
Yavaş yaşamak isterim. Sakin. Dura dura. Modern yapılar, zamanı modern bir şekilde geçirme bana göre olmadı hiçbir zaman. O modern binalardaki ışıklar midemi bulandırıyor. İstesem de kalamıyorum. Gökyüzünü göremediğim yerlerde başım dönüyor, içim sıkılıyor. Sırf bu yüzden mesela ilk defa Tahsin Yücel''in bir romanını atlıyorum. Gökdelen. Adı bile içimi sıkıyor. (Ama mesela Gökdelen''i yazın köye gittiğimde okuyabilirim. İstanbul''da imkansız gibi görünüyor.)
Özel gün kutlamalarına mesafem bu yüzden. Zamanı hissetmeyi imha ettiği için. Özel günler hayatımızda azalmış gibi görünen her ne var ise onu yok etmek üzere, tüketmek üzere tedavüle sokuluyor. Anneler Günü, Babalar Günü, Sevgililer Günü, Kadınlar Günü. Sanki hayat, ilk okul hayat bilgisi kitabından aparılmış etkinlikler silsilesi. Yekpare düşünemiyor hissedemiyor da insanlar, zil çalıyor anneler hatırlanıyor. Zil çalıyor babalar… Sanki bir ekrandan ibaretiz. Bir CD yerleştiriliyor hepimize birden. Yerleştirilen CD''de tutuklu kalıyoruz. Üstelik kendimizi özel gün kutluyor sanarak.
Yıllarca Kadınlar Günü kutlamalarına uzak kaldım. Başlangıçta sadece feministler kutluyordu. Kutlasınlardı elbet. Ne var ki Türkiye''de laikçi kesimin bütün eleştirilerini "kadınlar" üzerinden dile getirmesi; Batı dünyasında da İslam üzerine eleştirilerin kadınlar ve aile hukuku üzerinden ifadelendirilmesi, özellikle Refah/Fazilet/AK Partili belediyeleri ne olursa olsun Kadınlar Günü''nü, Sevgililer Günü''nü "atlamamak" gibi bir duruma hapsetti.
Belediye başkanları için en acıklı durum, 8 Mart günü belediyenin salonunda konuşacak bir "kadın" bulamamak. Bir belediye başkanı bizzat arayarak davet etti. Ama benim kimliğime, kişiliğime ve yazdıklarıma dair ufacık bir fikri yoktu. Başörtülü ve kadındım. Yeterliydi günü kurtarmak için. Nevşehir''e gideceğimi söyleyince "Bütün kadınlar da oraya gidiyor" dedi inanmamış bir ifade ile. Birden "bütün kadınlar" olmuştuk işte.
Her sene giderek artan bir tempoda 8 Mart kutlamalarına çağırılıyorum. Daima mesafeli durdum. Bu sene daha Ekim ayında 2007 yılını kendi çapımda Fatma Aliye Yılı olarak kutlayacağım için, gelecek bütün teklifleri değerlendirmeye karar verdim.
İlk teklif Hollanda üzerinden geldi. Nasıl gideceğim gibi bir endişeye bile kapılmadan, demek Fatma Aliye Hanım''ın nasibi Hollanda''dan açıldı diye düşündüm. N''oldu bilmiyorum davetin arkası gelmedi ve Hollanda macerası başlamadan bitti. Bu esnada Kayseri Büyükşehir Belediyesi''yle görüşmelerimiz sürerken, Devlet Bakanı Nimet Çubukçu "Kadın ve Edebiyat " oturumu için Nevşehir''e davet etti. Bütün davetleri, farz-ı ayn, farz-ı kifaye noktasından değerlendiririm. Madem ki Fatma Aliye Hanım için kendime bir söz vermiştim "edebiyat ve kadın "oturumuna katılmak benim için farz-ı ayn idi. Üstelik böylece hem Nevşehir''e hem Kayseri''ye gidebilmiş olacaktım.
İstanbul''dan bu duygular ile ayrıldım velhasıl. Allah nasip eder dönersem size Nevşehir ve Kayseri izlenimlerimi aktarırım (Konya''yı, Adapazarı''nı anlatamamıştım. Çünkü o duyguların edebi bir tat olarak bende kalmasını istedim. Belki yıllar sonra bana rağmen kalemime gelecek). Siz bu yazıyı okuduğunuzda, bu konuşmalar çoktan tamamlanmış olacak. Ama on yıldır 8 Mart''a uzak duran yazarınızın, perhizini nasıl bozduğunu bilmenizi istedim. Kendimi zaruret miktarı diye kandırmaya çalıştım. Sizi kandırmama gerek yok. Ama lütfen geçen sene filan yere gitmiştiniz diye ısrar etmeyeceğinize söz verin. Sadece bir defa. Sadece 2007 yılı için bütün bu "hareketli" gündem. 2008 yılına girdiğimizde benim için de Fatma Aliye Yılı bitmiş olacak. Hal ve vaziyet böyle, özel gün yorgunu, değerli okuyucu!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.