Hayat, ölüm, katliam...

00:0027/08/2012, پیر
G: 6/09/2019, جمعہ
Fatma Barbarosoğlu

I-Bugünkü yazımızın mekanı bir köy. Öznesi, ailesinin ineklerini güden 13 yaşındaki A.Köy; şehir ile köyün, modern ile geleneksel olanın birbirinin içine geçtiği, sınırlarının gittikçe belirsizleştiği, belirsiz sınırların özgürlük alanını kimin adına daraltıldığının, kimin adına genişlettiğinin henüz farkında olunmadığı bir değişim yaşıyor.(Allah ömür verirse bir gün size bu müphem satırların diyetini öderim. Yani açıklarım. Yani analiz etmeye çalışırım. Ama şimdi değil. Bu satırların yazarı erken

I-

Bugünkü yazımızın mekanı bir köy. Öznesi, ailesinin ineklerini güden 13 yaşındaki A.

Köy; şehir ile köyün, modern ile geleneksel olanın birbirinin içine geçtiği, sınırlarının gittikçe belirsizleştiği, belirsiz sınırların özgürlük alanını kimin adına daraltıldığının, kimin adına genişlettiğinin henüz farkında olunmadığı bir değişim yaşıyor.

(Allah ömür verirse bir gün size bu müphem satırların diyetini öderim. Yani açıklarım. Yani analiz etmeye çalışırım. Ama şimdi değil. Bu satırların yazarı erken görmenin, erken konuşmanın diyetini ödeyerek yarım asrı geride bıraktı. Evet Ağustos ayı benim doğum günüm. Yani Ağustos ayının bütün günlerinde ve bütün saatlerinde doğmuş olabilirim.)

Her şeyin iç içe geçtiği bir mekanda ve zamanda A''nın gözünden haftanın ''en küresel'' haberine tanıklığını paylaşmak istiyorum.

A biraz önce hayvan otlatmaktan geldi. Kıra götürdüğü azığı az geldiği için erken acıktı. Akşam namazını bekleyecek takatı olmadığı için tavanın üzerindeki kaymağı ustalıklı bir şekilde -yani annesinin anlamayacağı şekilde- deldi. Ekmeğinin içine doldurdu. Üzerine toz şeker döktü. Ekmeğini alıp evin arka tarafına çıkacakken doksan küsür yaşındaki dedesinin seyretmekte olduğu habere gözü ilişti. 77 kişinin katili Norveçli cani, sadece 21 yıl hapis yatacak diyordu spiker. Dedesi en okkalısından bir küfür savurdu. Gavurun merhameti ölülere değil katillere dedi. İslam hukuku olsa öldürdüğü her bir can için ayrı diyet ödemesi icap ederdi.

Dedesinin kime neye kızdığını anlayamadı 13 yaşındaki A. Ekmeğinden kocaman bir lokma ısırmışken 77 kişinin katilinin kalacağı ''hapishane''ye baktı kaldı. Spor salonu, kütüphanesi, bilgisayarı, televizyonu.... Kocaman bir oda. Kocaman. A bir caninin kalacağı ''saray''a baktı, bir kendi ''yuvası''na .

Kuş yuvası kadar anca işte.

Lokmasını ağzında gezdiremedi. Gezdiremediği için yutamadı. Yutamadığı için annesine yakalandı. Yine mi deldin tavayı diye bağırınca annesi, boğula yazdı.

Annesi, babası, ablaları onun tavadan çaldığı kaymak yüzünden boğula yazdığını sandı. Oysa o, ekranda gördüğü ''hapishane''ye nasıl girilebileceğini düşünüyordu.

Hepsi pekiyi ile altıncı sınıftan yedinci sınıfa geçmişti. Taşımalı eğitimin taşınan çocuklarındandı A. En büyük ideali imam olmaktı. Ta ki Norveçli cani''nin kalacağı ''hapishane''yi görene kadar.

II-

Kullandığımız haber dilinin katilleri ''kahramanlaştırdığı''na dikkat kesilmedikçe, rol modeli olarak canileri kendisine siper edinen nesilleri anlamakta güçlük çekeceğiz.

Norveç''in canisi kırk yılın başı bir tane. Onlar haberi istedikleri gibi verebilir. Ama biz beş vakit katliam haberlerine maruz kalıyoruz. Teröre ekran üzerinden tanıklığımızın bizi ne hale getirdiğini düşünmekte, kavramakta geç kalıyoruz.

Aynı haberi yetişkinlerle, çocukların ve gençlerin aynı şekilde algılamadığını ne zaman fark edeceğiz!