Konuştukça kar tutuyor gökyüzü

00:008/11/2010, Pazartesi
G: 4/09/2019, Çarşamba
Fatma Barbarosoğlu

I-Bir aylık bir aradan sonra huzurlarınızdayım. Az kalsın gelemiyordum. Gazeteden ücretsiz izin isteme aşamasındaydım. Eşim olmaz öyle şey diye ne kadar itiraz ederse etsin, ru be ru bir görüşmeyle bu talebi Yusuf Ziya Cömert''e sunmak üzereydim.Sunamadım. Çünkü bendeniz sürekli işaret bekleyerek yaşayan bir insanım. Karar vermeden önce havadan, sudan, kurdun kuşun kanadından işaret devşiririm.Bu defa İşaret dunyabizim.com''dan geldi. Abdullah Yalnız''ın satırlarından. Ben bu satırlardan Bursa''da

I-

Bir aylık bir aradan sonra huzurlarınızdayım. Az kalsın gelemiyordum. Gazeteden ücretsiz izin isteme aşamasındaydım. Eşim olmaz öyle şey diye ne kadar itiraz ederse etsin, ru be ru bir görüşmeyle bu talebi Yusuf Ziya Cömert''e sunmak üzereydim.

Sunamadım. Çünkü bendeniz sürekli işaret bekleyerek yaşayan bir insanım. Karar vermeden önce havadan, sudan, kurdun kuşun kanadından işaret devşiririm.

Bu defa İşaret dunyabizim.com''dan geldi. Abdullah Yalnız''ın satırlarından. Ben bu satırlardan Bursa''da haberdar oldum. Bursa Yazarlar Birliği''nin konuğu idim ve Yalova''dan beni almaya gelen Yunus Emre Bey yazıdan bahsetti.

Bir merak eve gelince yazıyı okudum. Yazı benim beklediğim işaret idi. Demek ki izin istememem gerekiyor dedim. Özetle yazı henüz sükût etme hakkımın olmadığını söylüyordu.

II-

Eve kapanıp ev işlerinden yemekten kendimi azat edince en çok ev ahalisinin şikâyet edeceğini zannediyordum. (Bu hürriyet topu topu bir hafta sürdü. Yıllardır her türlü fikri gerginliğimi yemek yaparken kotardığım için, yemek yapmayınca zihnimin durduğunu fark ettim.) Çekirdek ailemin fertleri gözlerimi yaşartacak kadar sabırlı davrandı. Bana dokunmadılar. Aralarında olup da konuşmama aldırmadılar. Beni parantez içine alın dedim aldılar sahiden. Hiç birisi nasıl gidiyor ne yaptın demedi.

Fakat medya mahallesinden arkadaşlar hiç öyle anlayışlı davranmadı. Her gün en az dört programa davet edildim. Sayın Barbarosoğlu diye başlayan cümlelerden korkmaya başladım.

E hâlâ bitmedi mi sizin şu roman diyenler oldu.

Bendeniz bu bir aylık izni yazdığımı kesintisiz bir ruh hali içinde okuyabilmek için almıştım. Yoksa roman yazacağım için değil. Bir ayda roman yazanlar vardır elbet. Lakin bize uymaz. Bir ayda roman mı okunur diyorsunuz şimdi de. O kadar uzun mu diyorsunuz. Hayır, roman bir ay boyunca okuya okuya bitmeyecek bir uzunluğa sahip değil. (Hatta sabahtan akşama, bir nefeste okuyacağınız kadar kısa. İlk okumayı yapanlar öyle söylüyor.) Ama hızlı bir hayatın içinde okuyunca aksayan tarafları farketmiyorsunuz. Köşe yazısı yazanların, hele bendeniz gibi haftada üç gün yazanların yazdıkları edebi metni doğru yerden okuyabilmesi için, kendini yalnızlığa mahkum etmesi şart.

Ev ahalisi, eş dost dokunmadı. Hasta olduğumda halimi hatırımı soranlar, muhabbete muhabbet katanlar bir ay boyunca aramadı. Arayanlar aman vaktini almayalım dediler korka korka. Ah olur mu vaktimi bereketlendirirsiniz ancak dedim.

Lakin gündem ateşinin başında bulgur bulgur terleyenler, ısrar etmek istemiyorum ama diyerek ısrar ettiler iznimin ilk on beş gününde. Ama ne ısrar! Bize sadece on beş dakikanızı vereceksiniz sonra romanınıza dönersiniz. Evinizden çıkmasanız da olur canlı yayın aracı gönderelim.

Hayır, mümkün değil. Necip ülkemizde onlarca tv kanalı tv kanallarının bir sürü tartışma programı var. Birini savuştursanız öteki kapıda affedersiniz telefonun öbür ucunda bekliyor. Ben her defasında kimseleri kırmamak için ince ince anlatıyorum. Anlattıkça yoruluyorum. Yoruldukça romanıma, kendi gündemime dönmekte güçlük çekiyorum.

Arkadaşlar. Medya dünyasının aziz savaşçıları. 1983 yılından beri yasakları; yasakların ardından gelir gibi olan özgürlükleri; sonra tekrar gelen şiddetli yasakları; sonra tekrar oluşan gündemleri; oluşan gündemlerde bazılarının başörtüsünü savunmak üzerinden kariyer, ötekilerin başörtüsü karşıtlığı üzerinden kariyer yapmasını gözleye gözleye yoruldum. Vallahi billahi yoruldum. Sonunda olan budur işte. Kendi yorgunluğuma zerre kadar aldırmam. Ama artık çocuklarımızın yorulmasına itirazım var. Yeter. Bir gecede bitsin bu yasak. Her seçim öncesi konuşa konuşa iyice kör düğüm oldu hadise. Hiç konuşmayalım. Hiç mutabakata varacağız diye uğraşmayalım. Konuştukça kar tutuyor gökyüzü.

Telefonun ucunda bekleyenlere gönlümü açmak için, davetlerine icabet edemeyişimi affettirmek için yaralarımı sunuyorum. Kurutulmuş bir demet çiçek gibidir yaralarımız bizim. Hem güneşin kokusu sinmiştir hem yağmurun. Yaralarımı sunuyorum bir demet çiçek niyetine. Yek dil oluruz belki diye. Böyle böyle ucu kesilmiş, kesilip de iyice açılmış çemberin uçları tekrar bir araya gelir diye. Hayır, muhatabımın aklında sadece program için bir başörtülüyü ikna etmek var: “Gelin işte bunları konuşun. Biz sizi daha önce programımızda hiç kullanmadık.”

Bu mudur? “Biz sizi daha önce kullanmadık.” Budur.

Çok üzüldüm. Kullanmalıydınız oysa değil mi? Kullanmalı ve atmalıydınız. Yeni başörtüsü gündemine kadar.

Şedit vekillerin karşısına çıkmalıydım. Tepsiden testiye su doldurtan geçmiş zamanın sabır testlerini modern zamanlar içinde geçmeliydim. Taşmadan, dolmadan. Çünkü taşmak ve dolmak ekrana yakışmaz. Bilgi de yakışmaz. En fazla yakışan edadır. Cahilin edası daha da hoş olur. Boşluğun hoşluğu parıldar. Bir şey söylemeyenlerin, söylediklerini kavga frekansında dillendirenlerin edası reytinglere tavan yaptırır.

Oysa ekrana çıkan başörtülüler ellerinde ateş, başlarında ateş ile çıkıyor. Çünkü yaşanmışlığın ağırlığı ile yasakların ağırlığına karşı mücadele ediyor. Bir Necla Arat, Nur Sertel yasakları iki dudak arasından lütfen şık bir yüz ifadesi içinde savunabilir. Ama başörtülü biri iki dudak arasından konuşamaz. Kelimelerine ateşin izi, kömürün kokusu sinmiştir.

Başbakanımız, bunun için mi başı açıklar başörtülüleri savunmuyor diyor. Başörtülülerin kelimeleri, cümleleri fazlasıyla ateşin olduğu için mi?

Başörtülülerin kelimeleri fazlasıyla ateşin de, ikna odalarının mucidinin kelimeleri fazlasıyla cansız. Hayat yok. Işık yok. “Ben vazifemi yaptım da, ben vazifemi yaptım.” Kimden bahsediyorum. Nur Sertlel''in geçen pazartesi Star''dan Fadime Özkan''a verdiği söyleşiden bahsediyorum. Fadime Özkan sahiden çok güzel soruyor. Her hafta onun söyleşilerini iple çekiyorum. Söyleşi günü gelmeden Fadime Özkan''ı arayıp bu hafta kim var diye merakıma yenildiğim çok oluyor.

Çarşamba günü bu söyleşiden devam edeceğim. Siz bu arada internetten söyleşiye tekrar bir bakın isterseniz. Mazlum-Der bu söyleşide yer alan ifadeleri üzerine Nur Sertel hakkında suç duyurusunda bulundu.