Kadınların mezarı

00:0016/02/2007, Cuma
G: 28/08/2019, Çarşamba
Fatma Barbarosoğlu

Başlığı görünce, kim bilir neler sökün etti hayal dünyanızda.Neler sökün etti de; bir teşbihin yol göstericiliğinde, kim bilir nerelere ve dahi nelere şahit tutulacağınızı umdunuz.Teşbih yok efendim! Teşbih yok!!! Doğrudan mezarın kendisinden bahsedeceğiz.Büyük şehirlerde mezar taşı okuma seminerleri var. Beni ziyadesiyle bahtiyar eden bu seminerlere katılan arkadaşlar eksik olmasın anlatıyor. Müthiş bir heyecan. Bazen bulduklarını paylaşmak istemiyorlar. "Ama" diyorum ikna etmek için, "Sizin aranızda

Başlığı görünce, kim bilir neler sökün etti hayal dünyanızda.

Neler sökün etti de; bir teşbihin yol göstericiliğinde, kim bilir nerelere ve dahi nelere şahit tutulacağınızı umdunuz.

Teşbih yok efendim! Teşbih yok!!! Doğrudan mezarın kendisinden bahsedeceğiz.

Büyük şehirlerde mezar taşı okuma seminerleri var. Beni ziyadesiyle bahtiyar eden bu seminerlere katılan arkadaşlar eksik olmasın anlatıyor. Müthiş bir heyecan. Bazen bulduklarını paylaşmak istemiyorlar. "Ama" diyorum ikna etmek için, "Sizin aranızda bir öykücü yok. Bana anlatacaksınız ki, zamanın dişlerinden anılarınızı kurtarıp size bir öykünün düş sularında takdim edeyim."

Bu defa bir öykü değil de, çok çarpıcı bir bakışa vesile oldu bulunan mezar taşı. Kocaman kallavi bir mezar taşı düşünün. Şık mı şık. Okunaklı yazı. Bir hanımın mezar taşı. Onun hemen yanında küçücük bir mezar taşı var. Hanımın beyine ait bir mezar taşı. O zamanlar eş denmiyor biliyorsunuz. Efendi, bey deniyor. Efendi, bey dendikçe de efendi, bey olmanın temrinini yapıyor bu hitabı duyan kulaklar.

Neyseee. Geçelim bu bahsi.

Hanımın mezar taşı kallavi bir taş. Ondan sadece on yıl sonra vefat etmiş olan beyin taşı ise, neredeyse varla yok arası bir taş.

Şimdi yazının geri kalanını okumaya ara verin ve lütfen düşünün. Bu iki taşın "maliyetinin ve görüntüsünün" bu kadar farklı olmasını nasıl "okur"sunuz?

Ben size öteki "okumaları" sunayım.

Önce kendi okumam.

Adam karısını çok sevdiği için, olabildiğince çok emek vererek, elemini taş üzerinden azaltmayı denedi. Ancak kendisi vefat ettiğinde; ya arkada kalan çoluğu çocuğu yoktu, ya da çocukları üç kuruşa tamah eden cimrilerden olduğu için, defn işini mümkün olabilecek en ucuz bedel ile kapatmaya çalışmışlardı. (Bu bahis beni aylarca düşündürmüştür. Çünkü İslam coğrafyasının ilk yazar kadını Fatma Aliye Hanım''ın mezar taşı da hakikaten içler acısıdır.)

İkinci görüş:

"Erkek milleti değil mi? İnanmam. Ne aşkına ne vefasına. Ne de karısına yazdığı şiire filan. İşte Abdülhak Hamid. Makberi yazmıştı değil mi pek aziz zevcesi için. Herkes biliyor ki, o şiiri yazarken bile hayatında Lüsyen Hanım vardı. Erkekler kadınlara değil, kendilerine âşıktırlar. Kendilerini severler sadece."

Üçüncü görüş:

"Kadın belki de lohusa olarak ölmüştür. Adam önce yanıp yıkılmıştır ama. Nereye kadar. Mezarlığa kadar. Ninem derdi ki, erkek ağlaya ağlaya gider, karısını gömdükten sonra, uzaktan gördüğü güvercinleri bile ak yaşmaklı kadın sanır. Yani daha kadının kırkı dolmadan evlenmiştir. E ne demişler? Türkün ikinci karısı olacaksın. Bütün varlığı ikinci eşe feda olmuştur da, işte o da bir mezar taşını esirgemiştir."

İtiraz ediliyor: "Lohusa olarak vefat etmek şehitlik mertebesi sayıldığı için muhakkak belirtiliyor. Hanımın lohusa olarak ölmediğinden eminiz canım!"

Dördüncü görüş

"Adam karısının ölümünden sonra, o kadar çok üzülmüş, o kadar çok yanıp yıkılmıştır ki, eli iş tutmaz olmuş, sonunda da yoksul düşmüştür. Zaten çoluğu çocuğu da olmadığı için emanet bir taş dikilivermiştir başına."

En iyisi ben size taşları sunayım da "okumanızı" siz kendiniz yapın.

Hanımın taşı:

Hüvel Baki.Tophanei amire muhasebe kalemi müdiri, Ethem Efendinin zevcesi merhume Hatice Şekibe hanımın ruhu içün Fatiha.1315 zilhicce 29

Beyin taşı:

Yukardaki taşın üçte biri büyüklüğünde bir taşta sadece şunlar yazılı: Hüvel baki tophane muhasebecisi merhum Ethem beyin ruhuna Fatiha.1335

Görüyorsunuz ya, aynı zamanın içinde, aynı taşa bakan her göz ne kadar farklı şeyler görüp, nelere hamlediyor okuduklarını.

Kimliğimizin kurucu unsurları, çoğu defa zamanı ve mekanı "okuma biçimlerimizden" mayalanıp, gelişiyor.

Rabbim cümlemize hayırlı, sıhhatli, bereketli ömürler nasip etsin. Amin.