Kitle kültürünün dişilliği içinde azalan erkek kimliği

00:0022/08/2006, Salı
G: 27/08/2019, Salı
Fatma Barbarosoğlu

Osmanlı münevverleri, Batı ile karşılaştığında cemiyet hayatının “kadınsızlığını” kalemlerine ve fikirlerine dert edinmişti. Kadını olmayan cemiyetler geri kalmaya mahkumdu. Kapalı kapıların ardındaki kadınlara değil, omuz omuza ilerleyecekleri “arkadaş kadınlar”a ihtiyaçları vardı. Bu ihtiyaç hem batıcıların hem de Türkçülerin kaleminde en belirgin şekilde dile getirildi. Kadınlar “yeni kadın” tipini tartıştılar. Olması gereken kadın tipi konusunda eli kalem tutan kadınların ortak bir görüşü yoktu.

Osmanlı münevverleri, Batı ile karşılaştığında cemiyet hayatının “kadınsızlığını” kalemlerine ve fikirlerine dert edinmişti. Kadını olmayan cemiyetler geri kalmaya mahkumdu. Kapalı kapıların ardındaki kadınlara değil, omuz omuza ilerleyecekleri “arkadaş kadınlar”a ihtiyaçları vardı. Bu ihtiyaç hem batıcıların hem de Türkçülerin kaleminde en belirgin şekilde dile getirildi. Kadınlar “yeni kadın” tipini tartıştılar. Olması gereken kadın tipi konusunda eli kalem tutan kadınların ortak bir görüşü yoktu. Ancak olmaması gereken kadın hakkında hemen hemen hepsi hemfikirdi. Anneleri ve nineleri gibi olmak istemiyorlardı. Kim gibi olmak istiyorlardı? Soruyu sanıyorum hiç böyle sormadılar. Böyle sormayı göze alamadılar. Daima olmaması gereken üstünden fikir beyan edildi. Ya da Batılı kadınların en ideal olanları ile Osmanlı kadınlarının en kalburun altında kalanları bir mukayeseye tâbi tutuldu.

Meşrutiyet’ten itibaren kadınlar üzerine fikir beyan eden çalışmalar arttı. Buna paralel olarak Batı ürünlerinin satışı da artış gösterdi. Batılı fikirler Batılı hayat tarzının benimsenmesi, Batılı hayat tarzının benimsenmesi Batı ürünlerinin ithalatının artması demekti.

Meşrutiyet aydınlarının kitle kültürü üzerine düşünmesini beklemek söz konusu değil. Fakat bugün gündelik hayat içindeki yozlaşmaları ve özellikle kadın ve erkeklerin davranış kodlarındaki değişikliği kavrayabilmemiz için özellikle İslami kesimin kitle kültürü üzerine yoğunlaşması gerekiyor. Çünkü içinde mahpus kaldığımız kitle kültürü dişil bir kültür ve bu dişil özellikler en fazla erkek fıtratını bozuyor.

Kitle kültürünün dişilliğine dikkat çeken Edgar Morin, belirli refah düzeyine erişen toplumlarda kültürün kadınsılaştığını vurgulayarak erkeklerin daha duygusal, daha yumuşak ve daha zayıf olduğuna dikkat çekti. Morin bu görüşlerini 1962 yılında dile getirdiğinde sanırım ne demek istediği çok anlaşılmamıştı.

21. yüzyılda Müslümanlar kitle kültürü içinde kadınlar üzerinden direnç oluşturmaya çalışıyor. Bu direnç oluşmadığı gibi kadınlar üzerinden yapılan vurgular tam tersine başörtüsü yasaklarında olduğu gibi Müslüman bireyin dünya/ahiret uyumunu bozarak global politikalar için zayıf halka durumuna indirgiyor.Bu konu ile ilgili olarak Anlayış dergisinin Ağustos sayısında Fehmi Koru ile yapılmış röportaja özellikle dikkatinizi çekmek isterim. Fehmi Koru hükümetin, başörtüsü yasaklarının global politikalar ile bağlantısını anlayamadığı sürece bir mesafe kaydedemeyeceğine temas ediyor.

Netice olarak şunu söylemeye çalışıyorum: Kitle kültürünün ezici dişilliği altında İslamiyet’i kadınlara, kadınların dindarlığını başörtüsüne indirgeyen tutum İslami kesimde yozlaşmalara sebep oluyor. Azalan erkek kimliği üzerinde özellikle erkek akademisyenlerin ciddi çalışmalar yapması gerekiyor. Mesela dişil kitle kültürü Müslüman erkek profilini nasıl etkiliyor? Bu etkiyi tespit edebilmek için çok satan kitaplardaki insan tiplemeleri iyi bir başlangıç gibi gözüküyor.