Geri kalmışlığımızın tarihi ve İsmail Cem

00:0026/01/2007, Cuma
G: 28/08/2019, Çarşamba
Fatma Barbarosoğlu

İsmail Cem, deyince aklınıza ne geliyor? Katıldığı tartışma programlarında sesini asla yükseltmeyen, anlatmak istediğini tane tane anlatan, fotoğraf âşığı bir bilim insanı? Geri kalmışlığımızın tarihini yazan bir müellif? Kemal Tahir-İdris Küçükömer çizgisinde solcu Osmanlı? İnsanlarla mevki ve makamı ne olursa olsun göz hizasından iletişim kurabilen bir Dışişleri Bakanı? Kitap sahibi bir Kültür Bakanı? Ya da Kemal Derviş ile çıktığı yolda; arkasında biri var zannederken, Kemal Derviş''in çoktan

İsmail Cem, deyince aklınıza ne geliyor? Katıldığı tartışma programlarında sesini asla yükseltmeyen, anlatmak istediğini tane tane anlatan, fotoğraf âşığı bir bilim insanı? Geri kalmışlığımızın tarihini yazan bir müellif? Kemal Tahir-İdris Küçükömer çizgisinde solcu Osmanlı? İnsanlarla mevki ve makamı ne olursa olsun göz hizasından iletişim kurabilen bir Dışişleri Bakanı? Kitap sahibi bir Kültür Bakanı? Ya da Kemal Derviş ile çıktığı yolda; arkasında biri var zannederken, Kemal Derviş''in çoktan terk etmiş olduğu ve terk ederken açtığı derin kırıklar arasında, umudunu muhafaza etmeye çalışan; Attila ilhan''dan mülhem “ne arkadaşlara güvendim zaten hiç yoktular” diyen bir kırık kalp?

Bir röportajında Aydın Güven Gürkan mı söylüyordu, “bizi kanser eden Kemal Derviş''tir” diye. Yoksa o röportajı okurken ben mi böyle düşünmüştüm. Hatırlamıyorum.

Hayatım boyunca her şeyin hakikisini istedim. Gibi olmayan. Sosyal demokratımsı değil de gerçekten sosyal demokrat bir iktidar. Ya da ana muhalefet partisi... Böyle olsaydı, Türkiye''de son dönemin tarihi çok başka türlü yazılır mıydı? Bu soruya daima cevap arıyor olacağım.

İsmail Cem gerçekten sosyal demokrat biri miydi? Ekranın bu tarafından öyle görünüyordu. Yazdıklarından öyle anlaşılıyordu. Tarihi ile barışık bir solcu idi. Kökenini kurcalamaya kalkanlar onun kadar “Osmanlı” olabilseler keşke.

İsmail Cem''in ölüm haberini, internet üzerinden aldığımda karanlık bir oda ve bir radyo geldi imaj olarak...

Yıl 1974 olmalı. Sırtımda lacivert bir jile, mavi bir gömlek var. Okul kıyafetim. Okuldan gelmiş ama üstümü bile değiştirememişim. Çünkü elektrikler kesik. Üç, dört saat kesik kalacak. Zorunlu elektrik tasarrufu. Bir milletvekili konuşuyor radyoda. TRT''de yanlı yayın yapıldığını, milli ve manevi değerlerimizin tehlikede olduğunu söylüyor. TRT Genel Müdürü İsmail Cem.

Tantana, kavga gürültü. Danıştay kararları. Hepsini hatırlıyorum. Sonra. Sonra İsmail Cem TRT Genel Müdürlüğü''nden alındı.

Nevzat Yalçıntaş TRT Genel Müdürü oldu, “daha düzgün” programlar olacaktı artık.

Oldu mu? Yıllar sonra gittiğim her muhitte şunun tartışılmakta olduğunu gördüm. TRT genel müdürünü değiştirmek ile bir şey olmuyor. Biz sinemaya bu kadar uzak kaldıktan sonra.

Beyaz sinemaydı filan derken... Liberalleşme rüzgarında dindarlar görüntü ile aralarındaki mesafeyi tv kanalı kurmak üzerinden aşmaya çalıştı. Tam başaracak gibi olmuşken vaz geçtiler. Raiting ve elbette reklam pastasından daha çok pay alan olmak için. Alnı secdeli insanlar, tv kurunca, tv seyircisi olmayan alnı secdeli neredeyse kalmadı. Perhiz bozuldu. Nan-ı aziz ve ab-ı leziz dönemi bitti. En kolalı ve şıngırdaklı programlar ile haneler izbe bir düğün salonu görüntüsü aldı.

Benim içim ekran kaldırmıyor artık. Derdim şu: İsmail Cem''in yönetimindeki TRT onca eleştirilirken, dindarlar şimdi kendi yaptıklarını nasıl görmüyor? Sahiden rüyalarınızı süsleyen tv''cilik bu muydu?

Sırf Demirel ekranda biraz daha fazla kalsın diye onca TRT kavgası vermeye değer miydi?

Yapılanları değil de, o işi yapanların kimliğini merkeze aldığımız sürece bir arpa boyu yol almayacağız.

Bu gün de aynı yerde batmakta değil miyiz? Katilin kimliğini merkeze alarak kötülükten maya çalmaya uğraşmıyor muyuz?

Ne değişti? Demirel değişti evet, konjonktüre uygun olarak. Ama bizi eşikte bekleyen doğal gaz sıkıntımız, su sıkıntımız devam ediyor işte. Çünkü biz ne insan kaynaklarını, ne yer altı kaynaklarını asla değerlendiremeyen, heba eden bir ülkenin çocuklarıyız. Geri kalmışlığımızın tarihi devam ediyor velhasıl. Tabiî köken avcılığı da.