
Türkiye yeterince tanıtılmadı/temsil edilemedi" Bu cümleyi sıkça duydunuz ve duymaya devam edeceksiniz . "Türkiye" sözkonusu olduğunda bu cümle ortaya çıkmak için her daim hazır olacak. Cümleyi dile getiren hemen hemen herkes kendisi kadar bir yerden bakarak söylüyor söylediklerini.Bu hükme kendimi dahil etmediğimi zannetmeyin lütfen.Elbette herkesin içinde bu satırların yazarı da var.Ne demek istediğimi size "Türkiye''nin tanıtılmadığını söyleyenlerin kimlikleri ve cümleleri eşliğinde anlatmaya çalışayım.
Alanya''da turizmcilik yaparken şimdi evli olduğu Alman kadın ile ile tanışıp Frankfurt''ta yaşamaya başlayan turistik eşya satan dükkanın sahibi:
"Hiç tanıtımı yapılmadı Türkiye''nin. Geçen senenin onur konuğu olan Katalanya''ya daha çok yer verilmişti televizyonlarda.Ondan önce de Hindistan konuktu.Her yer rengarenkti."
Geçen senenin onur konuğu olan Katalanya ile Türkiye''yi mukayese edenlerin sayısı bir hayli fazla. Bu "tespit" in satır aralarını birlikte okuyalım.Türkiye Katalanya mdır?Hayır! Almanların Türkiye hakkındaki bilgisi Katalanya hakkındaki bilgisine eşit midir? Hayır.Türkler elli yıldır Almanya''da yaşıyor,Türk özne olarak Alman Edebi kamusunda kimliğini kurmuş pek çok kişi var.Tv spikerinden,yönetmenine,yazarından tiyatrocusuna kadar dünya çapında tanınan Almanyalı Türkler var.
İspanya imajlarının dışında bir Katalanya imajı var mı zihninizde. Halbuki Türkiye tanıtımı yapılacak bir ülke olarak değil zaten tanınan bir ülke olarak fuarda yer aldı.Türkiye''nin derdi turistik bir nesne ülke olmaktan çıkarak Nobel ödülünün açtığı yoldan Türk edebiyatının yazarlarını seyahate dahil etmek. Kitap fuarından maksat bir ürün olarak kitapların pazarlanması değil mi? Edebiyat ve sanat günlük süt muamelesine tabi tutulmaya kalkarsa evet hiçbir şey yapamamış oluruz.Ama şunu kabul etmeliyiz ki konuk ülke olarak Frankfurt kitap fuarına pek çok şey gömdük.Edebiyatın ve düşüncenin tohumlarını gömenler bir çiftçinin sabrıyla tohumlara yaklaşarak, filiz vermesini beklerse elbette hasat güzel olacak.Ama "ilk bakışta aşk" metaforu eşliğinde beklentiler oluşturdularsa bu beklentilerin hayal kırıklığı ile sona ereceğini şimdiden söylemek mümkün.
Tanıtımın iyi yapılmadığını dile getirenlerden birisi de Frankfurt''ta yaşayan gazetecilik yapan Süleyman bey.Süleyman Bey hem Türkiye''yi hem de Almanya''yı çok iyi bilen bir isim.Gündelik hayatın teferruatına dair inanılmaz bilgiler verdi.
Kültür Bakanlığının çadırının dışarıdan ilgi çekmeyecek kadar renksiz olduğunu söyleyerek başlıyor eleştirilerine Süleyman bey.Ki bu hemen hemen herkesin hem fikir olduğu bir eleştiri.Zira Kültür Bakanlığının kurmuş olduğu çadırın içi son derece renkli ve lezzetli olduğu halde(Türk kahvesi,lokum,baklava ve kuru yemiş ikramı kesintisiz devam etti) dışarıya bu renk hiç yansımıyordu.Kuru kahveci Mehmet efendinin o taklit edilmesi mümkün olmayan eşsiz kokusu olmasa idi çadırın ziyaretçileri çok sınırlı kalırdı.Süleyman bey İTO ve Kültür Bakanlığının çadırlarının yer aldığı bahçede otantik kıyafetler eşliğinde genç kızların misafirleri karşılamasının, şerbetçinin şerbet dağıtmasının çadırlara olan ilgiyi arttıracağını söyledi.
Şimdi bu eleştiriyi merkeze aldığımızda sorunun ne olduğunu daha net görürüz.Niye kendimizi başkalarına tanıtmaya çalışırken maziden rol çalıyoruz?Biz şerbet içmeye devam edebilseydik bu anlamlı olurdu.Kola reklamlarını "ramazan" kültürüyle güncelleyen, kişi başına bilmem kaç litre kola tüketen bir toplum olarak sokaklarımızda şerbetçilerin dolaşmadığı,bozacıların dolaşmadığı hatta ağız tadıyla salep içebileceğimiz mekanların bile kalmadığı gerçeği ile yüzleşmemiz gerekiyor.
Yaşadığımız hayatın içindeki "biz"miyiz tanıtılması gereken, sunumluk "turistik" mekanların içindeki görüntü müdür yoksa "bizi" temsil edecek olan?
Kendimizi tanıtmak dediğimiz şey batılıların bizi hapsetmeye çalıştığı oryantalist bakışa ve halkalara gönüllü olmak mıdır?
Türkiye kendi sınırları içinde "kendisi" olmayı asla başaramamışken; her türlü meseleyi her iki taraf da başörtüsü ile "örterek" aşmaya çalışırken; otantik kıyafetli genç kızlar üzerinden çıkarılacak lüzumsuz tartışma riskini göze almamış olması daha yerinde bir davranış değil mi Kültür Bakanlığının ?
Netice olarak, "bu olmadı" dediğimizde olması gerekenin ne olduğunu söylerken, Türkiye''nin çapaklı bakışını merkeze almamız gerekiyor.Otantik kıyafetli kızlar ortalıkta dolansa birileri kalkar "vay siz ne demek istiyorsunuz! Bu görüntü ile çağdaş Türkiye''nin ne alakası var" deyip açar ağzını yumar gözünü.
Bizim ülke olarak imaj meselemiz en yalın ifadesini Nasrettin Hoca ve oğlunun merkebe binişlerinde buluyor.Fıkrayı biliyorsunuz.Hoca kendi biniyor hayvana oğlunu yürütüyor, "vay diyorlar oğlunu yürütüyor ne insafsız adam." İniyor oğlunu bindiriyor merkebe: "Bak hele şu saygısız çocuğa. Kendi binmiş yaşlı babası yürüyor". İkisi birden biniyor: " Merhametsizler! Hayvana yazık değil mi?" İkisi de inip yürümeye başlıyor: "Ya hu şu dünyada ne aptal insanlar var yanlarındaki merkebe binmeyi bile akıl edemiyor ."
Her yolu denedik kimseyi memnun edemedik tek yol kaldı diyor Nasrettin hoca. Hayvanı sırtına alıyor.Merkep sırtta durur mu?Tam köprüden geçtikleri sıra debelenip köprüden aşağı düşüyor.
"Ya oğul işte böyle. O onu der, bu bunu.Sen her diyene kulak kesilince hem candan olursun hem maldan."
Netice olarak Türkiye''yi iyi tanıtabilmek için evvela aydınların, edebiyatçıların Türkiye''yi iyi tanıması gerekiyor. Tanımadığımız Türkiye''yi kime nasıl tanıtacağız ki!
Anadolu''ya hiç gitmemiş; Ege''yi sahil kasabalarından ibaret sayıp, Karadeniz''e dair imajlarını Temel fıkralarından derleyen;Güneydoğu hakkında yabancıların tasvirlerini merkeze alan "İstanbullular" gerçeği ile yüzleşmeden hiçbir meselemizi halledemeyeceğiz.
İmaj meselesine evvela buradan başlayalım. Önce "biz" de anlaşalım.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.