
I-
Bir iki yıl oluyor galiba. Ona Taksim-Bostancı dolmuşunun içinde rastladım. On kişilik dolmuşta dolmuş ücretine isyan eden tek yolcu idi. Her gün her şeye zam oluyor diye başladı. Onun böyle isyan etmesine çenesindeki bir tutam beyaz sakalıyla oldukça entelektüel bir resim veren altmış yaşlarındaki adam dudaklarını çarpıtarak güldü. Bir ifade ile güldü.
Kadının isyanına hiç kimse cevap vermedi. Katkı sunmadı. Bu isyanı katkı sunacak kadar değerli görmedikleri belliydi. Zaten dolmuşta bindiği noktadan indiği noktaya kadar kesintisiz bir şekilde telefonla konuşan otuz-kırk yaşlarında bir kadın, cep telefonu ile müzik dinleyen bir genç kız (ki bu kızın daha sonra bir haber kanalında sabahları gazete yazılarını seçen bir editör olduğunu öğrenecektim), birbirine sıkı sıkıya yapışmış iki “sev-gi-li” vardı (Rakamın on olmadığını farkındayım. Lakin diğerlerini hatırlamıyorum. Kayıtlara geçmemişler).
Fakir fakirin halini anlıyor, emekçi emekçinin halini. Kadının isyanına bir tek şoförden ses geldi. Sen de haklısın BE abla dedi. Oysa ne kazanıyoruz ki demesi gerekirdi. Benzine on kere zam oluyor da dolmuş ücretlerine bir kere demesi beklenirdi. Sen de haklısın abla dedi. Kadın, iki düğüm yaptığı başörtüsünü açıp tekrar düğümledi. Dolmuş şoföründen sunulan “haklısın” selamı yanan yüreğine bir nebze su döktü adeta.
Haklıyım da hakkımı kim verecek. Durduk yere ta Kartal''a gideceğim. Kartal''a neden gideceğini kimseler merak etmiyordu. Ama o dinleyeninin olup olmadığını umursamadan devam etti. Altı aydır kira vermiyor.
Bir tutam beyaz sakalı ile müstehzi eda ile yan yan bakan atmış yaşlarındaki adam Demek kiracın var dedi. Hımmmm.
Olmaz olsun dedi kadın.
O olmaz olsun derken altmışlık adam böyledir bunlar diyordu. Kirli çıkı. Bir de kiracısı varmış bak bak.
Altı aydır kira ödemiyor dedi kadın kor alevden arta kalmış bir hüzün ile. Başörtüsünün düğümlerini tekrar çözdü. Yelpaze niyetine uçlarından havalandırdı.
Demek kiracın var diyen adamın alayına karşılık gelsin diye mi yoksa içindeki yangını söndürmek için mi ben o parayı kolay kazanmadım dedi. Sabahtan akşama evlerini temizledim. Gece yarısından şafak vaktine köpeklerini gezdirdim. İtlerinden esirgemedikleri lokmayı benden hep esirgediler. Tırnakçı kızlara bahşiş diye verdikleri paraya ben sekiz saat çalıştım. Kirlerini temizledim. Ahir ömrümde rahat edecektim. Hani nerde! Zalimin elinde oyuncak olduk.
Avukata verseydin dedi kadının derdinden uzak bir eğlence çıkarmaya uğraşan adam.
Avukata ver kime verirsen ver. Değil mi ki cahilsin herkes paranı alır aklını kendine saklar. İşte geldim gidiyorum hiç kimsenin aklını aklıma yoldaş edemedim. İtlerini gezdirdim, kirlerini temizledim, çocuklarına baktım, bunak analarına baktım. Biri de benim derdimi derdi bilmedi.
II-
Pazartesi günü Allah nasip ederse yazarım demiştim. Okudunuz yukarıdaki satırları. Yazamadım. Çünkü kadının kimlerin evini temizlediğini yazmadım. (Adresini bile almıştım. Kadın siyasetçilerden biri ile evini ziyaret edecektim.)
Taksim dolmuşundan inip Kartal minibüslerine beraber bindiğimiz feşmekan haber kanalının sabah haberleri editörünün kadın ile göz teması, söz teması hiçbir temas kurmadığını yazamadım.
Altmış yaşlarında diye müphemleştirdiğim adamın kimliğini de yazmadım. (Ki dolmuşta onu tanımamıştım. Günler sonra bir televizyon kanalında gerine gerine konuşurken görünce ha bu oymuş dedim.)
III-
Yazamadığım bunca şeyin kazasını akademik bir çalışma ile yapmayı deneyeyim en iyisi. “Medya Ne ki… Her şey Yalan!” kitabı ile. Eskişehir''de yoksul hanelerin medya ile mesafesini/ilişkisini inceleyen kitap “Kent Yoksullarının Günlük Yaşamında Medya” alt başlığı İletişim Yayınları''ndan çıktı. Üç akademisyenin Hakan Ergül, Emre Gökalp, İncilay Cangöz''ün rikkatini ve dikkatini kalbimize indiren bir çalışma.
Size anlatmaya çalıştığım hikâye ile ilgisine gelince… Yoksulların yıllar içinde nasıl bir dışlanmaya tâbi tutulduğunu söyle özetliyor araştırma: “Türkiye''de özellikle gecekonduda yaşayan yoksul kesim, 1950''li yıllarda yapılan çalışmalarda seçkinci bir yaklaşımla “kırsal öteki“ olarak adlandırılırken,1970''lerde “dezavantajlı öteki”, 1980''lerde “kentli yoksul öteki” ve 1990''larda ise “tehditkâr /varoşlu” öteki olarak tanımlanıyor. Bu çalışmalarda da yoksulların sürekli daha aşağı seviyede tarif edildikleri gözlemleniyor.”
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.