Hava nasıl oralarda…

00:0012/07/2013, Cuma
G: 9/09/2019, Pazartesi
Fatma Barbarosoğlu

Her zaman bir gidenler vardır, bir de geride kalanlar.Geride kalanların ilk sorusu hava nasıl oralarda olur.Giden tarif eder.Geride kalan benzerlikleri yakaladıkça aynı burası gibi diye tekrarlar.Aynı burası gibi ifadesi, yolcuyu sarıp sarmalayacak bir yorgandır sanki. Allah kimseyi bildiğinden yad etmesin duası ile, kalp ritim tutmaktadır gidenin ardından.Bizden evvelkiler toprağı bilirdi daha ziyade. Ya biz?Makinelerin tuşlarında takılı kaldı gözümüzün nuru.Göklere bakma basiretimizi hiç yitirmemiş

Her zaman bir gidenler vardır, bir de geride kalanlar.

Geride kalanların ilk sorusu hava nasıl oralarda olur.

Giden tarif eder.

Geride kalan benzerlikleri yakaladıkça aynı burası gibi diye tekrarlar.

Aynı burası gibi ifadesi, yolcuyu sarıp sarmalayacak bir yorgandır sanki. Allah kimseyi bildiğinden yad etmesin duası ile, kalp ritim tutmaktadır gidenin ardından.

Bizden evvelkiler toprağı bilirdi daha ziyade. Ya biz?

Makinelerin tuşlarında takılı kaldı gözümüzün nuru.

Göklere bakma basiretimizi hiç yitirmemiş olabilseydik…

Göklerle ünsiyetimizi kaybettik ama ilk bahsimiz havalardan yine de.

Eskiler havayı sormazdı. İnsanı sorardı daha ziyade. Evin ve köyün bütün ahalisi, ahırdaki hayvan, dağlar ve taşlara varıncaya kadar herkes nasibini alırdı selamdan ve kelamdan yana. Çünkü kalpten kalbe akan yol; mektubun sayfalarında, harflerin gövdesinde kayıtlı idi.

Herkes iyi mi diye sorulur, herkesin iyi olduğuna dair haber alındıkça kalbe bir genişlik hasıl olurdu. Çünkü yolunda gitmeyen şeylerden haber verilmezdi mektupta. Doğanlar anılır, ölenler sır gibi saklanırdı. Zaten gurbette denir, gurbetin ağırlığına ölüm haberinin yükü vurulmasın diye itina ile gizlenirdi bir vakit sonra aşikâr olacak şeyler.

Şimdi gidenlere ilk olarak hava nasıl oralarda diye soruyoruz. Hava sorusunun içine aslında sadece "hava"yı sokmadığımızı bilerek.

Hava nasıl oralarda? Aç mısın, açıkta mısın, karnın tok sırtın pek mi soruları hava parantezinin içine alınıverilmiştir sanki.

Gidenlerin durumu daha vahimdir. Arkasında bir bahar bıraktığını düşünmektedir. Hz. Ali Efendimizin sözüdür parasızlık vatanı gurbet para gurbeti vatan eyler.

Gidenler ya öğrencidir, ya da iki yakasını bir araya getirmenin umudu ile gurbetin yoluna emeğini satmaya düşendir.

Geride bıraktıklarını bahar olarak hatırlamaları bundandır. Gurbeti vatan kılacak paraları hiç olmayacaktır çünkü.

İki yabancılığın içinde geçecektir ömür bir vakit: Parasızlığın ve dilsizliğin gurbetinde.

Vardıkları yerin göklerini okuyacak ilime sahip değillerdir henüz. Henüz dediğime bakmayın hiç sahip olmayacaklardır aslında.

Hikayesi ile yaralandığım Gönül mesela.

On yıl önce bir Avrupa ülkesinin başkentine (adı bende saklı kalsın hem ülkenin hem şehrin) vasıl olan Gönül, iki gurbetin içindeydi. Başını açmadan okuyabilmek için gurbetin yoluna düşmüştü. Ne dili vardı kendine yetecek ne parası.

Vefa ki en çok yoksullarda olur diyeceğim cümleyi kurmamı sağlayan hikâyesi...

Hikâyesini arkadaşları anlattı. Gülerek. Gülmekte haklıydılar belki. Onlar olayı dalgınlık hikâyesi olarak yerleştirmişlerdi zihinlerine, ben gurbet hikâyesi olarak yerleştirecektim.

Her gün internetten kasabasının yerel gazetelerini itina ile okuyordu Gönül. Sabah namazından sonra gazeteleri okuyor (her gün iki saat) sonra fakültenin yolunu tutuyordu.

O gün yine öyle yaptı. Kasabanın gazetesinde; gelen bahardan, yapılan şenliklerden bahsediyordu. Komşularına dair haberler okudu Gönül. Resimlerine baktı. Annesiyle telefonda konuştu. Sanki şenliğe katılmışçasına haberler verdi. Annesi her defasında şaşırıyordu. "Burada iken etrafı ile hiç ilgilenmez görünen Gönül "Orada" olunca ne kadar da haberdardı her şeyden. Yaşadığı yörenin hikâyelerini/haberlerini Avrupa"daki kızından öğrenmek ilk zamanlar tuhafına gitse de zamanla alıştı Gönül"ün annesi. O sabah yine öyle oldu.

Her zamanki mutadıyla yola çıktı Gönül. Otobüs bekledi.25 dakika bekledi. Tuhaf bir şey yoktu. Bir önceki otobüsü kaçırdığı için normaldi bu durum. Normal olmayan bir şey vardı lakin. Herkes Gönül"e bakıyordu. Ki bu şehirde kimse kimseye kolayına bakmazdı. Gözün göze teması bir selamı gerektirirdi, yoksa durum tacize girerdi. Yabancı gözler Gönül ile temas halindeydi ama henüz selam veren olmamıştı.

Gönül hiçbir şeyin farkında değildi. Kasabasına gelen bahar ile gönlü o kadar şendi ki.

Okula gitti. İşte o zaman arkadaşları Gönüllll dedi. Bir çığlık gibi çıkmıştı ağızlarından Gönül. Çığlıkla beraber titremeye başladı Gönül.

Herkes üzerindeki giysiden birini çıkarıp Gönül"e giydirdi.

Kasabasına bahar gelmişti. Ve yaşadığı şehrin hava durumuna bakarak evden çıkan Gönül o gün bu geleneğini terk etmiş geldiği şehrin hava durumuna göre giyinip çıkmıştı. O kadar süre üşüdüğünün farkına bile varmadı.

İnsanların bakışlarındaki gariplik anlaşılmıştı. Dört derece ısıya karşın tiril tiril giyinen genç kız herkesin dikkatini çekmişti.

Hava nasıl oralarda?