Güvercinleri sever misiniz?

00:0023/01/2007, Salı
G: 28/08/2019, Çarşamba
Fatma Barbarosoğlu

Seversiniz. Ya da sevdiğinizi zannedersiniz. Sevginizden nasıl da eminsinizdir. Çünkü sizinki sınanmamış bir sevgidir. Sınanmamış hiçbir duygu size ait değildir oysa. Var zannedersiniz. Yoktur. Tam olması gereken zamanda, yokluğu, derin bir çukur olarak aşikar kılar kendini.Eski bir komşum vardı. Yurt dışında hayvan derneklerinde çalıştığını anlatırdı her vesile ile. Ama onun anlatışında ve hayvan sevişinde bir tuhaflık hissederdim. Sevgi kendiliğinden bir şey olmaktan çıktığında, sevgi olmaktan

Seversiniz. Ya da sevdiğinizi zannedersiniz. Sevginizden nasıl da eminsinizdir. Çünkü sizinki sınanmamış bir sevgidir. Sınanmamış hiçbir duygu size ait değildir oysa. Var zannedersiniz. Yoktur. Tam olması gereken zamanda, yokluğu, derin bir çukur olarak aşikar kılar kendini.

Eski bir komşum vardı. Yurt dışında hayvan derneklerinde çalıştığını anlatırdı her vesile ile. Ama onun anlatışında ve hayvan sevişinde bir tuhaflık hissederdim. Sevgi kendiliğinden bir şey olmaktan çıktığında, sevgi olmaktan da çıkıyor.

Sevginin pek çok kaynağı var şüphesiz. Benim beslendiğim kaynak “Yaradılanı severiz Yaradan''dan ötürü”.

Hayvan derneklerinde gönüllü çalışan, hizmetlerinin karşılığında almış olduğu sertifikaları, salonunun en mutena köşesinde sergileyen “eski komşum”u, bir gün kumru avlarken buldum. Elindeki temizlik sopasını yuvalarına isabet ettirme gayretiyle öyle savurtuyordu. Sebep? Sebebi, panjurlarının üstüne pisledikleri içinmiş. Temizliğe gelen kadın artık silmem demiş. Sen en iyisi bunların yuvasını boz. Yıllarca Almanya''da yaşamış “hayvansever” dostumuz kumruların yuvasını sopayla bozdu. Vura vura. İki gün sonra pat diye önüme düşen bir kumru ölüsü aramızdaki selamı bitirdi.

“Hayvansever” komşum nimet külfet dengesi olmayan bir sevgiye talipti. Oysa her sevgi bir nimet külfet dengesinden yeşerir önce. Sevginin başlangıcı nimet-külfet dengesidir. Sevginin ilk basamağı tamam olduğunda artık külfet bile hoştur. “Lütfun da hoş kahrın da hoş.”

Hrant Dink''in öldürülmesi üzerine konuşurken bir vesilesini bulup herkes ne kadar şiddet toplumu olduğumuzu söylüyor. Yapmayın! Kötü bir olayı anlamak ve anlatmak için kötülükten maya katmayalım. Şiddet toplumuyuz demeyelim de, sevmeyi bilmiyoruz diyelim. Sorun bu. Sevmeyi bilmiyoruz. Sevmenin bedelini bilmiyoruz. Ekrem Dumanlı son derece haklı. Uslubumuza dikkat etmeliyiz. Bizi ekrandan izleyen milyonlarca genç neyi nasıl algılıyor hesaplayarak konuşmalıyız. Onun için ısrarla şiddet toplumu olduk demekten vazgeçelim. Bu kelimeyi kullandığımız her an dua niyetine geçiyor ve maya şiddetten tutuyor.

Hırant Dink''i kendinize emanet edilmiş gibi hissetmiyor muydunuz? Ben ediyordum. Bütün aşinalığım bir iki ekran karesi bir de gazetelerde yayınlanmış röportajları. Belki çocukluğum Ermeni komşular arasında geçtiği için bir mesafe üzerinden komşuluk yapmayı bildiğim için, söylediklerine asla katılmasam da, söyleme biçimi üslubu öfkenin önüne çekilmiş set gibiydi. Onu dinlerken, okurken hiç öfkelenmedim. Çünkü bilgi öfkeyi yener. Kendini milliyetçi zannederek şovenizmin tuzağına düşen gençler, ne kültürel manada ne de tarihi manada bilgi sahibi olmadığı için öfke ve kin üzerinden sevgisini sınadığını zannediyor. Sevgisini. Vatan sevgisini. Cehalet provoke olmayı kolaylaştırıyor çünkü.

Söylediklerine asla katılmasam da dedim. Soykırım olsaydı benim çocukluğumda “dinlerinde dillensinler” diyerek kurduğumuz komşulukların hiç olmaması gerekirdi. Söylediklerine katılmıyordum çünkü söyledikleri doğru olsaydı, o zaman Osmanlı neden yüzlerce yıl Ermeniler için tebayı sadika tabirini kullanmış olsundu. İsyan eden Ermeniler neden daha çok, sonradan Katolik olan Ermenilerden çıkıyordu. Ben bu soruların peşinden gittim. Başka bir zaman yazarım elbet.

Milliyetçilik maskesiyle mahkeme önlerinde slogan atanlar yavrusunu severken öldüren ayı misali vatana en büyük zararı veriyor.

Bunu herkesten önce, hakiki milliyetçiler görmeli ve engel olmalı.

Milliyetçiler kendileri üzerinden oyun kurmaya kalkanlara karşı bu defa uyanık olmak zorunda. 80 öncesi hem solculardan hem de ülkücülerden tertemiz çocuklar öldü/öldürüldü. Solcular sanattan aldıkları güç ile kanlarının bedelini tarihe film olarak, roman olarak, şiir olarak geçirdi. Bir manada görsel tarih yazdılar. Yani davalarını tarihte kazandılar. Ama ülkücüler henüz tarih yazamadılar. Neden? Tarih bilgileri ne muhteşem atlılardık nostaljisinden öte gitmiyor çünkü. Bunu fark etmek zorundalar. Entellektüel ve sanatsal birikim olmadan vatanseverlik olmaz.

Hrant Dink''i tanıyanların kalbi elbette yangın yeri. Ama her şeye rağmen, tam da bu ortamda, ağzımızdan çıkan, kalemimizden dökülen kelimelerin, yangın yerine odun mu olduğunu yoksa bir avuç su mu olduğunu düşünmek zorundayız.

Kalbi olan herkesi sağduyuya davet ediyorum. Vasiyetinde bile; “slogan atmayın, pankart açmayın” diyerek bedenini terk etmiş ruhuyla içimizden biri olmaya devam Hırant Dink''in ailesine başsağlığı diliyorum. İstanbul halkı kanla yazılmış mektubu, korku salmak için yazılmış mektubu, Mahir Kaynak''ın ifadesiyle okumadan yırttı; Cuma günü ve gecesi Taksim Meydanı''na, Pangaltı''ya koşarak…

Milliyetçilere sesleniyorum!!! Balkanları kaybetme sebebimiz, yükselen milliyetçilik idi. Eğer Güneydoğu''yu kaybedersek; Allah muhafaza, bunun sebebi yine yükselen milliyetçilik olacak.

Neden milliyetçiliğin yükselmesinin ABD''nin çok işine geldiğini biraz düşünün. Kızmadan, öfkelenmeden ve hiç kimseyi vatan haini ilan etmeden! Kendi sevgimizden emin olduğumuz zaman içimizi şüphenin kurdu kemirmez. Öyleyse önce sevmeyi öğrenelim. Güvercinleri sevmeyi.

1428''e bir cinayet ile girdik. Hicri yılınızı tebrik ediyor hepinizi daha çok duaya davet ediyorum. Nefes aldığımız her an kalbimizde zikir olsun “Rabbim bizi bizden koru. Bizi düşmanlarımızdan koru.”