Korkmaktan korkmak

00:003/03/2000, Cuma
G: 11/09/2019, Çarşamba
Fatma Barbarosoğlu

Korkunun peşinde koşanlar için korkmak bir varolma biçimi.. En çok korkanlar korkunun ençok peşinden gidenler arasında çıkıyor. Neden? Bir kısır döngü bu."Cesaret talihin karşınıza çıkardığı süprizlerden zevk almaktır."Korku insanın bağımsızlığını yitirdiği, acizliğini hissettiği noktada başlar. Yalnız Allah''tan korkanlar bütün dünyevi korkulardan bağımsız kılarlar kendilerini. Korku dünyaya ile yüzyüze gelmenin başladığı yerde tohumlarını eker. Yoksa neden ağlasaydı yeni doğan bebek?Çağlar değiştikçe

Korkunun peşinde koşanlar için korkmak bir varolma biçimi.. En çok korkanlar korkunun ençok peşinden gidenler arasında çıkıyor. Neden? Bir kısır döngü bu.

"Cesaret talihin karşınıza çıkardığı süprizlerden zevk almaktır."

Korku insanın bağımsızlığını yitirdiği, acizliğini hissettiği noktada başlar. Yalnız Allah''tan korkanlar bütün dünyevi korkulardan bağımsız kılarlar kendilerini. Korku dünyaya ile yüzyüze gelmenin başladığı yerde tohumlarını eker. Yoksa neden ağlasaydı yeni doğan bebek?

Çağlar değiştikçe korkular da değişir ama insanın bir şeyden korkması baki kalır. Çeşit çeşittir korkular: Yalnız kalma korkusu mesela. Rousseau''yu endişeden endişeye sevk eden. "En büyük korkum yalnızlık, kendi kendimle baş başa kalmanın sıkıntısı içime korku salıyor" diye yazarken, korkusunu belki de kağıt üzerine düşürerek kendisinden uzaklaştırmayı denemişti "İtiraflar"ını her bilince ayrı, ayrı ekmenin hasılatını bekleyen filozof.

Başkaları tarafından beğenilmeme korkusu, kötü izlenim bırakma korkusu, fakirlik korkusu, savaş korkusu, hastalık korkusu, terk edilme korkusu. Ya da kimselerin bilmediği yalnız kendimize ait olan korkular. Tıbbın fobi diye klasör açıp da itiraf ettiğin korku artık senin korkun değil zaferindir dediği korkular. Doğru mudur, itiraf edilmiş her korku zafer hanesine yazılabilir korku mudur? Öyle olsaydı bütün kadınlar muzaffer birer komutandılar şimdi, fare korkusuna karşı.

Viyana okulunun iki ünlü filozofu Horkheimer ve Adorno rasyonalizyon mantığının insanları korkudan kurtaracağını söylemişlerdi. Bilinmeyen hiçbir şey kalmazsa insanların korkması için bir neden de kalmazdı bu iki filozofa göre. Korku şimdilik onların öngörülerine uygun bir seyir izlemiyor.

Herkesin korkuları vardır muhakkak, ama yine de korkak diye yüzüne haykırdıklarımız, bütün meziyetleri unutulup ta tarihe korkak diye geçenler vardır. Cesaretiyle taçlanmışların yanında korkakların atıldığı dipsiz kuyular ne korkunçtur. Kime korkak deriz? Korkusu kendinde saklı kalanlara der miyiz korkak diye? Sanmam. Korkak dediklerimiz kendi korkuları için kendinin dışındaki herkesi harcamaya boyun eğenler. Bu tarife katılmaz mısınız?

Herkesin bir korkusu vardır da; zaman, zaman nükseden korkularını itiraf edenler muhataplarının gözünde yine de cesur sayılırlar hiç olmazsa birkaç saniyeliğine. Çünkü nasıl değerlendirileceğine aldırmadan kendi korku tünelinin kapılarını açmaktadır karşındakine.

İnsanlar tabiî olarak korkarlar, amenna. Ya sanal korkuların peşine düşenlere, titreye titreye karanlık bir sinema salonunda korku filmi seyretmeye kalkanlara ne demeli? Neden sonradan korkacaklarını bile bile sanal dünyanın cangılına düşmek ister bazılarımız?. Dün cin ve gulyabani hikâyeleri hafızalarda korkunun bekçiliğini yapardı, bugün cin hikâyelerinin başka bir versiyonu olan yaratık ve uzay hikâyeleri beyindeki korku merkezini uyarmak için mesai yapıyor. Üstelik oldukça pahalı bir mesai. Korku filmleri için harcanan paralarla dünyanın bilmem kaç kilometrekaresi ağaçlarla donatılabilir, kaç fakirin karnı doyurulabilirdi. Varsın korku filmlerinin dudak uçuklatan yönetmenleri işsiz kalsındı.

Ama yazık ki, korkunun peşinde koşanlar için korkmak bir varolma biçimi.. En çok korkanlar korkunun ençok peşinden gidenler arasında çıkıyor. Neden? Bir kısır döngü bu. Korktukça yeni korku hikâyelerinin peşine düşmek, korku hikâyelerinin hafızada bıraktığı izlerden yeni korku biçimleri yaratmak. Yaşadığını hissetmek için korkmaya ihtiyaç duyanların sayısı gittikçe artıyor. Şair haklı! "Yaşamıyor gibi" yaşadığımızdan hiç olmazsa gerçek olmadığına güvendiğimiz sanal korkularla var olma bilinci oluşturmaya çalışıyoruz. Yani tefekkürün doyurulamayan boşluğu sanal korkularla bastırılmaya çalışılıyor. Düşünmekten istifa etmenin eşiğinde başlıyor bütün korkular.