Herkesin “örtü”sü kendine!

00:005/02/2008, Salı
G: 29/08/2019, Perşembe
Fatma Barbarosoğlu

“Hakikat” der Arendt, “doğru ile siyaset arasındaki çatışmanın hikâyesidir. “Ve bu hikâye oldukça karmaşık bir hikâyedir.”Başörtüsü ile ilgili olarak başından itibaren taraflar değişik argümanlar ortaya koymaya çalıştı. Daha doğrusu laikçi kanat bastırdıkça, başörtüsünü savunanlar kendi hakikatlerini laikçilerin anlamayacağını düşünerek sürekli “ötekinin” dili üzerinden strateji benimsedi. Dini bütün bir anlayışın bedene yansıyan simgesi olarak değil de; kadın hakları, insan hakları, eğitim hakları

“Hakikat” der Arendt, “doğru ile siyaset arasındaki çatışmanın hikâyesidir. “Ve bu hikâye oldukça karmaşık bir hikâyedir.”

Başörtüsü ile ilgili olarak başından itibaren taraflar değişik argümanlar ortaya koymaya çalıştı. Daha doğrusu laikçi kanat bastırdıkça, başörtüsünü savunanlar kendi hakikatlerini laikçilerin anlamayacağını düşünerek sürekli “ötekinin” dili üzerinden strateji benimsedi. Dini bütün bir anlayışın bedene yansıyan simgesi olarak değil de; kadın hakları, insan hakları, eğitim hakları çerçevesinde karşı tarafı ikna etmeye çalıştı. İkna ederken esasında konuştuğu dil üzerinden kendisi ikna oldu.

1968''den günümüze gelinceye kadar başörtülülerin ve başörtüsü taraftarlarının kendilerini ifade etmek üzerinden kullandıkları dile bakıldığında, ikna ederken nasıl ikna olunduğu bütün teferruatı ile ortaya çıkacaktır.

Lessing batı felsefesini çok meşgul etmiş hakikat tartışmalarını şuradan bitirmeyi dener:” Bırakın herkes doğru sandığı şeyi söylesin, asıl hakikati de Tanrı''ya emanet edin.”

Başörtüsü konusunda da bu noktaya gelmek zorundayız. Herkes başörtüsünü hangi sebepten taktığını söylüyorsa “mükâfatını/cezasını tam da o söylediği şey üzerinden alacağına ikna olmamız gerekiyor. Çünkü otuz yıldır aynı konuyu çeke/büze öyle bir noktaya getirdik ki, hiçbir söylem ve iddia artık kamusal alanda “görünen” başörtülü genç kızları/kadınları tek başına izah edemeyecektir. Dini bütün bir anlayışın görünür simgesi olarak başını örten, vücut dilini bu anlayışa göre ortaya koyarak “kadınlığını” parantez içine alan başörtülüler olduğu gibi; “kadınlığını” başörtüsü vurgusu ile göstermek isteyenler de (artık) oldu/olacak.Kapitalist dünyaya karşı duran bir anlayış ile başını örtenler olduğu gibi, kapitalist dünyanın değerleri ile sonuna kadar barışık başıörtülüler de oldu.

Aynı tarz başını örtenler arasında dışardan bakıldığında bir örnek gibi duran başörtülüler arasında son derece eğitimli, birkaç dil bilen, genç kızlar/kadınlar olduğu gibi; aldığı parayı giyimine kuşamına yatıran, tiki kızları rol model olarak benimseyen overlokçu/tezgâhtar kızlar da var. Dışarıda görseniz asla bir tezgâhtar olacağına ihtimal veremeyeceğiniz aksesuarlarıyla, onlar başlarındaki örtüyü de bir aksesuar gibi taşıyor zaten.Ya da ontolojik duruşunu markalar üzerinden kurmaya çalışan yeni zengin ailelerin üzerine titrenen kızları .

Kim niçin örtüyorsa, kim neyi örtüyorsa onu örtmeye devam edecek. Başörtülülerin tek tipliğine takanlar, petrol artıklarıyla başlarını örtmelerini dert edinenler, dünyadaki tek tip giyimi de dert edinsin. Dünyanın her yerinde mevkisi ve makamı, kimliği ve kişiliği ne olursa olsun kadın erkek, çoluk çocuk kot pantolon giyiyor.

Yapılacak olan nedir? Başörtülüleri yek pare bir bütün olarak, homojen bir topluluk olarak görme, okuma alışkanlığından vazgeçme.Nasıl başı açık kadınları tek bir paydada toplama hatası yapmıyor isek, başörtülüleri de “başkasının emanet sesi” olarak algılamaktan vazgeçmemiz gerekiyor.Başta siyasilerin bu yoldan vazgeçmesi gerekiyor.En çok da başörtülülerin oyuna talip olan siyasi partilerin.

1983 yılında Üniversitelere ilk YÖK yasakları geldiğinde bir gurup başörtülü öğrenci, dönemin başbakanı Bülent Ulusu''ya çıkmış dertlerini anlatmayı denemişti. Bülent Ulusu olanca zarafeti ve mesafesiyle (siz mesafeyi pek ala yabancılık üzerinden değerlendirebilirsiniz) başbakanlık konutundan dışarı bakarak “Bakın sokakta sizin gibi kaç kişi var” demişti.Oysa bu gün Türkiye''nin neresine giderseniz gidin bir camın önünde durup “sizin gibi kaç kişi var” diyemeyeceğiniz bir yaygınlığı var başörtüsünün. Yasağın şiddetiyle doğru orantılı bir yayılmaya sahip başörtüsü. Yapılan onca alan araştırması olanları anlamamızı değil, rakamlar üzerinden mürekkep lekesi testine maruz kalmamızı sağladı sadece.

Yapılan bütün araştırmalarda “oradan” “buraya” bakan bir gözün tasvirine odaklanıldı. Oysa “oradan” bakarak; “orası”nın, “burayı” nasıl “muhafazakâr” olmaya zorladığının kodları üzerinde düşünmek gerekiyor.