
Gündem Naipul. Gündemi itinayla inşa eden Hilmi Yavuz''a selamlarımızı gönderelim. Toplantıya katılmayacağını bildiren Cihan Aktaş''a, Beşir Ayvazoğlu''na ve bundan sonra protesto listesine katılacak yazarlara selamlarımı sunarak ben kaldığım yerden devam edeyim.
Hatırlayacaksınız Pazartesi günü köy dindarlığından bahsetmek üzere huzurunuzdan ayrılmıştım.
Köy dindarlığını da kabirler üzerinden değerlendirmek istiyorum.
Ölüm şuurunun nasıl bu dünyaya ait mekânsal bir gösteri ile yer değiştirdiğinden bahsetmek istiyorum.
Köyümüzün mezarlığının iki yüz yıllık bir tarihi var. Kabristan''ın girişinde “Dede” diye bilinen bir zat yatıyor. Babam köyümüzün farklı noktalarında iki “Dede”nin daha makamı olduğunu söylüyor. Belki başka bir vesile ile “Dede”lerin varlığının köyün değerleri üzerindeki etkilerini anlatırım size. Eski Türk kültüründe saygın kişilerden bahsederken “Dede” , “Baba” unvanları kullanılıyor biliyorsunuz. Köyümüzün doğal güzelliği ile “Dede”lerin manevi varlığı arasında birebir ilişki var. Mesela “Dede”nin mezarının bulunduğu noktalardan birinin adı “Dede Çamı” diye tabir edilen bir mevki. Kim ki buradan çam kesmiştir, muhakkak başına bir iş gelmiştir. Başına “iş” gelenlerin hikâyesi kulaktan kulağa anlatılmaya devam ediyor.
Çocukluğumda köyümüzün mezarlığı şehirdekilerden oldukça farklı idi. Fark derken neyi kast ediyorum? Şehirde herkesin başında taşı, taşında ismi, doğum ve ölüm tarihleri vardır. Bizim köy mezarlığında ise her mezarın başında “kara taş” tabir edilen kocaman bir kayadan koparılmış taşlar vardı. Hiçbir taşın üzerinde isim yok idi. Ama herkes kendi mezarını bilirdi. Tabii üç nesil sonra bilinenler bilinmez oluyordu.
Borusan Holding ve TEMA Vakfı''nın önderliğinde köyümüzde olağanüstü bir modernleşme yaşanıyor. Bizim köy oldum olası civar köylerden farklı idi zaten. Ne kadar farklı olduğunu eğitim üzerinden anlatayım. Mesela birkaç yıl önce ilçemizde üniversite mezununun sayısı yirmili rakamları geçemez iken bizim köyümüzde her meslekten üniversite mezunu olduğu gibi rakam da yüzlerle ifade edilebilecek boyutlarda.
Birkaç yıldır Katmer Şenliği yapılıyor. İlk Katmer Şenliği ormanın içine kurulan metrelerce uzunluğundaki “Halil İbrahim” sofraları ile gerçekleştirilmişti. Onlarca kadın katmer pişirmiş ve yüzlerce misafir yan yana oturarak muazzam bir kaynaşma, halleşme ortamı inşa etmişti. Yıllardır köye ayak basmamış olanlar yurtdışından ve yurdun dört bir tarafından köye gelmişti.
İkinci yıl daha profesyonel bir organizasyon ile sabah 10''da başlayan tören gece yarılarına kadar uzamış, gece 12 civarı ormanın içinde hazırlanan sahneye Bedia Akartürk çıkmıştı. Katmer Şenliği''ne Bedia Akartürk''ün geleceğini duyan civar köylerden ve şehirlerden misafirler sabaha kadar ormanın içinde kalmıştı.
Her sene biraz daha modernleşip biraz daha arabesk-kisch nikâhı ile hareketlendi Katmer Şenliği. En son köyün kendi içinden çıkan amatör ve yarı profesyonel rock grupları sahne almaya başladı.
Enteresan olan nokta şu: İlk Katmer Şenliği “1. Geleneksel Katmer Şenliği” diye başlamıştı ve artık unutulmaya yüz tutmuş pekçok zenaat ve gelenek yeni nesillere teatral bir şekilde tanıtılmaya çalışılmıştı. Bizim köyde artık kağnı olmadığı için komşu köylerden kağnı ve öküz temin edilmiş, temsili olarak gelin alayı düzenlenmişti.
Hele köyün orta yaşlı ve yaşlı erkeklerinin oynadığı halk oyunları vardı ki hakikaten muhteşemdi. Bir zamanlar köyün yaşlı kadınlarının gençlere “kadın oyunları” öğretmesi için epey çaba harcamıştım. Ama olmadı. Kadının ve erkeğin asaleti, ellerini başlarından yukarı kaldırdıklarında belli oluyor.
Çocukluğumda yaşlı kadınların “doğru oyunu”na şahit olmuştum. O kadar etkilenmiştim ki gözümden yaş gelmişti. Yaşım 11-12 civarı. Sanatsal bir arınmaya tanık olduğumu yıllar sonra o sahneyi hatırlayınca anladım.
Sözü dağıttım ne diyordum… Eski kuşağın yeni nesillere eski adetleri öğretme çabalarından bahsediyordum. Fakat ikinci ve üçüncü Katmer Şenliği''nde orta kuşağın geleneği yeni nesillere aktarma gayretini yeni nesil imha ederek, kendi zevkini ve hayat tarzını köye taşıdı ve orada mukim kıldı.
Katmer şenliklerinin çehresini tasvir etmek uzun hikâyedir. Esas kabristan meselesine gelmek istiyorum. Fakat ölümün değişen çehresi ile eğlencenin değişen çehresi arasında birebir bir bağlantı olduğu için eğlence kısmını da tasvir etmek zorundaydım.
Bizim köyümüzün kabristanında artık resimli bir kabir var. Rahmetlinin fotoğrafı (ki ben onu ne çok severdim) siyah mermerin için yerleştirilmiş. Üst tabakanın mezarlarına fotoğraf yerleştirilmesi biliyorsunuz Tanzimat ile başlıyor. Fatma Aliye Hanım''ın mezarını bulmak için dolaştığım Feriköy Mezarlığı''nda onlarca fotoğraflı mezar görmüştüm.
Yeni vefat edenlerin mezarları mermerden. Eski mezarların bir kısmı da mermerle kaplanıyor. Bunlar olağan şeyler. Olağandışı olan her mezarın tıpkı insanların ev yaparken başkalarını imrendirmek üzerinden kendi zenginliğini göstermek üzere göz yoran bir mimari ortaya çıkarması gibi, bir “mezar mimarisi” ortaya çıkarma çabası.
İkinci ve daha önemli olan husus ise başka şehirlerde mezarı bulunanlar için köy mezarlığında ikinci bir mezar yapılması.
Hayatın modernleşmesi kısmı tamam da sıra şimdi ölümün modernleştirilmesinde.
Büyük şehirlerde ölüleri yakacak “tesisler” için hizmet vermeye hazırlanan belediyeler (mesela Antalya Belediyesi)…
Kabristandaki uhrevi havayı dağıtmak üzere senfoni çalan belediyeler…
Ve alkışlar alkışlar…
Yazıya niye eğlence üzerinden başladığımı anladınız herhalde.
Ölümün de bizi en çok “eğlendirecek” olanını bulmak istiyoruz.
Yaşadığımız bütün sıkıntıların ortak noktası, ölümü idrak edemeyişimizden kaynaklanıyor. Ötelerin sesini duymuyoruz. Ötelerin sesini duymayınca, kendinden bezmiş bir Hintli''nin aciz üç beş kelamını fazla ciddiye alıyoruz.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.