Frankfurt izlenimleri/ Yiğit düştüğü yerden kalkar!

00:0024/10/2008, Cuma
G: 2/09/2019, Pazartesi
Fatma Barbarosoğlu

Salı günü sizlere İTO''nun dantel gibi işlenmiş organizasyonundan bahsetmiştim. Bu gün o dantelin motiflerine geçmek istiyorum.Yeşilköy Havaalanında, her birimizin eline itina ile hazırlanmış bir dosya verildi. Dosyalarda Almanya ve Frankfurt''la ilgili olarak hazırlanmış bilgilerin yanı sıra günlük program akışı da vardı. Böylece İTO organizasyonunu dahil olan herkes “şimdi ne yapacağım şaşkınlığından ziyade” program yoğunluğundan bir şeyleri kaçırma telaşını ve endişesini yaşadı. Çünkü programda

Salı günü sizlere İTO''nun dantel gibi işlenmiş organizasyonundan bahsetmiştim. Bu gün o dantelin motiflerine geçmek istiyorum.

Yeşilköy Havaalanında, her birimizin eline itina ile hazırlanmış bir dosya verildi. Dosyalarda Almanya ve Frankfurt''la ilgili olarak hazırlanmış bilgilerin yanı sıra günlük program akışı da vardı. Böylece İTO organizasyonunu dahil olan herkes “şimdi ne yapacağım şaşkınlığından ziyade” program yoğunluğundan bir şeyleri kaçırma telaşını ve endişesini yaşadı. Çünkü programda paneller, konserler ve Hikmet Barutçugil ve ekibinin dünyanın en büyük ebru teknesinde hazırlayacağı gösterisi vardı.

Her panel öncesi üç hanımdan oluşan Nazenin grubunun canlı müziğini özellikle anmak isterim.Nermin Kaygusuz klasik kemençe,Ayşegül Kostak Toksoy kanun icra ederken bir taraftan da şarkıları seslendirdiler.Onlara Viyolenseli ile Rüya Kocamemiş eşlik etti.Haza hanımefendi duruşlarına Türk Müziği icrası ne kadar da yakışmıştı.Kültür Bakanlığı standında Türk kahvelerini tatmış olarak gelen Almanlar “canlı müziği” dinleyip gittiler her panel öncesi.Onların bu dinleyişini görmeyen prof.Dr.İlber Ortaylı Fuarda Türklerin yaptığı etkinliklere Almanların katılımının oldukça düşük olduğundan bahsetti.Müzik dinlenirken kulaklık takılı olmadığı için kimin Alman kimin Türk olduğu ilk bakışta fark edilmiyor.

İTO''nun standı gerek hazırlanışı gerek sunumu itibarıyla Fuarın cazibe merkezlerinden birisiydi. İkinci cazibe merkezinin Büyük Şehir Belediyesinin standı olduğunu söylemeliyim. Kültür Bakanlığının bir labirenti andıran tek tip standatları, sloganda vurgusu yapılan “bütün renkleriyle Türkiye” imajını doğrulamaktan ziyade, ne olduğuna karar verememiş, karar veremediği için de, en iyisi muhataplar karar versin diyen bir gizlenmişliği barındırıyordu. Hürriyet''in, İTO''nun ve İstanbul Büyük Şehir Belediyesinin stantları ise yekpareliği bozan -iyi ki de bozan- bir kimlik ile kendini görünür kılıyordu.(Arada yekpareliği değiştiren başka standlar da vardır muhakkak.Dikkatimden kaçmış olabileceğini lütfen göz ardı etmeyin.)İTO standında, her daim hazır olan ikramlar kadar, prestij kitapları ve fuar için çok büyük ihtiyacı karşılayan İstanbul silueti ile donatılmış mukavva kutuların çekçekli çanta haline getirilmiş tasarımı da çok dikkat çekti.

Türkiye''nin kitapları ne kadar tanıtıldı bunun meyvelerini önümüdeki günlerde göreceğiz.Ama Kuru kahveci Mehmet Efendi bir marka olarak hem kendi lezzetini hem de bu lezzeti pişiren, Arçelik''in tasarlamış olduğu Türk kahvesi makinesi “Telve''yi ziyadesiyle tanıttı.Genelde beyaz eşya satılırken yanında promosyon olarak o beyaz eşyanın kullanımına uygun paketler verilir ve tavsiyelerde bulunulur.Çamaşır makinesinin yanında verilen deterjan gibi.Ama Kurukahveci Mehmet Efendi kahveleri insanları Arçelik Telve makinalarına yönlendirdi fuar boyunca.Türk kahvesini çok seven Almanların “biz de böyle Türk kahvesi yapabileceğiz öyle mi bu makineler sayesinde” diyen mutluluklarını görmenizi isterdim.

15 Ekim Çarşamba günü öyleden sonra İTO başkanı Murat Yalçıntaş''ın ve devlet bakanı Mehmet Şimşek, Agora standında “Küresel işbirlikleri için yeni seçenekler beklentiler” konulu panel öncesi açılış konuşmalarını gerçekleştirdiler .Daha önce de yazdım Murat Yalçıntaş''ın yapmış olduğu konuşma, İTO ile kitap fuarının bağlantısını çok net bir şekilde kurmamı sağladı. Murat Yalçıntaş İTO olarak bu fuarı çok önemsediklerini ekonomi ile kültürün bağlantısı üzerinden çok net bir şekilde anlattı.Netliğe vurgu yapmamın sebebi, özellikle iş adamlarının sanatın bir üretim olduğunu anlamalarına yapacağı katkıdan dolayı.Her hafta köşe yazısı yazıp,roman ve hikaye yayınladığı halde üstelik bir ödül töreninin arkasından “siz bir yerde çalışmıyorsunuz değil mi?” sorusuna muhatap olmuş olan bizim kuşağın “kara kaderi”, inşallah bundan sonra devam etmeyecek.Başka yazarlara siz bir yerde çalışmıyordunuz sorusunun asla sorulmaması gibi, İslami kesimin yazarlarına da bu soru asla sorulmaz olduğunda, mahallenin değil dünyanın yazarlarıyla buluşmuş olacağız.

Yiğit düştüğü yerden kalkar. İslami kesimin şu an ayağını sağlam basamadığı yerlerin başında sanat geliyor. Bazen un bulunmuyor bazen yağ.Ama en kötüsü kıvamında kavrulmuş helvadan anlayacak damakların azlığı.Onun için sanat ve edebiyat üretimi olmadan ekonomik üretimin tek kanatlı bir kuş olarak kalacağını söyleyen Murat Yalçıntaş''ın konuşmasını bir dönemin bitişi olarak alkışladım.

Hangi dönemin mi?

Habermas demokratikleşme ile birlikte saraydan beslenen “şatafatlı tükekim”in bitişine işaret eder. Demokratikleşme, ortak zevklerin ve estetik anlayışların etrafında gerçekleşecek yeni arz ve taleplerin oluşmasına öncülük etmiştir.Oysa İslami kesim, meşhur babaların sanattan anlayan oğullarına buğz etmiştir bunca yıl.Rüzgar İslami kesimin “medya sahibi” olmasıyla başka türlü esmeye başlar gibi gözükse de bu daha ziyade dışarıdan ithal bir rüzgardır.

Alnı secdeli nice sanatkar ruhlu gencin istek ve hevesi, kendini ifade edebilme şansı bulamadan gençlik yarası olarak içinde kayıtlı kalmıştır. Nice genç hem bir taraftan “paralı adamdan dağlar bile korkar” endişesini taşımış, hem de olur a belki göle çalacak bir kaşık mayayı bize ihsan eden bir ağabey çıkar diye rüyalarını anlatmıştır. Her rüya “hadi oğlum hadi başka bir işin yok mu senin” küçümsenmesi ile bitmiştir. Caminin halılarını değiştirmeyi vazife bilen ağabeyler, bir filmin çevrilmesini, bir romanın yayınlanmasını, bir tiyatro oyunun sahnelenmesini “lüzumsuz” buldu bunca yıl.

Ben o gün orada onların rüyalarını bir defa daha hayra yoracak heyecanı taşıdım. Hem İhsan Taşer Bey''e hem de kayınvalidesini vefatı dolayısıyla fuara daha sonra gelen Erhan Erken bey''e İTO''nun sanat konusunda neler yapabileceğini anlattım.

Sanat''ı destekleyen bir İTO! Rüyam şu. Kabiliyetli bir genç geliyor.İnşa edeceği sanat eserini bir proje olarak sunuyor.Senaryo,roman, resim ya da müzik.Onun o eseri inşa edeceği zamanda ekmek derdine düşmeden sanatını üretebilmesi için İTO ona “yaratıcı sanat bursu” veriyor.Eser tamamlandıktan sonra Türkiye''de ve dünyada tanınması için öncülük ediyor.Mesela.

Benim rüyam bu. Hadi hep beraber hayırdır inşallah diyelim.