"Köşe"leri ve "köşesiz"liği ile Adalet Ağaoğlu

00:0012/02/2008, Salı
G: 2/09/2019, Pazartesi
Fatma Barbarosoğlu

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül''ün başlatmış olduğu "Çankaya sofraları"nın birincisinden pek "haber"li olamamıştık. İkincisinden ziyadesiyle "haberdar" olduk. Adalet Ağaoğlu''na minnettar olmamız gerekiyor bu durumda. "Arkadaşlar hazırlanmamıştı. Bir tek ben sordum. Çok üzüldüm. Böyle geçeceğini bilseydim katılmazdım" dedi ya yemek sonrası. Belli ki kafası bir hayli karışıktı Adalet Ağaoğlu''nun. Yemekten önce "sakın Köşk''e gitme" diye kendisine tezahürat yapanları dinlemeyip gitmişti. Gitmişti gitmesine

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül''ün başlatmış olduğu "Çankaya sofraları"nın birincisinden pek "haber"li olamamıştık. İkincisinden ziyadesiyle "haberdar" olduk. Adalet Ağaoğlu''na minnettar olmamız gerekiyor bu durumda. "Arkadaşlar hazırlanmamıştı. Bir tek ben sordum. Çok üzüldüm. Böyle geçeceğini bilseydim katılmazdım" dedi ya yemek sonrası. Belli ki kafası bir hayli karışıktı Adalet Ağaoğlu''nun. Yemekten önce "sakın Köşk''e gitme" diye kendisine tezahürat yapanları dinlemeyip gitmişti. Gitmişti gitmesine ama Hilmi Yavuz''dan ödünç alacağımız tabir ile, basın toplantısı ile bir masa etrafında kendiliğinden gerçekleşecek yemek eşliğindeki sohbeti birbirine karıştırmıştı.

Cumhurbaşkanı''nın masası etrafında buluşanlar, Adalet Ağaoğlu''nun "hazırlıksız gelmişlerdi" eleştirisinden nasiplerini alınca, Ağaoğlu''nun sözü kimseye bırakmadığını "ifşa" etmek durumunda kaldılar. Adalet Ağaoğlu da "fazla" konuştuğunun farkına varmış olmalıydı ki, "herkesin köşesi var aralarında köşesi olmayan bir benim" açıklamasını yaptı.

Bir zamanlar Adalet Ağaoğlu''nun da Milliyet''te "bir köşesi" vardı. 90''lı yılların başı olmalı. Daha önce Pınar Kür vesilesiyle sizlerle paylaşmış olduğum "Solcu kadın yazarlarda din düşüncesi" adlı araştırmamı yaparken Adalet Ağaoğlu tarafından da evinde kabul edildik. Çok güzel, çok itinalı bir evde oturuyordu. Çalışma odasının yeşil ahşap dekoru hâlâ gözümün önünde. Sorularımı sordum. Ağaoğlu büyük bir ciddiyetle cevap verdi. Sohbet bitti, bu çalışmalar sırasında bana eşlik etmekte olan arkadaşım, "Graudy Müslüman oldu bu konuda ne düşünüyorsunuz?" diye sordu. Adalet Ağaoğlu''nun verdiği cevabı hatırlamıyorum. Çünkü hidayete erenler İslam ile şereflenmiş oldukları halde, sırf batılı kimliklerinden dolayı onlar Müslüman oldu diye haşa İslam şereflenmiş gibi davranılmasından rahatsız olduğum için, ne Graudy haberleri ile ilgileniyordum ne insanların onun hakkında söyledikleri değerli buluyordum. (Yanlış anlaşılmasın şimdi Grauduy okuyorum. O sıra en derin fıkıh sorularının bile henüz Müslüman olmuş olan Graudy''e soruluyor olmasından fena halde mustarip idim.)

Birkaç gün sonra bir arkadaş Milliyet gazetesinden bir kupür uzattı. Adalet Ağaoğlu''nun köşe yazısı. Geçmiş gün yazının tamamını hatırlamıyorum. Ama benim için o yazıyı unutulmaz kılan cümle mealen şöyleydi: "Geçenlerde evime gelen iki başörtülü kız da Graudy bile Müslüman oldu sen ne zaman Müslüman olacaksın diye sordu." (Galiba sordu yerine tehdit etti kelimesi geçiyordu. Emin olmadığım için sordu kelimesini tercih ediyorum.)

Yani Adalet Ağaoğlu''nun kafasının karışıklığı yeni bir şey değil. Kafasının karışık olması zannedildiği gibi düşüncesindeki esneklikten kaynaklanmıyor. Tam tersine kaleminin ve söyleminin "didaktik" yapısıyla, bulunduğu ortama dahil olamamasından kaynaklanıyor. Hatırlayınız, Fazıl Say "münasebetiyle " yapılmış olan "Neden" programının konuklarından biri de Adalet Ağaoğlu idi. Elinde kağıdı, gardını almış, son derece "hazırlıklı" bir şekilde beklemekteydi. Fazıl Say''a kızgındı. Çünkü Say, "29 Ekim Resepsiyonu''nda ıvır zıvır çağrılmış iken kendisinin çağrılmamış" olmasına veryansın ediyordu. Adalet Ağaoğlu 29 Ekim Resepsiyonu''na katıldığı için kendisine de "ıvır zıvır" denmiş olduğundan hareketle Fazıl Say''a haddini bildirecekti ki… Araya reklam girdi. Derken Fazıl Say''a telefon ile bağlanıldı. O da bu vesile ile Adalet Ağaoğlu''na saygılarını sundu. Adalet Ağaoğlu, Say''ın ifadesindeki "ıvır-zıvır" içinde kendisinin yer almadığına kolaylıkla ikna oldu ve derhal geri çekildi ve hatta "karşı" olmak üzere konumlandığı Say''ın safına geçiverdi. Onca "hazır"lanmışlığı boşa çıkmasın istediği için herhalde, İskender Pala''yı "bunları niçin bana söylüyorsunuz" dedirtecek kadar şaşırtan cümlelerini sıralayıverdi. İskender Pala, kendisiyle hiçbir şekilde münasebeti kurulamayacak cümlelerin yönünü nazik bir üslupla değiştirince, Adalet Ağaoğlu''nun okları hedefini bulamadan yere düşüverdi.

Esasında Adalet Ağaoğlu''nun AKP''lilere "muhabbeti" eskilere dayanıyor. Daha doğrusu AKP''lerinin Adalet Ağaoğlu''na duyduğu muhabbet. Recep Tayyip Erdoğan''ın İstanbul Büyükşehir Başkanı olduğu dönemde, Adalet Ağaoğlu yolda yürürken kendisini araba çarpmış, Büyükşe- hir Belediyesi, yazara büyük bir ihtimam göstermiş, hastane masraflarını karşılamış, odasını çiçeklerle donatmıştı. Ağaoğlu bu ilgiden pek "memnun kalmış" olmalı ki, olaydan sonra yazdığı öyküde (öykünün yayınlandığı dergi bu bilgiyi veriyordu), ilk iş olarak son derece itici bir Müslüman kimlik kurgulamıştı. Bir nevi ne yaparlarsa yapsınlar çelikten mesafemi muhafaza ederim edası. "Çankaya yemeği" de bu edadan nasibini aldı bu vesile ile.

Ahmet Hakan, ekrana çıkan "babalar"ın karizmayı çizdirdiklerini yazmıştı. "Orhan Baba, Müslüm Baba, Ferdi Tayfur" üzerinden.

Tuhaf bir şekilde ben de bir önceki kuşağın yazarlarında bunu farkettim. Pınar Kür, Latife Tekin, Adalet Ağaoğlu.

"Kadın yazarlar/yazar kadınlar" olgunlaşmak yerine katılaşıyorlar. Çağan Irmak''tan ödünç bir cümle ile bitirelim. Ulak''ın en has sorusu ile "neden sebep?"