Gündelik hayatın dili ile roman kahramanlarının dili (I)

00:0013/07/2011, Çarşamba
G: 4/09/2019, Çarşamba
Fatma Barbarosoğlu

Başlığı görünce edebi bir konudan bahsedeceğimi sandınız. Hayır gündelik bir şeyden bahsedeceğim. Her gün yaşadığımız ama farkında olmadığımız, fakat edebi bir metinde karşımıza çıkınca yadırgadığımız bir durumdan bahsetmek niyetindeyim. Cemiyet içinde fertlerin konuşma şekli olarak fotokopi usûlü tek düzeliği üzerine birkaç cümle kurma derdindeyim.Cuma günü Genç Akademi''nin konuğu olarak “Yazmak, konuşmak, dinlemek” üzerine fikir yürüttük, gönül eyledik gençlerle. Çok verimli ve çok samimi bir

Başlığı görünce edebi bir konudan bahsedeceğimi sandınız. Hayır gündelik bir şeyden bahsedeceğim. Her gün yaşadığımız ama farkında olmadığımız, fakat edebi bir metinde karşımıza çıkınca yadırgadığımız bir durumdan bahsetmek niyetindeyim. Cemiyet içinde fertlerin konuşma şekli olarak fotokopi usûlü tek düzeliği üzerine birkaç cümle kurma derdindeyim.

Cuma günü Genç Akademi''nin konuğu olarak “Yazmak, konuşmak, dinlemek” üzerine fikir yürüttük, gönül eyledik gençlerle. Çok verimli ve çok samimi bir ortamdı.

Aynı günün akşamı TVNET''te, İsmail Halis''in hazırlayıp sunduğu Babil programının konuğu idim. İsmail Halis konuğuna değer veren bir yapımcı. Sorduğu soruların cevabını gerçekten merak eden bir programcı. Ne demek istiyorum? Katıldığım radyo ve televizyon programlarında soru sorup cevabı dinlemeyen sunucular ile karşılaşınca zihnim duruyor. Ben şimdi burada ne arıyorum sorusunu sormaya başlıyorum ve konuşmak bir sıkıntıya dönüşüyor.

İsmail Halis ile, bendenizin sondan bir önceki romanı olan 2008 yılında yayınlamış olduğum Medyasenfoni''nin atmosferinde gezindik bir müddet. Romanı nasıl yazdığımı anlattığım bölüm bazı okuyucularımın çok dikkatini çekmiş. Kitabı almak istediklerini ama internetteki kitap satış sitelerindeki yorumlara takıldıklarını söylediler.

“Kitap yorumcularının” “yorum”larındaki, kahramanların hepsinin aynı dili konuşuyor tespitlerini bir olumsuzluk olarak anlamış bazı okuyucular.

Oysa ben bunu bile isteye yaptım. Medya zamanı içinde öznellik ve tikelliğin sözkonusu olmadığına/olamayacağına dikkat çekmek için.

İnsanlar giderek makinelere, makineler de giderek insanlara benziyor.

İnsanların jest ve mimiklerini taklit eden; yüz ifadesi kız ile erkek arası bir robot hayatımıza dahil oldu birkaç yıl önce. Bu haber karşısında hiç şaşırmadık. Hiç endişe etmedik.

Makineler makinelerinden arınıp “insanlığa” kavuşurken, insanlar da kendilerini biricik yapan jest ve mimiklerden arınıp bir örnekliğe doğru yol alıyor.

İnsanlar hep aynı şekilde konuşuyor derken neyi kast ediyorum?

Elli yıl önce bir doktor ile taksi şoförünün konuşması aynı mıydı?

“Otobiyografik bellek”iniz size bu konuda yardımcı olmuyorsa Yeşilçam filmlerinin lokomotifliğinde oluşturduğumuz kamusal belleğimizi yardıma çağırabiliriz.

Şoför Nebahat filmlerine; Sadri Alışık''ın canlandırdığı filmlerin “şoför” karakterleriyle, aynı filmlerin doktor amcası Hulusi Kentmen tiplemelerine bakınca, kahramanların konuşması hiç de aynı değil. O dönemin sinema anlayışı belki de hiyerarşik konumlanmayı “dil üzerinden” inşa etmeye dayanıyordu diye gelebilecek bir itiraza karşı; sizi çocukluğumun zamanına ve mekanına götürmekten başka çarem yok.

Ama çocukluğumun bahçesinde gezinmeyi Cuma gününe bırakalım.