine konuşmuştuk uzun uzun. “Beni en çok İslamcı gençler okuyor” demişti gayet memnun. Sohbetini hâlâ hatırlıyorum. Penceresine astığı ucu dantelli beyaz perdelerini. Faulkner''dan bahsetmiştik. Döşeğimde Ölürken''den bir iki cümle hâlâ o sohbetten hatıra kayıtlıdır zihnimde… “Karnınız aç mı çocuklar” derken mükrim ev sahibi tavrı keza.
Pınar Kür''ün evine birlikte gittiğimiz arkadaşım, birkaç yıl sonra Kanal 7 için Halide Nusret Zorlutuna üzerine bir program yapmak istemişti. Pınar Kür''ün annesi İsmet Kür, Halide Nusret''in kardeşi. O sıralar “Yarısı Roman” isminde bir kitap yayınlamıştı. Arkadaşım ile telefonla görüştüler. Randevulaştılar. Programı Kanal 7 çekecekti. Bir sorun olmadı. Sorun ne zaman mı oldu? Arkadaşımın tesettürlü olduğunu öğrenince. İsmet Kür “Ablam hakkında program yapmak beni çok mutlu eder. Ama kusura bakmayın bir sıkmabaş ile aynı ekranı paylaşamam” dedi. Dikkat ediniz. Kanal 7 sorun olmuyor. Başörtülü ekran arkadaşı, “sıkmabaş” sorun oluyor.
Zaman içinde Pınar Kür de annesi gibi oldu. Sanki katılaşa katılaşa yaşlandı. Zeka, yekdil olmanın değil de, katılığın emrine girdiğinde orada edebiyat bitiyor! Sanat biti-yor! Oysa endişe sanatın mayasıdır.
Anti-türbanist sanatçılar, “endişe”lerini neden sanatlarına maya olarak katamıyor? Yoksa sanata katacak mayaları kalmadığı için mi bazı sanatçılar anti-türbanist oluyor!?
Sorunun cevabı mühimdir. Laik çevreler bunu dikkate almak zorunda.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.