
Başlıktaki ifadeye tanıklığım geçtiğimiz cumartesi günü gerçekleşti. Şişli"den bir taksiye bindim. Durak adı olmayan bir taksi.
Taksi şoförleri üzerinden tutum analizi, gündem analizi yaparım yıllardır. Siz dahi şahitsiniz. Lakin cumartesi günü konuşmaya niyetim yok. İçime çekildim. Öylece yolu tamamlamak niyetindeyim.
Adamın ilk cümlelerini hatırlamıyorum. Şikâyet ediyordu. Kendi kendine şikâyet değil. İlle de bana işittirmeye çalıştığı, cümlesine cümle ile mukabele etmemi bekleyen bir şikâyet. Cevap vermedim. Havaya asılı kaç cümle kurdu adam farkında değilim.
İç savaş çıkacaksa çıksın artık deyince... Sabrım taştı. Boğaz köprüsünün üzerinde olmasa idik burada inmem lazım diyerek yavaşça inerdim taksisinden. Boğaz köprüsünün üstünde ve insanın sinirlerini felç eden ilerlemez bir trafiğin içindeyiz.
İçimden Hz.Musa"nın duasını okudum(Rabbim lisanımı güzelleştir) ve derin bir nefes aldıktan sonra, Siz iç savaşın ne olduğunu biliyor musunuz dedim. Yanı başımızda Suriye yanıyor. İnsanlar kedi köpek yiyecek kadar açlık içinde...
Cümlemi tamamlamama izin vermedi: Biz de sürünüyoruz. Farkımız var mı? DEDİ.
Farkımız var mı cümlesi biraz önceki cümleden daha şiddetli geldi bana.
Hangi fark!!! Hangi fark!!!
Derin derin nefes aldım. Mesafeni koru. Mesafeni koru. Borçlu olduğun topluma borcunu ödemek için mesafeni korumak zorundasın. Sakin ol. Hele sakin ol. Takip mesafesini koru diye telkinde bulundum kendime.
Sonra düşünce dünyasına dair iz bulabilmek maksadıyla ve aynı zamanda onun beddua gibi cümlelerini duymaktan korunmak için ikide bir ben 52 yaşındayım diyen şoföre, nereli olduğunu sordum. İstanbulluyum dedi. Amenna, dedeleriniz nereden gelmiş İstanbul"a dedim. Kırım"dan dedi.
Kırım. 93 Harbi"nden kaçan, savaşın bütün şiddetine maruz kalan bir göçmen çocuğu... Kendisine ait bir evi, kamu kuruluşundan aldığı emekli maaşı, ek iş yapmasını sağlayacak sıhhatli bedenine rağmen sürünüyoruz diyerek iç savaş beklentisi içinde olan bu adamın cümlelerini değerlendirmek için, muhtaç olduğumuz şey nedir?(Benim muhtaç olduğum?)
Boğaza baktım bir müddet. Sonra şoföre iç savaş isteyecek kadar gözünüzü karartan nedir dedim.
Bunlar başka türlü gitmezler bayan dedi.
Bunlar. Bunlar. Bunlar.
Siz hangi partiye oy vermiştiniz dedim. Partisini söyledi. Yanlış anlamaya fırsat vermemek için partisinin adını yazmayacağım.(Herkes gene bunlara oy verir diye şikâyet ettiği AK Parti"ye vakti zamanında oy verdiğini söyleyecekti konuşmanın ilerleyen bölümlerinde.)
Mesafeyi korumaya dikkat ederek tekrar sordum: Sizi rahatsız eden nedir? İç savaş çıkmasını göze alacak kadar rahatsız eden.
Sürünüyoruz işte dedi. Kendine ait bir evi, emekli maaşı, ek iş yapacak sıhhati olan biri olarak... diye cümleye başlamıştım ki, kazanmış olduğu ekran adabı ile derhal sözümü kesti. Aynı ekran tartışmalarında gerçekleştiği gibi kel alaka bir yerden söz açtı. Ben denize girmedim üç yıldır dedi. Elin Almanı geliyor bir ay tatil yapıyor ben bir gün denize girmedim.
İç savaş çıkınca her gün denize mi gireceğinizi sanıyorsunuz DEMEDİM.
Eviniz kaç oda diye sordum.
3+1 diye cevapladı.
Ülkeler arası mukayese yapacak isek o vatandaşların öncelikler sıralamasından başlamamız gerekiyor dedim. Bir de Almanya"nın orta sınıfı ile Türkiye"nin orta sınıfını mukayese etmemiz gerekiyor. En önemlisi de demokrasi kültürünün yerleştiği ülkelerde talep kültürü çok nettir. Nelerden şikâyetçisiniz diyorum 52 yaşındayım emekliyim ve halâ çalışıyorum diye cevap veriyorsunuz. Almanya"da marketlerde 60 yaşında kadınlar görürsünüz kasiyer olarak. Neden çünkü henüz emekli olmamışlardır.
O başka dedi.
Ey okuyucu! Zihni berrak kalbi rikkatli okuyucu!
Talep kültürünü geliştirmek konusunda eksikliklerimizi ne zaman fark edeceğiz?
Bir uçtan bir uca savruluyoruz. Ya ölümüne savunuyoruz ya ölümüne nefret ediyoruz. Bütünü göremiyor, parçaları birleştiremiyor, tek satırlık cümleleri taş niyetine birbirimize atıyoruz.
Lütfen şimdi bunları konuşmanın zamanı mı demeyiniz. Şimdi konuşamadığımız konuları hiçbir zaman konuşamıyoruz. Kendimi bildim bileli Türkiye daima mevsim normallerinin dışında.
Mevsim normallerinin dışında seyreden hayat karşımıza, iç savaşı yeni vizyona girecek film gibi bekleyen "iyi aile babaları"nı çıkarıyor.
Sıradan insanların algı dünyasını dikkate almak zorundayız.
Bu gidiş gidiş değil. Yolun sonu hayır olsun inşallah. Rabbimiz bizi ikaz ediyor sizin hayır bildiğinizde şer, şer bildiğinizde hayır vardır diye. Yolumuzun hayra dönmesi için hepimizin dikkatli, rikkatli ve saygılı olması gerekiyor.
Saygının dilini, mesafenin dilini muhafaza edelim. Yolumuz uzun, ihtiyacımız olan en önemli şey ise saygı. Küçük hikâyemiz de büyük hikâyemiz de saygının çatısına muhtaç.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.