
Bilgi Toplumu''nu; değerlerlerden boşanmış, toplumsal sermayesini kaybetmiş olduğu için, “Büyük Çöküş” olarak kavramlaştırıyor Fukuyama.
Bayram boyunca Münevver Karabulut cinayetinin ekranda yer aldığı her anda Fukuyama''nın “Büyük Çöküş” ü geldi aklıma. Değerlerden boşanmış, toplumsal sermayesini kaybetmiş toplum bilgi toplumu.Bu tarifin/tasvirin üzerinde ısrarla duralım.
Değerlerimizden nasıl boşanmış olduğumuzun izini, olağanüstü bir zamanlama ile “teslim edilen”,”katil zanlısı” haberleri üzerinden sürelim.
Tam küçükler büyüklerin elini öperken, şekerler verilirken tatlı yiyip tatlı konuşulacakken, ekran herkesi ele geçirdi. Bayramı ele geçirdi. İtina ile “katil zanlısı” diye başlayan cümleler kurulup itina ile “katil zanlısı”nın hayatına yaklaştırıldık.
Zaping aletinin bir önemi yok. Çünkü “katil zanlısı” haber değeri olarak bütün kanalları işgal etti. O bütün kanalları ele geçirirken, ondan daha meşhur olmayı düşünen psikopatların teferruatlar üzerine akıl fikir yürütebileceği ihtimalini hiç aklına bile getirmedi haber müdürleri,yayın yönetmenleri.
Umursadığımız tek “kişi” var:”Katil zanlısı”
Hayatına dakika dakika dahil ediliyoruz. Sanki karşımızda bir cani değil de, büyük fetihlerden dönmüş bir kahraman var. Teslim olduktan sonra sucuklu tost istemişmiş.Zayıflamışmış.Bitkin ama bakımlıymışmış.Sabaha kadar ağlamışmış.
Öyle bir haber dili kullanılıyor ki!!! Öldürülenin değil “katil zanlısı”nın ne kadar da insan olduğu bilgisine erişiyoruz medyanın “itinalı” empatik dili üzerinden.
“Katil zanlısının” duygularına zumlandığımız, yetmiyor babasının mektubu düşüyor ekrana.”Arabayı duvara çarptık!” Sanki herhangi birinin malına kaza ile verilmiş bir zarardan bahsediliyor.
Özne: Biz.
Maktul nesne. Araba yani.
Ekran başındakilerin bu haberi hangi duygularla seyrettiğinin, sabah kuşak programı, akşam tartışma programı derken muhakeme gücünü kaybetmiş milyonların, bu haber dilinden ne kadar etkilendiğini sahiden bu ülkede hiç kimse dert etmiyor mu?
Değerlerimiz.!!! Biz ne zamandan beri “katil zanlıları” na bunca yakın olduk. Bunca içerden. Aman zinhar kimseler kendini suçlu hissetmesin diye “kamuoyu” olarak ağzımıza bir parmak bal, bağrımıza tenekeden madalya takılıyor. “Kamuoyu” bu cinayetin peşini bırakmadı diye yakalandı. Kamuoyu inanıyor. Peşine daha bir aşk ile düşüyor vahşetin. Satır araları tekrar tekrar okunuyor.”Kamuoyunu”nun her bir ferdi külyutmaz dedektifliğe soyunuyor.”Ben dediydim zaten” ciler birbirini kovalıyor.
Çocuklar var odada. Küçücük çocuklar. Biraz önce şeker ikram ettiğimiz. Bayram parası verdiğimiz çocuklar. Şekeri, parayı verdik vazifemiz bitti.Dönebiliriz “asrın haberi”ne.Spikerin teatral acımtırak ama bir o kadar da heyecanlı neşeli sesine.
Salonumuzdaki masum çocuklar kimsenin umuru değil.Zaten masumlar ve mazlumlar kimsenin derdi değil.Onlar kimsesiz.Kimsesiz olmak enerjisiz olmak demektir.Oysa modernliğin kodları sadece enerji ile ilgilenir.”Katil zanlısı”nın nasıl sorgulanacağına dair pedagoglar vazife icra eder.Onların vazifesini biz kamuoyu olarak biliriz.Ama öldürülmüş olan, kara toprağın kara bağrında olanın da bir kardeşi vardır.O da çocuktur.Bu acıyla nasıl başa çıkabileceğini “öğretmesi” için devletimiz ona bir pedagog, bir psikolog göndermiş midir?
Medya sadece katilleri ve hırsızları seviyor. Yan kesicileri, dolandırıcıları.Ama küçücük çocuklar bir tepsi baklava çaldı diye hapse atılınca kimin gıkı çıkmıştı hatırlayın bakalım.Sen ben bir de bizim keloğlan.Hepsi o işte.
Medyanın haber dili sadece kötülük ve şiddetin diline ayarlı. Çünkü ancak kötülüğün tekrar tekrar sunulabilme özelliği var. Eskiler aman kötülüğü ortaya getirmeyin muhakkak alıcısı çıkar diye nasihat ederdi. Oysa modern toplum kendi yüceliğini ve iyiliğini “itiraf” üzerinden temellendiriyor.Eylemin kendisinin kötü olup olmamasının bir önemi yok.
Cinayetin teferruatları üzerinden hepimiz suça ortak edilmeye çalışılıyoruz. Ne ki hiçbirimiz farkında değiliz.
Olan çocuklara, gençlere oluyor.
Kadından ve aileden sorumlu Devlet Bakanlığını göreve çağırıyorum. Pedagogları, psikologları göreve çağırıyorum.Daha ne kadar bekleyeceksiniz.Ekran başındaki milyonlarca çocuğa ve gence pedagojik, psikolojik destek veremeyeceğinize göre, medyanın ürettiği şiddet diline karşı görevinizi yapmaya çağırıyorum sizi.
Not:2008''de tatil yapmadım.Hasta olduğumda seyahatte olduğumda bile daima yazdım yazılarımı.Onun için ne kırk gün hasta yattığımdan haberiniz oldu ne gittiğim yerden dönemediğimden. Lakin bu defa sizlerden on beş günlüğüne izin istiyorum.Yakında çıkacak olan “Cumhuriyetin Dindar Kadınları”nın matbuaya teslim sürecini kesintisiz bir zaman içinde yaşamak istiyorum.Kitap çıkınca çok tartışılacağı için (ön okumayı yapanlar böyle söylüyor),bütün bu tartışmalar için biraz enerji biriktirmem gerekiyor.
Duanıza muhtacım velhasıl.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.