Kölelerin aşkı ciddiye alınmaz

00:0030/01/2007, Salı
G: 28/08/2019, Çarşamba
Fatma Barbarosoğlu

Küçük Polat Alemdar sendromu içine düştüğümüz durum.17 yaşındaki çocuklar devleti böyle sevmemeli. Bu çocuklar devleti severken aslında başka bir şeyi sevmek istiyor.Ama neyi? İşte sorun burada.Tıpkı maç sonunda; bir takımın fanatiği olarak başka bir takımın taraftarını öldüren ve bunu “futbol aşkı” ile savunanın sevgisi gibi devletini bunca sevmek. Kimse devletini “böyle” sevmesin. Çünkü bu sevgi, bu “devletçilik” bizi imha etmek isteyenlerin işine geliyor en fazla. Birbirini sevmeyen vatandaşlardan

Küçük Polat Alemdar sendromu içine düştüğümüz durum.

17 yaşındaki çocuklar devleti böyle sevmemeli. Bu çocuklar devleti severken aslında başka bir şeyi sevmek istiyor.

Ama neyi? İşte sorun burada.

Tıpkı maç sonunda; bir takımın fanatiği olarak başka bir takımın taraftarını öldüren ve bunu “futbol aşkı” ile savunanın sevgisi gibi devletini bunca sevmek. Kimse devletini “böyle” sevmesin. Çünkü bu sevgi, bu “devletçilik” bizi imha etmek isteyenlerin işine geliyor en fazla. Birbirini sevmeyen vatandaşlardan müteşekkil devlet, kime hizmet eder?

Biz devleti sevip elimizi kana bulamak yerine ürün vermeyi ve hizmet almayı talep etmeyi öğrenmeliyiz.

Öyle geniş bir ortak paydası olmalı ki devletin, hiç kimse kendisine asla benzemeyecek olanı, öteki olarak ilan edip, onun sevgisini bağlılığını sınamaya kalkmasın. Ama cumhuriyetin kuruluşundan itibaren her ihtilal sonrası ortak paydasını biraz daha küçülttü devlet.

Payda küçüldükçe, devletin iyi yönetilme ihtimali ve imkânı kalmıyor oysa. Evet, iyi yönetilmiyoruz. İyi yöneltilmemizin önünde türlü türlü engel var: Laikçilik, dincilik, Türkçülük, Kürtçülük, sağcılık, solculuk, aman sendecilik, beni sokmayan yılan başımın tacı olsunculuk… Listeyi bu sütunu dolduracak kadar uzatmak mümkün.

Hiçbirimiz çatı katından bakmayı denemiyor engellere. Biraz yükselebilsek. Biraz yüksekten bakabilsek.

Hepimiz aynı gemideyiz demeyeceğim. Gemi yok. Gemide olsak belki daha kolay. Kimi kendi kulaçlarıyla aşmaya kalkar, kimi yakından geçecek bir başka geminin umuduyla akşamdan sabaha, sabahtan akşama çıkar. Biz dağ başındaki bir apartmandayız. Dört cepheli bir apartman. Her cephesinden ayrı bir manzara görünüyor. Ve her cephesi her sabah yeni bir soruna tanık oluyor. Solcular bir yerde, sağcılar başka bir yerde, her dönemin köşe dönücüleri asansörde. Liberallerin katlar/cepheler arası iletişim kurması gerekirken hem temeli yok sayıyor liberaller hem çatıyı. Tuhaflık şurada ki, paydası en geniş olacakken paydası en dar olan seçkinler resitaline çeviriyorlar gözlerinin gördüğü, ayaklarının değdiği her ortamı liberaller. Sorunları kucaklarında bulduklarında liberallikleri devre dışı kalıp “mazi kalbimde yaradır” üzerinde konum belirliyorlar.

Herkes kendi “manzara”sının mahkûmu. Oysa yek dil olmaya ihtiyacımız var. Görmek bir zenginliktir. Ötekinin gördüğünü dikkate almadan, kendimizi gözden geçirmemiz mümkün değil.

Muhafazakar kesim tv dizilerindeki ahlaki erozyondan mı bahsediyor solcular/liberaller durumu “cinsel özgürlük” üzerinden savunmaya kalkıyor. Liberaller ekrandaki şiddetten mi yakınıyor, sağcılar/solcular o dizilerle gençlere “milli şuur”/tarih bilinci verilmekte olduğu üzerinden savunmaya geçiyor. Çıkın çatı katına ve görün!!! Biz artık “kötü”ye kötü diyemiyoruz. Bundan daha acıklı ne olabilir!!! Kötüyü tek başına tanımlayamıyoruz.”Bizim” gibilerin yaptığı “kötü” olmuyor asla. Eylemi yapanın kimliğine göre karar veriyoruz. Değerleri erozyona uğratan bu. 2006 yazını bu bakımdan şöyle bir hatırlayın. Muhafazakarlar neleri neleri savundu. Sosyal demokratlar neleri neleri engellemeye kalktı!!! Neden?

İyi yönetilmiyoruz!!! İyi yönetiliyorsak; un, yağ, şeker ve bütün bu malzemeyi yoğuracak insan varken, neden kıvamında bir helva yapamıyoruz?

Biz devletten adalet istemeliyiz en fazla. Adaletsizliğe asla razı olmamalıyız. Adaleti satın almak zorunda kalmaklığımıza isyan etmeliyiz. Rüşvetsiz iş yaptıramamaklığımıza. Her şeyin neden en iyisine layık olamadığımıza isyan etmeliyiz.

Sevgisizliğin, idealsizliğin, manevi boşluğun, ahiret şuurunun yokluğunun; gençleri, orta yaşlıları, hatta en olgun çağında zannedip de asla öyle olmadıklarını bir türlü kabul edemediğimiz yaşlıları nasıl bir cinnetin içine ittiğini, devleti yönetenler görmüyor. Daha dün doğmuş, en fazla iki yüz kelime ile konuşan Polatımsılar devlet için cinayet işliyor. Çünkü devleti için ortaya konulacak sevginin ret edilmeyecek, geri çevrilmeyecek bir sevgi olduğunu düşünüyor. İnanıyor, inandırılıyor..

17 yaşın dini-milli her bakımdan cahil bırakılmış trajik boşluğu, bir cinayet üzerinden “vatanperver”leştiriliyor. Günlerce konuşuluyor. Sonra ne oluyor? Mesleğini kötüye kullanmaktan atılmış uzman çavuşun “vatanperverlik” iştahı kabarıyor ve korsancılığa soyunuyor.

Her şey gibi modern toplumda, köleliğin de muhtevası değişti. Günümüzün köleleri taş taşımıyor. Önce kavramların muhtevasını, geri getirilemeyecek yerlere taşıyor, sonra da o kavramların üzerinden efendilerinin tetikçiliğini yapıyor.

Kölelerin aşkını kimse ciddiye almaz oysa!