
Kalbimin titrediği bir akşamdı. Ney ve nameyi okumuştum. Okuyup ağlamıştım.
Göz yaşlarım, gündelik hayat içindeki manevi açlığımı hissettirmişti.
Kıldığım namazlarda bulamaz olduğum vecdi, tuttuğum oruçlarda bağlayamadığım kendimi getirmişti diplerden.
Kalbimin titrediği o akşam gözyaşını kendimden bilmiştim. Kendimden, titrek kalbimden yani.
Evvelsi gün yeniden aldım elime Kalp Süvarilerini. Ekranlar Papa''nın ayinine kilitlenmişken. Bir bölüm okuyacaktım. Kaldığım yerden devam edecektim. Münire Daniş''nin dünde kalmış hayatları, incelikli ve latif bir dil ile bugüne, yani tam kalbimizin içine bırakıverdiği satırlara bırakacaktım kendimi. Kendimi, yani yorgun gönlümü. Usul usul yazılmış satırları ben de usul usul okuyacaktım. Zaman genişleyecekti. Zaman genişledikçe, bir türlü sığamadığım dünyada bir avuçluk yer açmış olacaktım.
Kaldığım yerden değil de, tekrar Ney ve Nameyi okuduğumu fark edişim, göz yaşlarım kitabın üstüne düşürken oldu. Oysa bu defa kalbim "lambadaki alev gibi" üşümüyor, titremiyordu. Sosyolojik analizler yapacak kadar kavi idim.
Gözyaşları hiç solmamış bir fotoğraf getirdi. Sakladığımı bile bilmediğim o fotoğrafı. Konya''ya ilk gidişimde, beni en çok etkileyen iptal eden "o mekanı". Görünüşte hiçbir fevkaladelik yoktu. Sıradan bir yer. Konya''da olduğumuzu hissetmeyeceğimiz kadar sıradan bir yer. İşte dediler şurası Şemsin makamı. Dağlar yürümüş, nehirler yataklarına sığmaz olmuştu. Nasıl bir sıkıntı. Bir bankın üzerine oturmuş sıkıntımın beyhude geçmesini beklemiştim. Ta ki mihmandarımızın buraya getirdiğim üçüncü kişisiniz onlar da sizin gibi olmuşlardı demesine kadar. İstanbul''u aramıştım kötü bir haber duyacağım endişesi içinde. Her şey yolunda idi. Gökyüzü, İç Anadolu''ya mahsus mavi beyaz genişlikte kubbemizdi. Güneş parlaktı. Her şey yolunda idi. Ama kalbim sıkılmaya, büzülmeye devam ediyordu. Nedenini hiç bilmediğiniz bir sıkıntının, hicran yarası gibi sizi düğümlediği olmuştur muhakkak. O yeri hafızam hicran yarası olarak kodlamıştı işte. Münire Daniş''in satırları o yaranın üstünde gezindi. Gezindi. Başta o günkü sıkıntının daha ağırı oturmuşken kalbime, sonra yavaş yavşaş çözüldü.
"Bir kış gecesiydi, dergahın kapısından Şems''e seslenildi. Avlu ışıksızdı.
Şems bu çağrının hedefini sezdi. Manasını bildi.
Ve ismini çağıran sese icabet ederken, "Dönmemek üzere gitmek zamanıdır" diye söylendi. Kalktı avluya çıktı. Ardından karanlığa savrulan bir "Allah" kelamı işitildi. Ne korku çığlığına ne de imdat dileğine benziyordu. Kalpten kopan bir veda zikriydi. Sonra "sır" bu sesi yuttu ve sessizlik bütün izleri sildi, gölgeler çekildi. Şems kayboldu. Bu esrar bitmeyen ayrılık oldu."
Ertesi sabah bir radyo istasyonunda (galiba Akra FM''di) Şems-i Tebrizi anlatılıyordu. Kalbim yeniden titremeye başladı.
Bir daha Konya''ya gitmek, aynı mihmandar tarafından Şems''in makamına götürülmek istiyorum. Hissediyorum, bu defa öyle olmayacak. Sıkıntımın bedelini ödedim çünkü. Bu defa farklı olacak.
Edebiyatın gücü bu işte!
Geçmişi güncelleyen, dünü bu güne ait kılan satırlarıyla bir defa değil, birkaç defa okunmayı hak ediyor Kalp Süvarileri.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.