Gözün gördüğüne gönül katlanamıyor…

00:0021/06/2013, Cuma
G: 9/09/2019, Pazartesi
Fatma Barbarosoğlu

I-Taksim direnişinden herkes kendi zaferini çıkarmaya çalışıyor.Ortada pay edilecek bir zafer yok.Hepimiz kaybettik. Daha fazla kaybetmemek için hele sakin. Hele yavaş.İbrahim Karagül"ün Çarşamba günü yayınlamış olduğu yazıyı üç defa beş defa okuyup yine de sakin olacağız. Büyük hikayeyi anlayacak ama bu büyük hikayenin tuzağını mümin basireti, rikkati, aklı ile aşmaya çalışacağız.II-Karmakarışık zamanımıza yeni bir karmaşa eklendi. Yeni bir milat. "Gezi"den önce "Gezi"den sonra.Çok makbul bir şeymiş

I-

Taksim direnişinden herkes kendi zaferini çıkarmaya çalışıyor.

Ortada pay edilecek bir zafer yok.

Hepimiz kaybettik. Daha fazla kaybetmemek için hele sakin. Hele yavaş.

İbrahim Karagül"ün Çarşamba günü yayınlamış olduğu yazıyı üç defa beş defa okuyup yine de sakin olacağız. Büyük hikayeyi anlayacak ama bu büyük hikayenin tuzağını mümin basireti, rikkati, aklı ile aşmaya çalışacağız.

II-

Karmakarışık zamanımıza yeni bir karmaşa eklendi. Yeni bir milat. "Gezi"den önce "Gezi"den sonra.

Çok makbul bir şeymiş gibi kafam karışık diye söze başlanıyordu.

Artık kafa karışıklığı, ruh karışıklığı, akıl fikir karışıklığı gırla gidiyor.

"Gezi"den önce de ne olduğunu anlayamıyorduk; anlamaya çalışmak yerine kendimize uygun düşecek uzman yorumuna iman edip, kafamız kumda, iyi de neden gözüme sürekli bir şey kaçıyor şikâyeti ile idame-i hayat eğliyorduk. Artık akıldan hepten azadeyiz.

III-

Birileri kömürlükte kaybettiği parasını, aşkını, sevdasını, şöhretini, itibarını "Gezi"de bulmaya kalktı.

Postmodern eylem dilinden nostaljik lezzet almak dünyada sadece bize nasip olabilir herhalde. Oldu. Unutamadığımız 1 Mayıslara, unutamayacağız 30 Mayıslar eklendi. Mayıs"ın başı da sonu da kabusumuz olur artık. Yakın tarihimiz açısından belleklerde kayıtlı bir Haziran olmadığı için nispeten temizdi. O da nasibini aldı. Eylül, Şubat, Mart, Mayıs, Haziran. Dünyayı birbirimize dar ettiğimiz aylar.

IV-

20. Yüzyıl"ın problemi, kuşakların aynı yöne bakmadığı idi.

21.Yüzyıl"ın problemi aynı yöne/aynı yere/aynı ekrana baksak bile gördüklerimizin birbirinden çok farklı olduğu.

V-

En sık duyduğumuz cümle: "Ben böyle algılamadım."

Yerde bir baston. Taraflardan biri yerdekini baston olarak görüyor, öteki "Ben böyle algılamıyorum o beni tehdit eden bir yılan" diyor.

Bizden önceki kuşağın böyle bir durum karşısında tavrı genellikle şudur: Baston/yılan yerden alınır bir hışımla "ben böyle algılamıyorum" diyenin üstüne gidilir. Yer misin yemez misin tavrı. Akıl kafadan iki karış yukarı çıktığına göre, yerine oturmak için müdahale etmek gerektiğine inanılırdı.

Ama günümüz için bu tavır, işleri iyice çığırından çıkarmaktan başka bir işe yaramaz. Daha önce bir kişiyi onun baston olduğuna inandırmanız gerekirken artık "bastonla müdahale anı", bütün dünyaya servis edileceği için bütün dünyayı onun baston olduğuna inandırmanız gerekecektir. İyi de sırtta şaklayan şey baston olsa da yılan olsa da bir şey değişmeyecektir artık.

VI-

Algıyı bozan şey korku ve endişedir. Mutlu bir insan ile huzursuz, endişeli bir insanın aynı objede aynı şeyi algılaması pek mümkün değildir.

Algılar konusunda kafamızın karışıklığı, imaj yönetimi konusundaki basiretsizliğimiz, başardığımız her şeyi imha ediyor …

"Biz" yani Türkiye"nin yedi bölgesi; fakir-zengin, dindar-laik, Türk-Kürt, kadın-erkek, yaşlı-genç olarak biz başardık. Neyi başardık? Bizi ayıran onca yapay nehire rağmen birbirimizi görebilmeyi başardık. Türkiye insanı olarak 1970"ten bu yana kemerleri sıka sıka yaşamayı başardık. Tam IMF gitti. Borç bitti derken. Hatta diyememişken… Bkz Türkiye"de bugün de erkekler bir kadını daha öldürdü haberini yapan medyanın; bu haberi sadece birkaç ekonomi yazarı üzerinden "görmesi".

Sonra ne oldu. "Herkes" "Gezi"ye çıktı.

VI-

Algı yönetimi konusundaki başarısızlığımıza yeni bir organımızı daha kurban verdik.

Gördüklerimiz konusunda anlaşamıyorduk. Şimdi bir de kulak sorunumuz oldu.

Aynı kelimelerle aynı anlamı kastetmiyoruz. Dahası her geçen gün bir kelimemizi daha ziyan ediyoruz. Katlediyoruz. Sevgi kelimesi mesela. Bir müddet yasaklasak sevgi kelimesini diyorum. Bir müddet kimse kimseyi "sevmese"…

Kimse kimseyi sevmese de saygının sınırlarını görünür kılsak. İmha etmemeyi öğrensek…

Taksim üzerinden zafer taksimatı yapmak yerine, demokrasi için olmazsa olmaz talep kültürünü neden inşa edemiyor oluşumuza odaklansak...

Konuşan Türkiye evet. Kabul. Lakin dinleyen/dinlemeyen Türkiye diye bir derdimiz de var.Kimse kimseyi dinlemiyor. Ağzı olan konuşuyor da… Kulaklarımız ne yapıyor bu esnada?

Gözün gördüğüne gönül katlanamıyor.