Kim başarılı?

00:0028/11/2011, Pazartesi
G: 5/09/2019, Perşembe
Fatma Barbarosoğlu

NLP kitaplarının hayatımızı işgal etmesiyle aynı zamana denk düşer, başarı kelimesinin bizi ele geçiren hükümranlığı.Başarı bir ölçme biçme kiriteridir. Sayılabilen ölçülebilen yani olayın sonuna varılmış durumlar için kullanılır. Okul başarısı vardır evet. Ama hayat başarısı yoktur. Başarılı politikacı vardır.Başarılı şovmen vardır. Ama başarılı müzisyen olmaz.İyi yazar kötü yazar vardır. Ama başarılı yazar olmazBaşarı yazarı tarif eden bir sıfat olduğu zaman iyi yazmak çok satmak ile eş değer

NLP kitaplarının hayatımızı işgal etmesiyle aynı zamana denk düşer, başarı kelimesinin bizi ele geçiren hükümranlığı.

Başarı bir ölçme biçme kiriteridir. Sayılabilen ölçülebilen yani olayın sonuna varılmış durumlar için kullanılır. Okul başarısı vardır evet. Ama hayat başarısı yoktur. Başarılı politikacı vardır.

Başarılı şovmen vardır. Ama başarılı müzisyen olmaz.

İyi yazar kötü yazar vardır. Ama başarılı yazar olmaz

Başarı yazarı tarif eden bir sıfat olduğu zaman iyi yazmak çok satmak ile eş değer hale gelir.

Bunları niye yazıyorum... Mayısın son haftalarıydı. Bir okulun davetlisi olarak gençlerle bir araya geldik. Gençler benim birkaç kitabımı okumuştu. Sorularını sorarken her defasında “Sizin gibi başarılı bir yazar“ diyerek cümleye başladılar.

Ben de her defasında “başarılı bir yazar” olmadığımı, yazı yolculuğumda başarı yolundan gitmediğimi söyledim.

Nafile bir çabaydı benimkisi. Çünkü başarılı bir yazar değilim cümlesini, benim adıma tashih etmeye çalıştılar her defasında.

Başarı söz konusu olduğunda meramımı çoğunlukla anlatamıyorum. Bunun sebebi benim meseleye gençlerin anlamayacağı kadar felsefi bir geçmişten yola çıkarak cevaplamam olduğu kadar; aynı zamanda “başarı” kelimesinin post modern dünyada bütün haneleri, tüketim efekti ile ele geçirmiş olmasına dayanıyor. Başarı sondan geriye doğru yazılan bir hikâyedir. Başarılı bir öğrenci cümlesi doğrudur. Çünkü karnesi üzerinden, girdiği imtihanlarda aldığı puanlar üzerinden başarısını kontrol etme imkânına sahibiz.

Başarı başlangıcı ve bitişi olan şeyler için kullanılabilir. Öğrencilik gibi, müsabaka gibi. Ama hayat söz konusu olduğunda bir sürecin işinde hayat tarzı olarak icra edilen işler söz konusu olduğunda; küresel kapitalizmin, markalar çağında başarı kriteri olarak paranın dışında bir kriter var mı?

Saatler süren konuşmamı gençler ilgi ile izledi. Öğretmenleri gençlerden daha ilgiliydi. Lakin konuşma bittikten sonra yolda esas söylemem gerekeni söylemediğim için çocukların zihninde bir boşluğun oluşmasına sebep olduğumu anladım. Ben her gün dündeki kendimi geçmeye uğraşıyorum demeyi unutmuştum.

Bunu anlama, idrak etme biçimim ise oldukça enteresan.

Toplantı bittikten sonra Yeni Şafak''a geldim. Arkadaşlar yemek yemem için ısrar ettiler. Ben yıllarca eksi iki kat aşağıda yedim yemeğimi nadir gittiğim gazete ziyaretlerinde.

Merdivenleri inemeyeceğimi söyledim. A olur mu dedi Sevgili Güntülü yemeği buraya çıkartırız. Peki dedim. Ali Bayramoğlu''nun odasını açtılar. Aman dedim Ali Bey tam ben yemek yerken gelmesin. Gelme ihtimali kaçta kaç? Elli elli dediler. Kesin ben yemeğimi nihayetlendirmeden gelir, bana da mahcup olmak düşer.

Öyle oldu nitekim. Yemeğimi yemiştim, çay içiyordum ki Ali Bey şaşkın bakışlarla odasına girip selam verdi.

Tam o sıra öğrencilerin ve öğretmenlerinin sorduğu sorulara verdiğim cevapları hatırladım. Başarılı bir yazar olma sıfatını kabul etmiş olsaydım, gazetenin en eski yazarı olduğum halde bir odamın olmaması gerçeği ile baş edemez huzursuz olurdum.

Huzursuz olunca durduğum yeri kaybederdim.

Durduğum yer derken neyi kast ediyorum?

Başarı ile talep arasında, talep ile bağlanma arasında doğru orantı var. Ki 28 Şubat sürecinde gazeteye gelenler için gazetemiz kişiye özel lavabolar inşa etmişti.

Onlar “başarılı” idi. Hâlâ çok başarılılar.

Ben “başarılı” gazeteci olmayı değil; gazetede yazan, çağının kalbine tanık bir yazar olmayı seçtim.

Özgürlüğün bir bedeli varsa bilinsin ki son kertesine kadar alnımın teriyle, fikrimin endişesiyle ödedim bu bedeli.

Dünyanın yeni bir istikamete hızla gittiği bir dönemde; doğru düşünmeyi, anlamayı, anladıklarımı basiret ile bir araya getirmeyi dert ediniyorum.

Kıymet verenler olarak sadece “okuyucu” yu muhatap bildim. Yoksa aldığım maaşa, gazeteye uğradığımda oturacak bir mekan bulmakta sıkıntı çekişime bakarak kimseler bana değer vermiyor, öyleyse burada ne işim var sorusunu cevaplayamamaktan muzdarip “başarı” takipçisi olabilirdim.

Oysa ben hayata Allah''ımız var ne gamımız var ilkesi ile bağlı olmayı seçtim.

Bunları şimdi sizinle niye paylaşıyorum? Geçenlerde sohbet ettiğimiz bir doktora öğrencisi nasıl “başarılı” olacağıma dair korsan bir konferans verdi bendenize. Yeni kurulmuş bir yayınevinde danışmanmış. En az yüz bin satacağına garanti gözü ile baktığı “projesi” konusunda beni ikna etmeye çalıştı.

Teşekkür ettim. O halde ben de size nasıl “başarılı” olunmayacağına dair bir yazı borçluyum dedim. Ben yazımı yazarken lütfen siz de Van depreminin orta çıkardığı “başarılı müteahhit”e odaklanın. Adamın yaptığı bina çöktü. Onlarca ailenin hayatı karardı. Ama villası dimdik ayakta. Villasının önündeki arabaları ayakta. Sağlam villasının önüne çadır koyabilecek kadar “başarılı”.

Deprem olmasaydı o müteahhidi; villasına, son model arabasına bakıp adam ne kadar başarılı diye takdir edecekti hayatına tanık olanlar. Oysa o Türkiye''nin gözünde şimdi bir hırsız. Yaşam hırsızı.

Başarı kıstaslarımızı gözden geçirme zamanı gelmedi mi?

Mesela ekran ekran dolaşan, boy boy söyleşi veren on yıl önce yaptığım binalar olası İstanbul depreminde çökecek diyen müteahhit de çok “başarılı”. Kurallara uymadım diyor. Ve muhatapları öyle mi deyip bir alkışlamadıkları kalıyor.

Yozlaşmadan şikayetçi iseniz “başarı belgesini” kimin göğsüne iliştirdiğinize bir bakın.