
I-
Vahşi bir çağı, ne kadar vahşi olduğunu bilmeden yaşıyoruz.
Adı özgürlükler çağı.
Lakin çağa konan isim, çağdaşların kaderi olmuyor.
Hiçbirimiz özgür değiliz.
Özgürlüğün dile düşmüş halinde, “tutukluğumuzu” unutmaya çalışıyoruz.
O kadar korkutuluyoruz ki, güvenliğimiz için her şeye razıyız neredeyse.
Birileri çıkıp güvenliğiniz için kafanızın içine cip yerleştireceğiz dese, karşı koymadan yatacağız ameliyat masasının üstüne.
Aman güvenli olalım diye her şeyimizin kaydı tutulacak.
Kaydı tutulan nesneler olacağız sonunda. Çünkü tek hakikatin, kaydı tutulan şeyler olduğuna inanmış olacağız.
Çöplerimizi kaydedecekler mesela. Kimlerin çöplüğünden hangi çöpler çıkmış. Kim neyi ne kadar tüketmiş.
Niye şaşırıyorsunuz, modern antropolojinin en verimli yöntemlerinden biri “çöplük okuma”ları.
II-
Yazarlar yazıyorlar sezgilerinin peşinden giderek. Unutmanın bir virüs olarak bütün hafızaları imha eden etkisinden roman kotarıyorlar.
Yıllar sonra, bu yaşadığımız vahşi çağa not düşerken kendi çağının aydınları.
Burada gülmüşler, burada ağlamışlar, burada aldatmışlar kendilerini diyecekler çok satanlar listesinin satırlarında gezinirken.
Gişe rekoru kırmış filmlerin izini sürürken.
Raiting rekorlarının zirvede tuttuğu tv dizilerine bakarken.
Bilim adamlarının buluşlarına değil de katillere ayrılan haber programlarını analiz ederken.
Sonra yazdıklarına kalbini koyanların kitaplarını bulacaklar belki. Gürültünün içinde kaybolmuş filmleri. İki kere yayınlanmış sonra yayından kaldırılmış dizileri. Türk bilim adamının başarısı diye başlayan minicik haberleri.
Görecekler.
Çağının vicdanı olmuş yazarları, yönetmenleri görünce, evet buradaymış ama niye kimseler ilgilenmemiş diye soracaklar.
Yorgunluğumuza verecekler en fazla, belki de idraksizliğimize.
Zor bir çağdı onlarınki diyecekler anlamsız “okuma”larımızın izini sürerken. Gürültünün hükümdar olduğu mekânlarımızın hatırına bizi anlamaya çalışacaklar.
III-
Yukarıdaki satırlar bir iyimserin satırlarıydı. Her “okuma”nın bir de kötümser versiyonu var. Ne ki her zaman kendini aşikâr kılmaya cüret edemez.
Biz edelim elimizden geldiğince.
Yıllar sonra bizden geriye hiçbir şey kalmayacak .
Beni çağdaşlarım anlamadı yarının okuyucusu anlayacak cümleleri unutulmuş bir avuntu olarak bile yer almayacak tarihin karanlık mahzenlerinde.
Muzafferlerin yazdığı tarihte, kalbi olanlara hiç yer kalmayacak çünkü.
İyi ki imanımız var.
İmanımız olmasa idi şu yaşadığımız çağa isyan olsun diye ne çok ölüm getirirdi ellerimiz.
En çok da kendi ölümümüzü.
Nereden çıktı bu karamsar satırlar?
Kalbimden.
Bir hafta boyunca tanık olduklarım kalbimde sızı.
Evet her dönemde katiller, hırsızlar, yankesiciler, dolandırıcılar vardı.
Ama insanlar kötüye kötü diyecek kadar basiret sahibi idi.
Oysa bugün kötüye kötü demiyor kimse. “Kötü”nün ticari başarısından nemalanabilmek için, gelen ağamdır giden paşamdır diyebilmek için, kuyruğa girmiş sıranın kendisine gelmesini bekliyor.
Katiller bir insanı, birkaç insanı öldürebilir en fazla.
Toplumun değerlerini katledenler, iyiye iyi demekten sakınıp kötüye iyi demekte sakınca görmeyenler, bütün bir toplumu geçmişi ve geleceği ile imha ederler.
Bir katilin davul zurna ile karşılanışı, beş yıldızlı otel ağırlamaları, medyanın bütün zamanını “katillerin kimliğine” ayırması, kalbimi ağrıtıyor.
Ekranların “tetikçi”ye kilitlendiği akşam binlerce evde, binlerce çocuk sadece adam öldürerek ne kadar şöhretli ve ne kadar “paralı” ve ne kadar “saygın” olunabileceğini gördüler.
Bu kadar değilmiş meğer. “Tetikçi”yi az kalsın yarışmacı olarak da ağırlayacakmış ekranlar.
Medyaya yansıyan, “Ağca yarışmada jüri üyesi olacak” haberi “Yok canım jüri üyesi değil yarışmacı olmasını konuşmuştuk” şeklinde “düzeltildi”.
Biz “burada” değerleri konuşuyorduk değil mi?
Kaç kişi ile beraber?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.