İmza Günü (2)

00:0012/05/2000, Cuma
G: 12/09/2019, Perşembe
Fatma Barbarosoğlu

Kimseler gelmesse, oturur Yeniçeriler Caddesi''nin kalabalığını seyrederim diyen kadın caddenin kalabalığını görmüyordu artık. Dağların serin rüzgârını yüzünde taşıyan delikanlı bir kitap uzattı önüne. "Nereden tanışıyoruz sizinle?" diye sordu kadın. Kastettiği okuyucu-yazar buluşmasının hangi kitapla ile başlamış olabileceğini öğrenmeye yönelikti. Dağlar kadar güven veren delikanlı "Siz beni tanımassınız" diye cevapladı samimiyetin en beyaz renginde. Üstelemedi kadın. Kitapları kastetmiştim demedi.

Kimseler gelmesse, oturur Yeniçeriler Caddesi''nin kalabalığını seyrederim diyen kadın caddenin kalabalığını görmüyordu artık. Dağların serin rüzgârını yüzünde taşıyan delikanlı bir kitap uzattı önüne. "Nereden tanışıyoruz sizinle?" diye sordu kadın. Kastettiği okuyucu-yazar buluşmasının hangi kitapla ile başlamış olabileceğini öğrenmeye yönelikti. Dağlar kadar güven veren delikanlı "Siz beni tanımassınız" diye cevapladı samimiyetin en beyaz renginde. Üstelemedi kadın. Kitapları kastetmiştim demedi. Tebessüm etti sadece.

Sokakta rastlasa asla bir öykü okuru olduğunu düşünmeyeceği genç delikanlı kimselerin duymamasına özen gösterilmiş bir ses tonunda "Nişanlıma imzalasanız" dedi. İki defa bahtiyar oldu kadın. Birincisi dağların güvenini taşıyan delikanlının öyküseverliği için, ikincisi öyküsever gencin nişanlısına bir öykü kitabı imzalatmayı düşünecek kadar duygulu bulduğu için. Şevkle yazdı kalemi: "Sizin hikâyeniz en güzel hikâye olsun!"

Kendini tutamayıp, "Beni düğününüze çağırın muhakkak" derdi. Duyduğu şiddetli ağrı hareketlerini alabildiğine engelleyen bir filitreydi sanki.

Dağların güvenini yüzünde saklayan delikanlıdan sonra genç bir kız yaklaştı masasına. "Nereden geldiniz" demedi bu defa kadın. "Nereden tanışıyoruz" demedi. Kızın gözbebeklerine baktı uzun, uzun. Uzun boylu esmer kız sükutu "Ben de öykü yazıyorum" diye cevaplandırdı. Ne güzel. Sırada bekleyenleri unutup öykü üzerine konuşmak istedi kadın. En çok da neden kadınların öyküde ısrar ediyor olduklarına dair. Daha iki gün önce 45 yaşındaki bir kadının okuma yazma öğrenir öğrenmez öykü yazmak istediğini okumuştu gazetede. Okuma-yazma öğrenir öğrenmez öykü yazmak. Kadınlar için öykü yazmak, kendini bir öykünün içinde hissetmek, yani bir hayat kurmak halihazırdaki hayata getirilmiş en derin fakat en yumuşak eleştiri mânasını mı taşır olmuştu? Feminist teorinin dışındaki yaklaşımları düşündü. Bir imza gününde olduğunu yine unutmuştu. Hatırlattılar. İyi ki hatırlattılar. Derlenip toparlanma ihtiyacı hissetti kadın. "Kötü hikâyeler bazen iyi hikâyelerden daha yol gösterici olur. Nasıl yazmamanız gerektiğini öğrenmiş olursunuz" dedi. Genç öykücü "Hikâyelerin iyi mi kötü mü olduğunu nasıl anlayacağım?" diye sordu. "Bu soru sizin cevabı bildiğinizi gösteriyor" dedi kadın.

Işıklı bir yüz yaklaştı masasına kadının. Tıbbiye üçüncü sınıf öğrencisi olduğunu söyleyen genç doktor adayı haşgeş rüzgârı getiren bir hemşehri çıktı. İki kitap koydu masaya. Birincisi ablası içindi. Öğrenmenlikten atılmak üzere olan ablası için. İmza ne ki! Kadın yüreğini koymak istedi kitabın arasına. Yıllar önce terk etmek zorunda kaldığı öğretmenliğin acı-tatlı bütün hatıralarını... Ne yazsa eksik kalacaktı. Ne söylese mânasız olacaktı, öğrencilerinden ayrılmak zorunda kalan öğretmen abla için. Bir öğretmen daima öğretmendir. Dershaneler alınır elinizden. Maaşınız alınır. MEB verdiği bütün kimlikler alınır. Ama siz kendinizi öğretmen hissettikçe bunu elinizden kimse alamaz. Yazabildi mi kadın bunları? Hatırlayamıyor. Hiç hatırlayamıyor.

Masanın önü biraz açılır gibi olduğunda arkadaşlarını gördü kadın. Sıhhati için endişelenen ve her okuyucu ile sohbetini uzaktan uzağa takip eden arkadaşlarını. Masasını karanfillerle, güllerle donatan okuyucular için lokum ikram etme nezaketini imza gününe katan arkadaşlarını. Ağrısını dayanılmaz bulduğunda her birinin tebessümünde dinlendi.

Sonra uzakları yakın eden; sarı güller-kırmızı güller geldi. Trabzon''dan İstanbul''a mayısın ilk haftasında sorulan "Bu yıl ilk gördüğün gül ne renkti? sorusuna daha bir hafta varken.

Orta yaşa veda etmek üzere olan bir adam yaklaştı masaya. "Neden isminiz bu kadar uzun?" diye sordu. İmza gününde kendisinden en az on kat daha heyecanlı olan ağabeyini gösterdi kadın. "Şu beyi görüyor musunuz? O benim ağabeyim. Daha hiçbir şey yazmamışken annem, babam ve ağabeyim bana dünyanın en önemli yazarı muamelesini yaptılar. Bilmem anlatabildim mi?"

"Yani feministliğinizden değil" oldu adamın cevabı.

Bilmezsiniz sütunlar ne bereketsizdir! Tam sözün düğümü açılmışken sütün çizgisi çıkar karşınıza. Anlatılamayanların sizinle daha çok yaşadığına inanarak teselli bulursunuz her yarım yazının ardından.