
Ergenlik çağında evlat sahibi olan anne babaların ortak derdi çocuklarının ne kadar gamsız, idealsiz, mesuliyetsiz, taşı taş üstüne koymaktan aciz olduğu noktasında birleşiyor.
Fakat bu şikâyetleri oğullar kızlar duymadan yapmaya gayret ediyorlar. Damdan düşenin halini damdan düşen anlar hesabı öteki ebeveynlere işittiriliyor şikâyet cümleleri.
Biz senin yaşındayken diye başlayan söylenmeler, eskiden çocukların yüzüne karşı yapılırdı. Şimdi mümkün mü orta sınıf bir ailenin ergen çocuğuna karşı bak ha diye sesini yükseltmesi.
Mesela biz, senin yaşındayken diye başlayan öfke dozu yüksek şikâyetlerden sonra nereye saklanacağımızı bilemezdik. Saklanamayacağımız için kendimizi ev işine, el işine vururduk. Dersler mi? Ev işinden, el işinden kalan zamanda yapabilirsin. Benim kuşağımın okuma alışkanlığı kazanması bu yüzdendir biraz da. Ev işi yapmamak için derslere kaçardık. Ders kitaplarının arasına edebi kitapları saklayarak okurduk. Şimdi ebeveynler aman çocuğumuzun okuma alışkanlığı olsun diye kendisini helak ediyor.
14 yaşındaydım, yaz tatillerinde sekiz kişi olan ailemizin iftar yemeği benim sorumluluğumdaydı dediğimde, kızım ne kadar süpermişsin anne diyor. Oysa ne çocukluğumuzda ne gençliğimizde kimseler bize “süper” muamelesi yapmadı. Ne yaparsak yapalım yaptığımız EKSİKTİ. HAMDI. HENÜZ OLMAMIŞTI.
Kırkı devirdiğimiz halde ölmeden evvel hiç olmazsa bir şeyi iyi yapabileceğimiz hayalini hâlâ muhafaza edebiliyoruz.
Anne babalarımız, öğretmenlerimiz “gençlik psikolojisi, ergen psikolojisi nedir” bilmezlerdi. Nineler; dedeler zinhar. Büyüklere karşı ses bir parça üst perdeden çıkar gibi olduğunda, evin en yaşlı kişisi “bunun evlenme yaşı gelmiş” derdi, utancından ölmeyip sabaha çıkarsan bir daha değil sesini yükseltmek mümkünse sessiz; sadece jest ve mimiklerle iletişim yolunu tercih ederdin.
Öğretmenlerimiz sanki devletin parasını çarçur ediyormuşuz gibi, iflah olmaz müsriflermişiz de son bir hamle ile bizi ne kadar toparlarlarsa o kadar kâr hesabı; her dersin başında ve sonunda korsan nutuklarını icra ederdi. Bütün gün sokak lambasının altında ödevlerini yaptıklarını anlatırlar bu vatan sizin gibi tembellere kalsın diye kurtulmadı diye de ezim ezim eziklerlerdi.
Bizim gibi tembeller…
Tembel miydik? İki kilometrelik yolu karda kışta, yağmurda güneşte teperek okula vasıl olur, okula gitmeden önce ve geldikten sonra kömürlükten en az iki teneke kömür çıkarırdık. Sabahçı isek geldikten sonra, öğlenci isek okula gitmeden önce evi bir güzel siler süpürürdük. Süpürürdük deyince eve elektrik süpürgesi geldiğinde ben lise ikinci sınıftaydım galiba.
Silip süpürmeye pek takmazdık. Amma velâkin akmayan sular yüzünden iki mahalle öteden su taşımak zorunda kalmak çok onurumuza dokunurdu.
Kızlar günlük ev işinden mesul olurken -ki bu yüzden kızların okul hayatı daha başarılı idi rakamsal olarak- erkekler yıllık temizlikten mesul olurdu. Ev ahalisinin bütün ayakkabılarını boyamak, Hıdırellez''den önce bahar temizliği maksadıyla isli duvarlara boya badana çekmek evin delikanlılarının vazifesi idi.
Bütün bu işlerden arta kalan enerjimizle dünyayı kurtarma oyununa katılırdık.
Gerçeklerin acısı, henüz kalbimizi ağrıtmaya başlamamıştı.
Oysa ebeveynlerin onca şikâyet ettiği gençler ideallerini, rüyalarını, ütopyalarını yitirmiş bir dünyada idrak ettiler başlarına çöken dumanı.
Seçim münasebetiyle şehir şehir dolaşan radyo programlarını dinliyorum. Bir delikanlının, bir genç kızın cümlelerini işitmiyor muyum oturduğum yere çöküp kalıyorum. Ne kadar umutsuz, ne kadar güvensiz ve ne kadar acılı bir dilleri var. Şehirlerin kimliği değişiyor. Zonguldak, Batman, Mardin ya da Diyarbakır. Muğla ya da Çanakkale. Şehirlerin ismi değişiyor ama gençlerin umutsuz dili değişmiyor.
Akşamdan sabaha size iş bulmayı, dünyaya açılmanızı, hayatınızı sınav ekseninde süren yapısından arındırmayı vaat edemem.
Ama gençler, size hayattan tat almayı vaad edebilirim.
Bedenen çalışınız. Zihnin ve ruhun mutlu ve huzurlu olması için bedenin yorulması şart. Beden nasıl yorulacak? Düzenli olarak spor yapacaksınız filan demeyeceğim. Spor salonları bulabiliyorsanız spor yapın elbet. Ama biliyorum ki iki kalenin kurulacağı güvenli tarlalar bile yok hayatınızda.
Ailenizle yaşadığınız ortak zamanda ve ortak mekânda sorumluluk alın. Sorumluluğu olmayanların huzuru olmuyor.
Sizden daha zor durumda olanlar var. Onlar sizden yardım bekliyor. Kendi acılarımızdan kurtulmanın yolu dert dinlemekten geçiyor. Dertlenmekten değil.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.