Hangi yazarlar yarına kalır?

00:001/01/2010, Cuma
G: 3/09/2019, Salı
Fatma Barbarosoğlu

Bir edebiyat dergisi dosya düzenlemiş. Hangi yazarlar yarına kalacak. Cevaplayanlar kendi edebi zevkleri doğrultusunda kimlerin yarına kalacağına karar vermişler.Dergiyi görmediğim için böyle mişlı muşlu cümleler kuruyorum. Bu tür dosyalara rastlarsam okurum. Bazen bir kaç yazarın aynı ismi zikrettiğini fark eder, eğer daha önce adını duymadığım bir yazar ise, onun kitaplarına ulaşıp okumayı kendim için birinci vazife sayarım. Çağdaşlarıma karşı borçlu olduğumu düşündüğüm bir mesuliyet duygusu ile

Bir edebiyat dergisi dosya düzenlemiş. Hangi yazarlar yarına kalacak. Cevaplayanlar kendi edebi zevkleri doğrultusunda kimlerin yarına kalacağına karar vermişler.

Dergiyi görmediğim için böyle mişlı muşlu cümleler kuruyorum. Bu tür dosyalara rastlarsam okurum. Bazen bir kaç yazarın aynı ismi zikrettiğini fark eder, eğer daha önce adını duymadığım bir yazar ise, onun kitaplarına ulaşıp okumayı kendim için birinci vazife sayarım. Çağdaşlarıma karşı borçlu olduğumu düşündüğüm bir mesuliyet duygusu ile yaparım bunu.

Yedi kişilik bir grubun misafiri olarak onlara katıldığımda onları biraz önce bahsettiğim dosya konusunu tartışırken buldum.

Belli ki bu dosyayı çok önemsiyorlar. Neden önemsediklerini öyle net ifade ediyorlar ki.

Gençlerin kurdukları cümleler derginin hazırlamış olduğu dosyadan daha ilgi çekici idi benim için.

Bilgi Üniversitesi''nde hukuk okuyan delikanlı “Çünkü dedi ben de yarına kalacak yazarları okumak istiyorum.”

İ.Ü Tarih Bölümü''nde okuyan genç kız “Bu listeye gülerim” dedi. “İsimlerini hiç duymadığım insanlar bugüne ait olmayı başaramamışlar bir kere yarına nasıl kalacaklar!!!”

Konya Selçuk İlahiyat''ta okuyan genç kız “Sahiden bu listedeki hiç kimseyi tanımıyorum. Benim okuduğum yazarların hiçbiri yok. Bu benim edebiyat zevkimin olmadığını mı gösteriyor?” diye telaşa kapıldı.

Y.Ü. Tıbbi Tasarım Bölümü''nde okuyan delikanlı: “Kim kalırsa kalsın bana ne. Ben kalacak mıyım ona bakarım” dedi.

İ.Ü Türk Dili ve Edebiyatı mezunu çiçeği burnunda dershane hocası “Bize bu kitapların hiçbirini okutmadılar!” diye dert yandı.

Her biri ayrı telden çalınca bana sordular umutsuzluk içinde. Onlara İzzet Melih Devrim''i anlattım. İlk tepkileri “O da kim” oldu. “O dedim zamanında yapılan bütün edebiyat soruşturmalarında adı ilk zikredilenlerdendi.”

“Ne yazmış ki!” dediler.

“Roman” dedim.

Burun kıvırdılar.

“Romanına önsözü Piyer Loti yazmıştı” dedim.

“Tamam öyleyse” dediler hayranlıkla.

“Bu kadar kolay teslim olmayın” dedim durumu gerilim filmi şiddetine çevirip.

İzzet Melih Devrim''in adını anmanın ayrıcalıkları vardı. Adını ananlar, ki pek çoğu dönemin ünlü edebiyatçıları idi. Onun adını anınca kolay açılan kapılardan geçmeyi seviyorlardı. İzzet Melih Devrim''in düzenlediği çaylı sohbetlerde, grup gezilerinde atlanmıyorlardı. Ve adını o kadar kolay zikretmelerinin bir başka sebebi de onu bir edebiyatçı olarak kıskanmayışları, ama “salon adamı” kimliğine ölümüne gıpta etmeleriydi.

İzzet Melih Devrim yarına kaldı mı? Kaldı. Yazdıkları üzerinden mi kaldı? Hayır. Yaşadıkları üzerinden, hayat tarzı üzerinden kaldı.

Sözü nereye getireceğim. Bazıları hayatını büyük bir başyapıt olarak yaşar. Bazıları başyapıtını hayatı olarak yaşar. Bazıları için ise edebiyat, adından şu ya da bu şekilde bahsedilmesini sağlayan bir araç olarak vardır.

Kör alıcı kör satıcı meselesi. Listelere bakmalı mıyız? Bakmalıyız elbette. Yılsonu yayınlanan listeler “önemli”dir. Edebiyat tarihi değil ama edebiyat sosyolojisi açısından çok fikir vericidir.

2009''da keşf ettiğim kitaplar, yazarlar, şairler…

Berlin yolculuğundan sonra Oya Baydar''ı keşfettim (Nezakete aykırı gibi geldi size yılların yazarını yeni keşfetmiş olmam. Ama ben de Türkiye gerçeğinin içinde nefes alıp veriyorum unutmayınız). Kayıp Söz''ü selam alıp verdiğim herkese okuttum. Ardından Çöplüğün Generali''ni.

Dino Buzzati''nin “Tanrıyı Gören Köpek”ini 2009 yazı boyunca çantamda taşıdım. Selam veren herkese bir Dino öyküsü anlattım.

Nilay Özer''i “keşfetmemi” bir başka şaire İbrahim Tenekeci''ye borçluyum. Tenekeci “Okumalısın Fatma abla” dedi. Dost sözü dinlerim. Kardeş sözü dinlerim. Okudum Nilay Özer''i. Hep bende kalan oldu.

Bir tarihçi keşfettim. Armut dibine düşmüş. Merhum Hakkı Yıldız''ın oğlu Gültekin Yıldız da tarihçi olmuş. “Neferin Adı Yok” ordu-iktidar ilişkilerine asırlar öncesinden bakmak istenler için ilaç niyetine bir kitap.

“Tarihin Sonu” teziyle pek çok kişinin tepkisini çeken Fukayama''yı keşfettim. Büyük Çözülme felsefe, sosyoloji bölümlerinde yardımcı ders kitabı olarak muhakkak okutulması gereken bir kitap.

2009''da bir de internet sitesi keşfettim. Dünya Bizim.com. Sanki edebi kamu sanal bir ülke olarak “orada” bekliyordu.

Çalışmaktan yorulduğum zamanlarda “oraya” gittim. “Herkes” oradaydı.

Düzeltme

Kanal 7''den gelen “Düzeltme”yi aynen yayınlıyorum.

Benim “parasız başarma”dan kastettiğim ile belli ki Kanal yöneticilerinin “parasız başarma” dan kastettikleri farklı.

Hiç yorum yapmadan sizi “Düzeltme” ile baş başa bırakıyorum.

Sn. Fatma K. Barbarosoğlu,

Bugün (30 Aralık) Yeni Şafak Gazetesi''ndeki köşe yazınızda belirttiğiniz gibi Kanal 7 hiçbir dönemde ''parasız başarmanın yeri'' olmamıştır. Şimdi yayınların sürdürülmesi için ne kadar bütçe ayrılması gerekiyorsa o zaman da yapılan işlere günün şartlarına uygun bütçeler ayrılmıştır.

TV yayıncılığı her dönemde ciddi harcamaların yapıldığı bir sektör olmuştur. Bütçelerden taviz vermek çok mümkün olmamaktadır. Kanal 7 bugünkü ortamda, tüm olumsuz ekonomik şartlara rağmen istikrarla yayınlarını sürdürebilme başarısını, çabasını göstermektedir.

Bir bilgi eksikliğine dayandığını düşündüğümüz yazınızı düzeltmenizi rica eder, iyi çalışmalar dilerim.

Selam ve saygılarımla,

Şule Kartal

Kanal 7 Kurumsal İletişim MD.