
I-
Bir ülkeden bir ülkeye geçiyorduk.
Her geçişte, filan yere hoş geldiniz mesajı düşüyordu cep telefonlarımızın ekranına.
O mesajlar düşmese bir ülkeden bir ülkeye geçtiğimizi farketmezdik.
Her yere kendimizi götürüyorduk zira. Kendimize katık ediyorduk gördüklerimizi.
Kendimiz kadar görebiliyorduk olan biteni.
Dönen lastik tekerleklerinin altında, hem ülkelerin adı değişiyordu hem bizim halimiz.
Biz anne idik. Dünyanın bütün çocuklarının annesi olmayacağımızı biliyor yine de olmaya çalışıyorduk. Yangını söndürmeye giden güvercin, Hac yoluna düşmüş karınca misali.
Gayret bizden tevfik Allah''tan.
Kâh kızılıyordu anneliğimize kâh hürmet ediliyordu.
Oğullarımız ve kızlarımız vardı dünyanın dört bir tarafında.
Adımızdan selam kokusu alanların da annesiydik bela kokusu alanların da.
Ne ki içlerindeki öfke baskın çıkıyordu bazen.
Kızlar ve erkekler diye bir duvar örülüyordu kılıçlar kınından çekilince.
Son ders, 21. Yüzyıl kadınların yüzyılı demiştim. Kızların kafası çok net, erkeklerin kafası karışık.
Alınmıştı, oğullarımdan oğul bildiklerim.
Yarın yolcuyum dedim. Ne ki uykusuz kalmaya razıyım itirazınız neyse dile getirin.
Dile getirdiler. Dile getirdikleri, geceden sabaha taşınca, yolda konuşmaya karar verdik.
Yolda konuşurken, kızların kafası net de, niye bizimki karışık diye başladılar yeniden.
Bir nişanlıdan arta kalmış olan R. neden bize saygı duymuyorlar dedi. Neden itiraz ediyorlar her söylediğimize.
Örneklerle anlat dedim. Anlattı.
Sorun şu ki dedim siz kızlardan daha dindar olmasını bekliyorsunuz. Daha takvalı.
Size saygı duyulsun istiyorsanız, fetvayı karşınızdaki için takvayı kendiniz için isteyeceksiniz.
Nasıl yani, bahsi açıldı aramızda.
Vakit namazını bile kılmayan erkeklerin kızların kıyafetlerini dillerine dolamalarından bahsediyordum. Akrabalarımızdan bir genç kızın her sabah nişanlısının sabah namazı için telefonunu çaldırmasından bahsediyordum.
İşte tam o sıra; hali Hafız, mahlası gül adam girdi lafa.
Mutmain bir tebessüm ile susuyordu oysa yolculuğun başından bu yana.
“Telefonu çaldırması gerekmez hocam“ dedi.
Yüzündeki ifadeden onun bir yangından arta kalan olduğunu anladım.
Yıllarca sabah namazına, teheccüt namazına kendisini uyandıranı anlattı.
Edep yoksa aşk yok.
Hafızın hikâyesi bir edep hikâyesi.
Kendisinden izin almamış olsaydım bu satırları yazamazdım.
Hafızın hikâyesini onun dilinden sunuyorum. Buyurun:
II-
On sekiz yaşıma kadar Kur''an kurslarında okudum. İmam Hatip Lisesi''ne devam ettim.
On sekiz yaşımda dershaneye yazıldığımda ilk defa kızlarla aynı sınıfı paylaşmış oldum.
Bir gün sınıftan bir kız benden silgi istedi. İade ederken teşekkür ederim dedi. Ben o teşekkür edişe vuruldum.
Aklımdan çıkmaz oldu. Öyle güzel, öyle içten teşekkür ettiğine göre onun da bana meyli var diye düşündüm.
Bir vesile ile kendisine gül vermeyi hayal ettim o günden sonra. Hangi vesile ile verecektim? Bu düşünce ile aradan haftalar geçti. Aylar geçti. Nihayet buldum.
Bir kandil günü kendisine kandil vesilesi ile gül verebileceğimi akıl ettim. Ama sadece ona gül veremezdim. Ayıp olurdu. Bütün sınıfa gül dağıtırsam ancak ona da gül sunabilirdim.
Bütün sınıfa gül alacak para nerede? İnsan canı gönülden isterse olur. Olacağına inanarak düşünmeye/hayal kurmaya devam ettim. Bir gün mezarlığın yanından geçerken güllerin ne kadar güzel açmış olduğunu fark ettim.
Tamam dedim, işte bu. Bu mezarda bütün sınıfa yetecek kadar gül vardır.
Mezarlık görevlisinden izin istedim. Ben dershane öğrencisiyim. Peygamber Efendimiz''in doğum günü vesilesiyle arkadaşlarıma gül dağıtmak istiyorum. Her mezardan bir dal gül kessem bana yeter.
Kabul dedi mezarlık görevlisi. Yalnız gül aldığın her mezarın başında bir Fatiha okuyacaksın. Dünyalar benim oldu. Tamam, ağabey dedim. Ben hafızım. Her mezarın başında bir Yasin-i Şerif okurum.
Okudum. Bir gül kestim bir Yasin-i Şerif okudum.
Ertesi günü dersten önce hocaya meramımı anlattım. Hocam dedim. Kutlu Doğum Haftası sebebiyle arkadaşlara gül dağıtmak istiyorum. Çok güzel düşünmüşsün dedi hoca. Dersten sonra dağıt.
Dersin sonunu nasıl getirdim bilmiyorum. Hoca dağıt hadi dediğinde önce erkeklerden başladım. Kızlara sıra geldiğinde erkeklerden bir “Oooo” sesi yükseldi. Kan ter içinde kaldım. Kızlara dağıtamadım. Hocanın masasına koydum gülleri, arkadaşlar kendileri seçsinler dedim.
III-
O gün bu gündür mahlası “Gül Adam” olan Hafız, her vesile ile gül dağıtıyor. Onun dağıttığı güller ne hikmetse hiç solmuyor.
O akşam bize takdim ettiği gülleri sırf onun kalbi kırılmasın diye bavula bastırıp getirdik. Yola dayanmayacağından neredeyse emindik.
Eve gelince güllerin paketini açtım. Vazoya su koydum.
Ben böyle gül görmedim.
Hikâyenin sonunu size yazmadım. Hafız izin verdi ama benim kalbim vermedi. Çünkü o hikâyenin sonunu ağlayarak dinledim. O derinliğe kelimelerim kifayetsiz geleceği için yazmadığımı, yazamadığımı bilmenizi isterim sadece.
Hafız oğluma dua edin oldu mu? Kalbi hep böyle geniş, hep böyle latif olsun.
Kandiliniz mübarek olsun.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.