
Ucuz etin yahnisi kara olur diye kim demiş. Ucuz etin yahnisinin aklığına karalığına aldırılmayan günlere geldik. Devir promosyon devri.
Türk insanının kültürel genlerini bozmak için en uygun yöntem poromosyon. Bedava sirke baldan tatlı anlayışı Türk grup davranışını fena halde perişan ediyor.
Her Ramazan bedava ekmek dağıtımında yaşananlara ekrandan hayretler içinde bakar, ekmek dağıtanların dağıtma şeklini ayıplar, insanların bu kadar çaresiz oluşuna –ne yalan söyleyeyim dakikalarca bağıra bağıra gözyaşı dökerdim.
Promosyon sahneleri ile idrakim duruyor.
Bu olmakta olan nedir? Bu biber gazı sıkılarak ancak tahliye edilebilen mağazanın hali. Bırakınız anayasayı babayasayı konuşmayı. Bize olanlar olmuş.
Artık zurnanın zır dediği yere geldik.
Tamam bu ülkede kırk kupona mezar, elli kupona ehliyet verildi.Güldük geçtik.
Gazetenin yanında nevresim,tencere verildi güldük geçtik.
Sonra olmadı yoğurdun yanında gazete verildi güldük geçtik.
Ama artık gülmeyelim.25 Eylül 2007 tarihinde İstanbul"da Anadolu Yakasında hastalar hastaneye, doktorlar ameliyatına, avukatlar duruşmasına yetişemedi mesela. Neden! Yeni açılan elektronik mağazadan ucuz eşya alabilmek için insanlar sahurda yola düştüğü için.
Amerika"da ve Almanya"da bir şeyin nerede ucuz olduğunu tespit etmek için bir Türkün peşine takıl o seni doğru adrese götürür türünden meseller dolaştığını biliyordum. Ama 25 Eylül 2007"de gördüğüm görüntüler her şeyin önüne geçti. O dakika Türkiye gerçeğini çok başka bir yerden okumak gerektiğini idrak ettim.
Mahalle baskısı. Anayasa taslağı, Türban yasağı. Bütün bunları aklıselim ile konuşabileceğimize dair hala umudum vardı. Ama o promosyon hengamesinde kendinden geçenleri görünce umudumu kaybettim. Türkiye öncelikler sırasını yitirmiş insanların görüntüleri üzerinden servis edilmeye başlanmıştı, bizi ayıran nehrin debisi şiddetleniyordu.
25 Eylül 2007 niye milattır benim gündelik hayat okumalarım için? Sahurda gelip ne alacağını bilmeden, ama ille de almak için her türlü tacize razı olan bu insanların tüketim kölesi olarak kendilerini tescillettirdiklerini fark ettiğim için. (Kendi köleliğimi ne zaman fark edecektim? Herkesi gören göz kendini ne zaman görmeye başlayacaktı?)
II- Yukarıda okumuş olduğunuz satırları 26 Eylül 2007"de yazdım. Ama sizlerle paylaşmadım. Cümlelerimin önce kendim için yol haritası olup olmadığına karar vermem gerekiyordu. Sabah yazıp öyleden sonra yanılmışım ya işin aslı öyle değilmiş diyen kalemlerden olmadığımı takdir edersiniz umarım.
Eylül 2007"den bu yana mutfak sosyolojisi üzerine düşünüyorum. Düşünüyorum derken…Sorular sorup cevap aramaya çalışıyorum.
Cevap ararken beni kötümserlikten kurtaracak bir hikaye arayışı içinde olduğumu tahmin edersiniz.
Beklediğim hikaye 2008 yılında geldi. Haram helal bahsi üzerinden. Mutfak sosyolojisi üzerine düşüneceksem anahtar kelimem helal lokma olmalıydı.
6 Aralık 2008 tarihinde A.A"nın verdiği
haber şöyle idi:
Aydın"ın Nazilli ilçesinde, 102 yaşındaki kadın, ziyaretine gelen Kaymakam Caner Yıldız"ın yardım teklifini "Haram olur. İhtiyacı olana verin" diyerek geri çevirdi.
Kaymakam Yıldız, 3 çocuk ve 10 torun sahibi olan, 5 nesli gören 102 yaşındaki Hatice Aktaş"ı bayram dolayısıyla ziyaret etti.
Yıldız"ın elini öperek "Bir isteğin var mı, ben kaymakamım, sana yiyecek göndereyim, kömür vereyim" teklifinde bulunduğu yaşlı kadın, "Oğlum, buraya kadar geldin, beni bahtiyar ettin. Allah sana hacıya gitmiş gelmiş sevabı yazsın. Ben hayatta haram yemedim. Çocuklarım bana bakıyor. Sen git yardımını fakir olanlara yap, onların duasını al" dedi.
Bu yanıt karşısında duygulandığı gözlenen Kaymakam Yıldız, "Aman Allah"ım, 102 yaşındaki tarih gibi olan bir nineden bu sözleri duymak bu milletin öz karakteristik yapısıdır. Onun için bu milletin sırtı yere gelmez" diye konuştu.
Kaymakam Yıldız"a anılarını anlatan Hatice Aktaş, iki dayısının Çanakkale"ye gidip geri dönmediğini, babasının İstiklal Savaşı gazisi olduğunu, çocukluğunda evini basan çetenin teyzesi, anneannesi ve bir dayısını ayaklarından astığını belirtti.
Bu arada, astım hastası olduğu bildirilen Hatice Aktaş için yakınları Kaymakam Yıldız"dan sert yatakta sırtının su toplaması nedeniyle yatak istedi.
III- Haberi okudunuz. Sırtı su topladığı halde hiçbir şey istemeyen 102 yaşındaki kadının haram –helal bahsine ne kadar titizlendiğine dikkatinizi çekmek istiyorum.
Peki, biz haram konusunda ne kadar titizleniyoruz? Yediklerimiz, içtiklerimiz, konuştuklarımız bu bahsin neresine düşüyor?
Müslümanlar/ dindarlar/muhafazakarlar içinde belki %5"e bile tekabül etmeyen; tüketim kodları ile sonuna kadar barışık genç kızlara dikkat kesilerek "haram hassasiyeti" oluşturabileceğimizi sanıyoruz…
Haram hassasiyeti için meseleye önce midelerimizden, mutfaktan başlamamız gerekiyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.