Harcına küskün yapı: Türkiye

00:0012/06/2007, Salı
G: 29/08/2019, Perşembe
Fatma Barbarosoğlu

Herkes vatanperver. Herkes aşk ile bağlı vatanına. Bu aşkın yüksek frekansından sebep, bir gecede bazı komşular bazı komşular için vatan haini oluverdi. Bağımsızlığın sembolu bayrağımız, başörtüsü siyasi simgedir diyenlerin elinde ayrımcılığın yeni nesnesi kılındı. Düdük çalındı. Bayraklar asıldı ve birkaç miting. Nur topu gibi yeni bir gerginlik alanı.12 Eylül''de tersi olmuştu. Düdük çalınmış herkes evine dönmüştü. Sokaklar sessiz ve ıssız kalmıştı. Bu defa düdük çalındı tam 27 yıl sonra meydanlar

Herkes vatanperver. Herkes aşk ile bağlı vatanına. Bu aşkın yüksek frekansından sebep, bir gecede bazı komşular bazı komşular için vatan haini oluverdi. Bağımsızlığın sembolu bayrağımız, başörtüsü siyasi simgedir diyenlerin elinde ayrımcılığın yeni nesnesi kılındı. Düdük çalındı. Bayraklar asıldı ve birkaç miting. Nur topu gibi yeni bir gerginlik alanı.

12 Eylül''de tersi olmuştu. Düdük çalınmış herkes evine dönmüştü. Sokaklar sessiz ve ıssız kalmıştı. Bu defa düdük çalındı tam 27 yıl sonra meydanlar doldu. Oyun değişmiş gibi görünmekle birlikte senaryo aynı. Meydanları dolduran bir avuç aktör''den aynı anda birden fazla rolü üstlenmesi bekleniyor sadece.

Oysa yeni oyunlara yeni sahnelere ihtiyacımız yok. Sadece iyi yönetilmeyi talep etmemiz gerekiyor. Komşumuz ya da din kardeşimiz değil bunun müsebbibi. İyi yöneltilmemizin önünde türlü türlü engeller var. Engeller görünmesin diye afişler ve türlü türlü etiketler. İyi yönetilmiş olsak un, yağ, şeker ve bütün bu malzemeyi yoğuracak insan varken neden kıvamında bir helva yapamayalım ki!.

Kıvam tutturamamızın en birinci engeli adaletsizlik. Biz devletten adalet istemeliyiz en fazla. Adaletsizliğe asla razı olmamalıyız. Adaleti satın almak zorunda kalmaklığımıza isyan etmeliyiz.

Adaletsizlik bir toplumun sevgi dilini imha eden in birincil etken. Sevgi dili, hizmet ahlakı, bizi biz yapan mayamızın bileşenlerinden biri olmaktan çıkınca, geriye hiçbir şey kalmıyor. Bunu görelim artık. Vakit çok geç olmadan görelim !!!

* * *

Hatırlayın, 19. Yüzyıl Avrupa Yüzyılı idi. Avrupa monarkları birbirine destek verirken desteklerinin karşılığı olarak Afrika''yı bölüşüyorlardı. Onlar için Afrika “toprakları vatan, insanları teba” olmayan bir “yer”di. Afrika''da paylaşılacak yer kalmayınca gözlerini Balkanlar''a çevirdiler. Oradaki teba her ne kadar ırk olarak kendilerine benziyor ise, inançları itibarıyla “savaş açılacak bir cephe” olarak görüldüler. Avrupa halkları Balkanlar''ı yağmalamak için hazır beklerken; Osmanlı aydınlarının bir kısmı “zaten orada ne işimiz vardı “dedi. “Ne işimiz vardı. Niye devletin hazinelerini orada heba ettik.”

Balkanlar Osmanlı coğrafyasından böyle koptu. Yahya Kemal Balkanlar''ın kopuşuna ağlarken sanki oraya dün gitmişiz gibi kolayca gözden çıkarıveren “aydınlara” Balkanlar''ın 500 yıllık “Müslüman mazisini hatırlatır.

Dergilerdeki tartışmaları hatırlayın. Mehmet Akif Arnavud diye, Yahya Kemal Üsküplü diye, Ziya Gökalp Kürt asıllı diye alay ve aşağılanmalara maruz kalmıştı. Ama yine de o dönemin matbuat alemiyle günümüzü karşılaştırdığımızda simetrik bir devamlılık söz konusu gibi olmakla beraber, o dönemde yine de tartışmaların daha kaliteli olduğunu kabul etmek zorundayız.

21. Yüzyıl kimin yüzyılı olacak sorun bu soruyu kendinize. Adaletsizliğe razı olduğumuz sürece; Müslümanları, mezheplerine, etnik kimliklerine göre ayırdığımız sürece yine bizim yüzyılımız olmayacak.

19. Yüzyıl''ın sonunda üç imparatorluk sonuçlanmıştı. Hatırlayın. Çarlık Rusyası, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı imparatorluğu.

20. Yüzyıl biterken iki Almanya birleşti. Çekoslovakya, Çek ve Slovakya olarak ayrıldı. Balkanlar parçalandı. SSCB dağıldı. Sonuncu örnek üzerinde düşünün lütfen. Dostoyevski''den bu yana bizim için de yakıcı bir soru olan “biz Ruslar neden bu kadar muhteşemiz” sorusu gündemini hiç yitirmiyor. Ne Çarlık Rusya''sından SSCB''ye geçerken, ne SSCB''den Rusya Fedarasyonu''na geçerken.

Rusya Fedarasyonu devlet imkanı ile çeşitli şehirlerde camiler yaptırmaya çalışıyor. Dün, dini yasaklayan ülke bu gün Müslüman tebası için seferber. Putin ülkesinde Müslümanların yaşadığı bir devletin yöneticisi olarak, İslam Konferansı''na girme talebinde bulunuyor.

Biz ne yapıyoruz? Harcımızı imha etmeye çalışıyoruz. Din bizim harcımız. Bizi birbirimize bağlayan kuvvet.

Din kardeşliği üzerinden Güneydoğu meselesini kangren olmaktan kurtaracakken, tam tersi bir manevra ile büyük şehirlerde din üzerinden bir çatışma çıkarılıyor.Sorun burada. Birileri birilerine daima “dünyaya yeni inmiş uzaylı” muamelesi yapmaya kalkıyor. Türkler ile Türkler arasında “hayat tarzı” çatışması kurgulanıyor. Yetmiyor. Yeni bağlantı Kürtlerin topyekun terörist ilan edilmesi. Kürtler ile terörün gerçek sahipleri bağlantısının kurulmasına razı olmamak için; Kürt olup da Kürtçü olmayan aydınların sesini daha çok duymaya ihtiyacımız var.

Hepimiz “burada”yız. Buralıyız. Ve aramızda yekpare bir bütünlük olarak vatan hainleri yok.

Bütün dikkatimizi “vatan hainlerine” yöneltmekten vazgeçip biz neden hiçbir şey üretmiyoruz sorusunun peşine düşmedikçe, kötü yönetilmeye devam edeceğiz.

Rusya''nın doğal gazı, İran''ın petrolü var. Hiçbir şey üretmeseler de onlara sınırsız imkanlar bahşeden. Bizim neyimiz var!!! Yer altında bizi bekleyen “bor” efsanemiz.

Tarım alanlarını kötü kullanma sonucu dışardan sebze meyve ithal eden bir ülke durumuna geldik. Hayvancılık bitti. Eskiden Yerli Malı Haftası yapar; incir, üzüm diye sayardık. Onlar bile yok neredeyse…

Neden her şeyin gerisindeyiz? Çankaya''da başörtüsü tartışması her şeyin üstünü örttü. Örtünün altından tavşan çıkmıyor .

Başı örtülüler ve başı açıklar! Hepimiz buralıyız ve buradayız. Türkler ve Kürtler! Her birimiz kendi içimizdeki “cü”ler ile mücadele etmeliyiz. Kürtler Kürtçülerle, Türkler Türkçülerle.

Bu sıkıntıları aşmak için paydayı genişletmek zorundayız. İslam bizim en büyük paydamız.

Harcına küskün hiçbir yapı ayakta kalamaz!!!