
Çarşamba günü kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bu gün çocukluğumun bahçesinde, gündelik hayatın dili üzerinden meslek erbabının jargonu üzerine kuş bakışı bir seyir yapmak niyetindeyim.
Birinci sahne Borusan fabrikasında babamın iş arkadaşlarından oluşan “şoför amca”ların jargonu. Şoförlerin hepsi aynı maaşı aldığı halde hayat tarzları farklıydı. Hayat tarzlarındaki farklılığın bir kısmı eğitim düzeylerinden kaynaklanıyordu. Aralarında lise mezunları olduğu gibi ilkokul, imam hatip ve ortaokul mezunları da vardı. O dönemde ortaokul mezunu olmak ile lise mezunu olmak arasında çok ciddi bir fark algılanıyordu. (İlköğretimin yılları uzadıkça eğitim kalitesinin düştüğünü başka bir yazının konusu yapmak gerekiyor.)
Hayat tarzını belirleyen ikinci konu kişilerin kökenleri, yani memleketleriydi. Şoförlerin arasında doğma büyüme İstanbullu olanlar, Afyonluların çoğunlukta olduğu “köylüler” ve Trakyalılar vardı.
“Şoför amca”ları o kadar net hatırlamam, uzunca bir süre fabrikanın servisini mecburi olarak bizim de okul servisi niyetine kullanmamızdan kaynaklanıyor. Şoförleri diğer çalışanlardan ayıran bir dil vardı. Daha çok konuşuyor ve daha çok espri yapıyorlardı sanki. Belki de onlar, direksiyonun başında kendilerini “ev sahibi” gibi hissettikleri içindi bu hareketlilik.
Hayat tarzlarındaki farklığın en önemli sebebinin zaman içinde eşlerinden kaynaklandığını fark ettim. Aynı zamanı ve aynı mekanı aynı ücret ile paylaşan şoförleri birbirinden farklı kılan evdeki eşlerin “zevki” ve ait oldukları toplumsal konum idi. Her ne kadar aynı şoför jargonuna dahil olursa olsun mesela Sefaköy''ün yarısı bunlarındı diye gösterilen Rasim Amca''nın kızıyla evli olan şoför Nusret, (isimleri değiştiriyorum) diğer şoförlerden farklıydı.
Kırklarelili büyük Hüsamettin''in şoförlüğünde kılıbıklığının izlerini görürdük. Anadın mı diye söze başlar, dam üstünde saksağan vur beline kazmayı frekansında devam eder, kadın milletinin sözünden çıkmayacaksın diye alakasız bir şekilde noktalandırırdı cümlelerini.
Şoförlerle mesela doktorların ve öğretmenlerimizin konuşmaları birbirine benzer miydi? Hayır. Doktor Hilmi amca, Hulisi Kentmen''in doktor rollerindeki gündelik karşılığı idi adeta. Babacan, şefkatli ve fakat otoriter. Cümleleri bir Tanpınar romanında ödünç alınmış gibiydi. Bunu nereden çıkarıyorum? Çünkü ona her gidişimizde bir kelime öğrenirdik. Öğrenir öğrenmez hava olsun diye cümlelerimizin içine sıkıştırırdık. Maatteessüf kelimesini cümle içinde kullanışımızı bu gün gibi hatırlıyorum.
Velhasıl her mesleğin kendine dair bir jargonu bir vücut dili vardı. Bunu çok net hatırlıyorum.
Bu farklılık günümüzde daha ziyade giyim kuşam üzerinden kendini belli ediyor. Kadın öğretmenlerin giyimi ile kadın bankacılarıni giyim birbirine yakındır mesela. Reklam, sinema sektöründeki erkeklerin salaş giyimi hemen farkedilir. Finans sektöründeki erkeklerin ille de mavi ve beyaz gömlek bağımlılıkları vardır.
Fakat günümüzde artık, giyim üzerinden ifade edilen farklılıklar konuşmaya geldiğinde ortadan kalkıyor. Üst düzey parti yöneticisi ile pazarcının konuşması aynı mesela. Ya da pazarcının konuşması ile üst düzey meslek örgütünün başkanının konuşması aynı. Ve dahi medya patronunun konuşması. Daha net iz sürebilmeniz için şike tartışmalarına yönlendirmeme müsaade ediniz lütfen. Bakınız sınıfı, konumu, eğitimi ne olursa olsun her Fenerbahçe taraftarı hemen hemen birbirinin aynı cümlelerle konuşuyor.
Bu durumu demokratikleşme, hiyerarşinin ortadan kalması gibi sosyolojik kavramlarla açıklamak mümkün olduğu gibi, hayatın hızıyla doğru orantılı olarak ortaya çıkan “şabloncu” zihniyet ile alakalı olduğunu düşünmek de mümkün.
Süleyman Demirel''in 90''ların başına kadar diline monte etmiş olduğu “Isparta Ağzı”nı yukarıdaki örneklerden ayırmak gerekiyor. Çünkü Demirel''in “köylü ağzı” ben buradan hiç çıkmadım nereye gidersem gideyim hep aranızdaydım tezini ispat edici bir işleve sahipti. Yani aradaki mesafeyi eritmek için kullanılan “aşağıdakiler”in dilini taklit etmek söz konusu Süleyman Demirel örneğinde.
Benim söylemeye çalıştığım ise; dilin, düşüncenin tamamen şablon cümlelere emanet edilişi. Dil düşüncenin kalıbı olmaktan ziyade, doğrudan kalıp olarak kullanılan bir şeye dönüşmüş durumda.
Yaşlı kadınların seyrettikleri dizi filmler yüzünden genç kız jargonu ile konuştuğunu fark etmemiş olamazsınız?
Medyasenfoni üzerinden herkesin bir örnek konuşmasının arka planını bir parça anlatmaya çalıştım. Ama konu oldukça geniş ve derin.
Şimdilik bu kadarı ile iktifa edelim.
Tüketim kültürünün bütün seküler törenleri, adetleri hayatımızda. Zamanı dünyevi olarak idrak ettiğimizi yaşadığımızı fark etmiyoruz bile.
Modern zamanlar ile birlikte vakit, iş zamanı, tatil zamanı, ibadet zamanı olarak bölündü. Kadim kültürde aslo- lan bütün zamanı ameller niyetlere göredir hükmünce Allah''ın rızasına uygun olarak ibadet zamanı olarak yaşamak. Yol böyle çiziliyordu. Bu yola girenler vardı, giremeyenler vardı. Yolda yürüyenler vardı yürüyemeyenler vardı.
Yaşadığımız zamanın sıkıntısı; önümüze konan yol haritasının tamamen dünyayı hedefleyerek, zamanı bitimsiz bir şimdi, varlığı ise sadece bu dünyaya ait kılmasından besleniyor.
Bana mı öyle geliyor yoksa siz de aynı şeye tanık mısınız bilmiyorum, kandil tebriği, kandil hediyesi hayatımızdan giderek siliniyor sanki. Sadece hediye ve tebrik değil, dua niyetine temenniler de azalıyor
Oysa birkaç yıl öncesine göre “iletişim” ne kadar “ucuz”.
Kandil günlerinde, bayram günlerinde postadan çıkan kitapları Kandil hediyesi olarak bağrıma basıyorum.
Bu defa Kandil hediyesi Hayykitap''tan geldi. “Hakk''ın Nuruna Mirac/Peygamberlerin İlahi yolculukları”
Kitap Abdülkadir Geylani, İbn''ül Arabi ve Ali b.Vefa''nın birer risalesi ve Muhammed Bedirhan yazmış olduğu giriş yazısından oluşuyor.
Kitapta yedi peygamberin Miracı var. Hz.Adem Esma cennetine; Hz İdris Me''va cennetine; Hz.Nuh vefa gemisine; Hz İbrahim Melekut-i Ala''ya; Hz.Musa Tuvâ Vadisi''ne; Hz.İsâ, yeryüzünden göğe, Hz.Muhammed Kâbe Kavseyn makamına mirâcı anlatılıyor .
Beratımızı hayırlısıyla alanlardan, adımızı saidler meclisine yazdıranlardan oluruz inşallah.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.