
Çarşamba günü sizlerle ameliyat sonrası "yalnızlığımı" paylaşmıştım. Bu "yalnızlığı" da Yusuf Ziya Cömert''in kendisini yalnız bırakmayan dostlarına yazdığı "teşekkür" üzerinden nazarınıza sunmuştum.
Benimi analizimi beklemeden bazı okuyucularım hemen görüş bildirdi. Bu görüşleri özetledikten sonra ben meseleyi nereden "okuyorum" onu söyleyeceğim.
Görüş bildirenlerin bir kolu "alınganlık biriktirme" üzerinden ilerliyor. Diğer kolu "Sizi hasta hasta yormayayım diyerek" geçmiş olsun temennilerinde bulunuyor. Arkadaşlar hangi hastalık! Okuduğunuz yazıyı Nisan ayında yazdım dediğime göre… Aylar geçmiş üzerinden. Lütfen daha az yazarı daha dikkatli bir şekilde okuyun. Yazıları siz "bakın" diye yazmıyoruz. Okuyun diye yazıyoruz.
"Alınganlık biriktirme" meselesine gelince… Ülkemiz son yıllarda fazlasıyla "alınganlık biriktiren" bir hüviyet kazandı. Etnik kimlik, cinsel kimlik, sınıfsal kimlik hepsi alınganlık biriktirmek üzerinden ortaya konuyor. Rasyonel analizler, yek dil yaklaşımlar yerine gözünün üzerinde kaşın var dedi/gözünün üzerindeki kaş çok kalın dedi küstümcülüğünde kulaklar iptal, ağızlar fazlasıyla faal. Nitekim Çarşamba günü okuduğunuz yazıyı yazan bir kadın olduğu için kadın okuyucularım "Türkiye''de kadın yazar olmak çok zor. Sizin adınıza çok üzüldük. Bunu hak etmiyorsunuz" diye yazmışlar.
Bir dakika! Ben olayları "alınganlık" üzerinden değerlendirmemeye itina gösteren bir insanım. Bunca yıllık teşriki mesaimiz üzerinden bunu anlamış olmalıydınız. Çok kırıldığım meselelerin kişisel ölçekte yaşanması gerektiğine inandığım için sizlerle paylaşmamayı tercih edeceğimi de bunca yılın yol arkadaşlığına binaen fark etmeliydiniz.
Çarşamba günü yayınlamış olduğum yazı bir "alınganlık" yazısı değil, bir tespit yazısı.
Bana yazıyı yazdıran saik, Yusuf Ziya Cömert''in hastalığını twitter yüzünden saklayamaması. Bunu neden nazara veriyorum? Açıklamaya çalışayım.
İletişim üzerinden hayatımıza giren her teknolojik alet bizim tabii iletişimimizi engelliyor. Aletin kendisi mesajın önüne geçiyor. Sosyal medya kendini doyuracak yeni üyeler kazanırken, "yeni üyeler" bir kapatılmışlık içine girdiklerini fark etmiyorlar. Foucualt''un "büyük kapatılma" dediği şeyin yeni bir versiyonu ile karşı karşıyayız.
Eğer hayıtına belli bir mesafeden bakmayı başarabiliyorsa, bir sosyal bilimci için en önemli malzeme öncelikle kendi hayatıdır. Özellikle duygular sosyolojisi için bu olmazsa olmaz bir şarttır. Çarşamba günü yayınlamış olduğum yazıya sosyal bilim öğrencileri için bir yazarın hastane günlüğü ismini bunun için verdim. Olayları değerlendirirken -ki bu bizim başımıza gelen olay olduğu gibi kamusal bir olay bir yakınımızın başına gelmiş olan bir olay da olabilir- meseleye nereden baktığımız meseleye olan mesafemizi de doğrudan etkiler. Suizan üzerinden, kötümser bir bakış açısı ile baktığımızda vuku bulan olayı başka türlü görür, iyimser bir bakış açısı ile hüsnü zan üzere baktığımızda başka türlü yorumlarız.
Okuyucularım biliyor, son romanım "Son On Beş Dakika"nın leit motifi hüsnü zan. Dolayısıyla öncelikle hayatımda hüsnü zannı mukim kılmaya çalışıyorum.
Ameliyat sonrası beş kişinin dışında hiç kimseden ses çıkmayınca düşündüm. Arkadaşlarımı, dostlarımı eğer haberdar isem ne tebrik konusunda ne taziye konusunda ne geçmiş olsun konusunda ihmal etmem. Telefon telleri ile muhakkak dualarını almaya, bu dualar üzerinden Allah''a yakın olmaya gayret ederim. Peki, onlar vefasız oldukları için mi beni "ihmal" ettiler? Hayır. Hastalığım/ameliyatım haber değeri taşımadığı için "haberdar" olmadılar. Çünkü biz birbirimizden Cuma tebrikleri, kermes beraberlikleri, kültürel faaliyetler üzerinden haberdar olurduk. Bu beraberlikler sanal aleme taşındı. Ben sanal alem sakini olmayı benimseyemedim. Dolayısıyla da hastalığımdan haberdar olmaları söz konusu değildi.
Sosyal bilimler ile uğraşmanın en güzel tarafı, anlamaya odaklandığınız için küsmeye/kırılmaya /yargılamaya vakit bulamazsınız. Anlamaya çalışırken size daima acaba endişesi eşlik eder.
Günümüzde insanlar twitter yalnızlığı yaşıyorlar. Pek çok kadını bunalıma sokan, twitter yalnızlığı. Herkesin pek çok dostu olduğunu sanan kadınlar kendi yalnızlıkları içinde boğuluyor. Neden arkadaşım yok diye dertleniyor. Bir dostum eski arkadaşımızdan bahsederken twitter''de dokuz bin takipçisi varmış, dedi biraz da özenerek. Benim cevabım hasta olduğunda çorba pişirecek dokuz arkadaşı/komşusu var mı, oldu.
Hasta olduğumda çorba yapacak kimse yok. Okuyucular çok uzakta. Öldüğümde arkamdan Kur''an okuyacak dostlarımın olduğunu biliyorum lakin. Ve bunu çok önemsiyorum. Asıl yakınlık öldükten sonra başlayan yakınlık. Hayattayken benimle yaşamayan öyle tanıdıklarım var ki, nasıl oldu bilmiyorum onlar ahrete intikal ettikten sonra ayrılmaz olduk. Ömrü hayatımda topu topu üç defa gördüğüm Adapazarı''ndan Müşerref Teyze mesela…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.