Hayat mütercimi olarak sosyolog

00:008/07/2013, Pazartesi
G: 9/09/2019, Pazartesi
Fatma Barbarosoğlu

I-Cuma günü ders kitabından başka kitap okumayan, okumaktan korkan İlahiyat öğrencilerinden bahsetmiş; bütün gençler böyle değil bir de bir okul bitirmeden ikincisine başlayan, seminer seminer seminer ülke ülke dolaşan gençler var onlar da başka yazının konusu olsun demiştim.Atlamışım. İmkân bulamadığı için ev şartlarında ilim edinmeye çalışan –diploma değil- genç kızlar da var.Bu yazının yolu, o genç kızların kalbinden iz sürecek.II-Siyah başörtüleri siyah pardösüleri ile tüketim toplumuna koydukları

I-

Cuma günü ders kitabından başka kitap okumayan, okumaktan korkan İlahiyat öğrencilerinden bahsetmiş; bütün gençler böyle değil bir de bir okul bitirmeden ikincisine başlayan, seminer seminer seminer ülke ülke dolaşan gençler var onlar da başka yazının konusu olsun demiştim.

Atlamışım. İmkân bulamadığı için ev şartlarında ilim edinmeye çalışan –diploma değil- genç kızlar da var.

Bu yazının yolu, o genç kızların kalbinden iz sürecek.

II-

Siyah başörtüleri siyah pardösüleri ile tüketim toplumuna koydukları mesafeyi imliyorlardı en ziyade. Yaşları 18–30 civarında. Duru bir pınara benzeyen yüzleri ile hayatı anlamak, anlamlandırmak üzere iki günü birbirine denk olan ziyandadır hadisi şerifinin izinde yürüyorlardı.

Hafızlık çalışmış, açık lise okumuş şimdilerde açık üniversitede sosyoloji okuyorlardı. Açık üniversite sosyoloji ve ilahiyat okunamayacağına dair yazdığım yazılara alındıkları halde, alınganlıklarını yine de kitaplarınızı okumaya devam edeceğiz ifadesiyle dile getiriyorlardı. Bir kaç tanesi ile eposta üzerinden görüştük. Sonra işler zora çevirince Türkiye"nin değişik vilayetlerinden gelecek arkadaşları ile bir oturum düzenledik.

Sordular söyledim. Gücümün yettiğince. Böyle düşünmemiştik dediler. Gençsiniz henüz dedim hayatınızda daha çok "böyle"ler olacak.

Dışarıdan okul bitirmenin avantajları dezavantajları üzerine konuştuk. Hayat dedim, dezavantajları bize sunulan avantaj olarak kabullendiğimiz zaman esas huzur vermeye başlıyor. Kendi hayatımdan örnekler verdim. En çok sevdikleri şey kendi hayatımı anlattığım bölümler oldu. Benim için sıradan ve geçmişte kalmış olan pek çok olay onlar için fikirlerine can suyu anlamına geldi.

Bu toplantıya benimle buluşmak üzere katılan onlarla aynı yaşta olan tesettürlü ve siyaset bilim üzerine doktora yapan M. yaşıtlarına şaşırarak baktı. Kendisinin en büyük şikâyeti vakitsizlikti. M. üst orta sınıf bir aileye mensup. Her türlü imkâna sahip. Vakit hariç. Acaba?

Türkiye"nin dört farklı vilayetinden gelmiş siyah giyimli genç kızlar vakitsizlikten değil hoca bulamamaktan şikâyet etti.

Konu konuyu açtı. O konuları tartışma dilimizi belki bir vesile ile anlatırım. Ama bugün anlatmaya niyet ettiğim şey hayata mütercim olmak, olabilmek bahsi.

Genç kızlar yaşlı insanların ne kadar renkli giyindiğini yargılayıcı bir dil ile anlattılar. Ben de sizin gibi düşünürdüm dedim. Ama ilerleyen zamanlarda şunu gördüm. İnsan yaş aldıkça (yaşlandıkça kelimesini neden kimse sevmiyor? Hâşâ Azrail"i dil oyunları ile kandırabileceğimizi mi sanıyoruz?) içinin renkleri solduğu için belki dışını, kabuğunu renklendirmeyi düşünüyor. Onun için yaşlılara hediye beğendirmek çok zordur. Gençler onlara donuk renkleri uygun görür, griler kahverengiler, siyahlar, lacivertler. Onlar bu renkleri hiç sevmez. İstedikleri mavinin, yeşilin, morun koyu tonlarıdır genellikle.

Genç kızlar böyle düşünmemiştik dediler.

İki gün sonra yine M.ile beraber bu defa liberal diyebileceğimiz bir kadın grubuna katıldık. M."nin tezi için konuşmamız gerekiyor. Vakit olmadığı için uzun mesafelerde birlikte seyahat ederek yol boyunca onun tezini konuşuyoruz. Fakat o toplantılara da katılmayı sevdiği için bütün gününü benimle geçiriyor. Faydasını görüyor mu bilmiyorum. Ama ben onun hayretine tanık olurken, anlayamadıklarının izini sürerken çok şey öğreniyorum.

Liberal hanımlar diyebileceğimiz grup (Çünkü Türkiye"de kimin hangi sınırı geçince liberal hangi sınıra kadar liberal olduğu daima tartışma götürecek bir konudur) benden Fatma Aliye üzerine bir seminer vermemi talep etti. Esasında küçük gurupların taleplerine cevap verebilme imkânım yok ama konu Fatma Aliye Hanım ve davet eden grubun kimliği ilgimi çektiği için çok zor şartlarda konuşma taleplerini kabul ettim.

19. Yüzyıl"ın gündelik hayatından, Abdülhamit dönemi eğitim mo- dernleşmesine kadar pekçok konuda konuştuk. Buralarda sıkıntı yok. Ne zaman konu günümüze geliyor işte orada mesele birden çatallanıyor.

Hanımlardan birisi benim ilk gençlik yıllarımdan bu yana duymaktan bıktığım ve iltifat cümlesi olarak görünmesine rağmen son derece denetleyici bulduğum o sözü söyleyiverdi: Bakın siz ne güzel giyinmişsiniz. Bazıları simsiyah giyiniyor.Hiç hoşumuza gitmiyor.

Hoşlarına gitmeyen kıyafetlerden başladık. Pekçok kıyafet vardı. Ama siyah tesettürden korktuklarını söylediler. Siyahın imlediği iktidar üzerinde uzun uzun konuştum. (Bunu bir yazı konusu yaparız belki ilerde.)

Tesettürlü genç kızların siyah giyimine takıldıkları kadar liberal/seküler gençlerin siyah tercihine takılıyorlar mıydı? Bunu hiç düşünmemiştik dediler. Birlikte düşünelim dedim. Büyük kızının hep siyah giydiğini, neyse ki küçük kızının çok renkli giyindiğini söyledi hukuk mezun bir hanım. Büyük kızı 25 yaşında ve gardrobunda neredeyse renkli hiçbir şeyi yokmuş.

Gençler içlerindeki aşırı hareketli dünyayı dışlarındaki kabuğu tek renge çevirerek atlatmaya çalışıyor dedim. Haklısınız dedi kadın. Büyük kızımın yüreği de çok büyük. Kendisinden başka herkesi, her şeyi düşünür. Dert edinir. Küçük kızım bir elimde cımbız bir elimde ayna umurumda mı dünya modunda.

Uzatmayayım. O gün hanımlara gençleri dindar ya da modern gibi kodlarla yargılamak yerine onları ortak paydalarda buluşturarak daha iyi anlayabileceğimizi, daha iyi anladığımız zaman da pek çok sorunumuz için mızmızlanıp şikâyet etmek yerine hayata karşı bağışıklık sistemimizi güçlendirerek ruhumuzun kırılan kanatlarını tamir edebileceğimizi söyledim.

Eve dönerken M. bana dedi ki Hocam siz iki grubu birbirine tercüme ettiniz. Sosyolojinin bir mütercimlik faaliyeti olduğunu hiç düşünmemiştim.

Dedim ya M.nin hayretinden çok şey öğreniyorum. Evet dedim güzel bir tanım oldu. Ben de bunu senin doğum gününe ithaf ile bir köşe yazısı yapacağım.

Sevgili M., vaktin bereketli olsun inşallah. Allah seni ve cümlemizi ömrünü bereket ile tamamlayanlardan eylesin. Amin.

Sana doğum günü hediyesi olarak Ebu Talip El-Mekki"den bir nasihat aktarıyorum. Bu nasihati kalbine yaz. Hayatın boyunca seni koruyacak, en sıkıntılı olduğun anda öfkeni yatıştıracak bir nasihattir.

"Bize şöyle bir haber ulaştı: Küçük de olsa hiçbir fiil yoktur ki, onun için üç defter açılmasın: İlk defterde "Neden?", İkinci defterde "Nasıl? Üçüncü defterde ise "Kimin için?" soruları yazılıdır."

Allah"ın rızasını kazanmak üzere, Allah"ın murat ettiği şekilde sadece Allah için yaptığımız eylemlerimiz ile Müslüman kalacağımızı sakın unutma.

Muhitini, sana bunu her daim hatırlatacaklardan kur.

Tebrik: Ramazan-ı şerife kavuştuk çok şükür. Ey kadri mutlak Rabbim! Celalinden cemaline sığınıyoruz. Bize ümmet şuuru, mümin ahlakı nasip eyle. Nefsimizin şerrinden bizi koru. Amin.