
İki kadın Boğaz''ın dingin sularına bakarken aniden çantalarını açtı. İkisi de aynı anda birer kitap çıkarttı. Dağ evi çay salonu görüntüsünde olan mekanda “kitaplı kadın”ların dışında iki kişi bir de garson vardı. Kitaplar değiş tokuş edildi. Mafya filmlerindeki çanta değiş tokuşu gibi.
Kızıl saçlı kadın o esnada masaya bırakılmış çayı yudumlarken, masaya dokunarak “Hiç olmamış değil mi?” dedi. “Şu manzaraya şu masa yakışıyor mu?”
Saçları görünmeyen “Mekan felsefesi okutmak lazım işletme fakültelerinde ve turizm okullarında” dedi kitabı çantasını yerleştirirken.
“Hayır” dedi kızıl saçlı. “Okumakla olacak bir şey değil bu. Görgü görgü.”
“İyi de” dedi saçları görünmeyen “görgü kazandırmak daha zordur. Görgü bir hayatın içinde öğrenilir. Oysa yaşadığımız hayat öğretici olmaktan çoktan çıktı. Halbuki okutarak hiç olmazsa kafasına gözüne sokarak bir şeyi idrak ettirmek mümkündür.”
“Sen” dedi kızıl saçlı olan “felsefe okumuşsun, sosyoloji okumuşsun bu da yazdıklarına giriyor. Onun için ben sevemiyorum senin yazdıklarını. Saf edebiyat yok.”
Saçları görünmeyen “senin bu sebepten sevmediğin metinler bir başkası için tam da bu sebepten dolayı sevilendir” dedi.
“Hayır hayır öyle olmaz” dedi kızıl saçlı olan. “Nazan''da da var bu. Elif''te de. Yani siz üçünüz de akademik disiplinden kendinizi kurtaramıyorsunuz. Sizin gibi…”
Tam o esnada masaya menemen geldi.
“Benim en sevdiğim yemektir” dedi kızıl saçlı.
“Evet besleyici ve kolay” dedi saçları görünmeyen.
“Şık” diye ilave etti saçlarını düzeltirken kızıl saçlı.
“Saf edebiyat nedir ki!” dedi saçları görünmeyen. “Yazar bir derdi olandır. Derdi olmadan, endişesi olmadan yazmayı, yazmak için yazmayı edebiyat yapmayı sevmiyorum ben. Ama şuradan devam edebiliriz, Sait Faik senin tabirinle saf edebiyattır, Sabahattin Ali ''bizim'' gibi derdi olan yazardır. Ama ben ikisini de severim. Halit Ziya saf edebiyattır, Halide Edip ''bizim'' gibi.”
Kızıl saçlı menemenini yerken; Boğaz''ın sularına bakıp bakıp devam etti saçları görünmeyen: “Yazı ve hayat birbirini etkiler. Ben yaşadığı gibi yazan yazarları seviyorum. Samimiyeti. Mesela şurada Nabakov olsa ve şurada da bir yangın. Nabakov itfayenin aranıp aranmadığını sorduktan sonra yazmaya devam ederdi. Oysa ben edemem. İtfaye gelene kadar sanki yangını söndürebilecek gücüm varmış gibi çalışırım. Yangını söndürmeye gücüm yetmez ama her tarafım is içinde kalır muhakkak.”
Kızıl saçlı, çatalının ucuyla aldığı melemeni damağında tutarak, “Güzel pişirmişler değil mi?” diye sordu. “Evet” dedi acele ile saçları görünmeyen. O hâlâ yaşamak, yazmak ve hissetmek arasındaki ilişkiyi analiz etmek ile meşguldu. Menemenden bir çatal aldı. Yemiş olmak için yediğini çok mu belli etmişti.
“Sen hiç aç değilmişsin gibi oturuyorsun!” dedi kızıl saçlı.
“Ben sabah yedide kahvaltı ediyorum” dedi saçları görünmeyen. “Şu maydanoz” diye devam etti kızıl saçlı. “Allah''a şükrederim bazen. Maydanoz için dereotu için. Hele hele yumurta. Formu ne kadar güzeldir. Avucumun içinde okşamak isterim.”
“Ben” dedi saçları görünmeyen “o heyacanı nan-ı azil ve ab-ı lezizde hissediyorum en fazla. Musluğumuzdan su akıyor çok şükür. Sonra… Hani su istiyoruz kapımıza bir damacana su bırakılıyor. İşte o bir damacana suyu alırken hep gözümden yaş geliyor dedi. Allahım su ne büyük nimet.”
Tam bunları anlatırken yine gözünden iki damla yaş düşüverdi menemenin üstüne. Garson saçları görünmeyen kadının gözyaşlarını gördü.
Saçları görünmeyen tekrar saf edebiyat bahsine döndü gözündeki yaşları görünmez kılmanın telaşıyla. “Woolf saf edebiyattır. Ama Murdoc ''bizim'' gibidir. Zaten mesleki olarak senin tabirinle defolu. Çünkü muhteşem bir felsefe hocası. Konuşmaya başlayınca akan sular duruyor. Çok güzel çok akıcı konuşuyor Murdoc.”
Birden susuyor. O sahne geliyor aklına.
“Irıs filmine gittin mi?”
“Hayır” diyor kızıl saçlı.
“Alzheimer oluyor Murdoc. Bir gün yazarken kelimelerin kaybolduğunu farkediyor.” Saçları görünmeyen tekrar o sahneye dönmüşken kızıl saçlı garsona “Gözünü bizden ayırma” diyor. “Çayımız bitince hemen tazele.”
Sıkıldı herhalde diye düşünüyor saçları görünmeyen.
Kendisini savunmasını tercih ederdi. Öyle yazıyorum böyle yazıyorum üzerinden bir konuşma.
Kendisi ne yapmıştı. Olanca nesnel bir dil ile öyle olanlar ve böyle olanlar diye bir analize başlamıştı.
“Yorulmuyor musun kuzum” dedi kızıl saçlı; “Herşeyi böyle yerine yerleştireceğim diye.”
“Kendimi” dedi “pazarcılara benzetiyorum. Sen hiç pazarcı gördün mü .Özellikle kıyafet satanlara, incik boncuk satanlara bir bak. Sabahın erken ve akşamın geç saatlerinde her şeyi nasıl itinalı, nasıl özenerek yerleştiriyorlar yerlerine.”
Helalinden para kazanmaya uğraşanlara bakarken kendimi bir şiirin uzun bir mısrasında yüzerken buluyorum diyecekti ki,vazgeçti.
Pazarcılar bahsine hiç takılmadı kızıl saçlı. Hiç ilgilenmedi. Bir şey söylemesini boşuna bekledi saçları görünmeyen.
Menemeni damağında uzun uzun tuttuktan sonra, “Bak ne güzel sohbet ettik” dedi kızıl saçlı; “Ekranlarda yok böyle bir program.”
Aletler mesajı ele geçirir diyecekken susuyor saçları görünmeyen. “Öyle” demekle yetiniyor. Dünyanın bir ucu da katlanmadan kalsın. Hâlâ pazarcı metaforunda zihni. Dünyanın bir ucu da katlanmadan kalsın. Yerine yerleştirilmeden. Dağınık. Kahvaltı bitiyor. Her biri kendi gazetesine gitmek üzere yola koyuluyor.
“Türbanlı kadınlar başı açıkları nasıl gördüklerini izah etsin” diyenleri “kesmez” bu satırlar. Lakin aynıyla yaşanmıştır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.