
Daha önce, birkaç belediye otobüsünün kundaklanmasıyla sınırlı kalmış olan Vandal hareketler, son yirmi gün içinde kırk özel aracın yakılmasıyla, sıradan vatandaşın uykularını kaçıran bir boyuta vardı.
Mehmetçik, parkalarından buz sarka sarka operasyona devam ederken; sıcak yatağından kalkıp arabasının yanışını çaresizlik içinde izleyen vatandaş, cana gelmesin mala gelsin tesellisine sığınıyor. Ama mal canın yongası.
Mal canın yongası da, bu yongayı yakmaya çalışanların kimliği herkes için ayrı dert. İstanbul Valiliği araç kundaklama olaylarını Irak harekatı ile bağlantılandırarak terörist eylemler olabileceğini ima eden bir bir açıklama yaptı.
Otomobili yanan vatandaş sadece otomobilinin yanışına ağlarken; onun otomobilinin yanışına ekran üzerinden tanık olanlar otomobili yakanların kimliği ile ilgili daha ziyade.
Gecenin bir yarısı mahalleyi ateşe verenler kim? Valilik yapılan eylemlerin PKK ile doğrudan bağlantısı olduğunu kesin bir şekilde açıklasa herkes bir parça rahatlayacak sanki.
Sorun siyasi ve ideolojik olunca “acıya tanık” olma katsayımız, dayanma gücümüz mü artıyor?
Ama ya bunları yapanlar PKK sempatizanı değilse. Ya bu araçları kundaklayanlar aylak aylak kahve köşelerinde pinekleyen, pineklerken ekran aracılığı ile lüks ve kolay hayatlara tanık ola ola, o hayatların sanal alemdeki tadına baka baka, içinde yoğun enerjiler biriktirmiş olan gençler ise?
Arabasını park edecek tam güvenlikli kapalı oto parka sahip lüks konut sakinleri, kaygısız izliyor kundaklanan otomobil haberlerini. Hareket gündüze sıçradığında (Allah muhafaza) o tuzu kuru beyzadelerin de canının yongası yanacak. Ama onların hem arabasının kaskosu hem de gidip yerine yenisini alacağı parası vardır.
En kaygılı olanlar, “gözünün nurunu”, yıllık izinde memleketine giderken, bir de bayramlarda kullanan, onun dışında evinin kenarında üzerine örtü örterek bekletenler. Tam da dişinden tırnağından artırarak araba sahibi olanlar yani. Yani kaskoya gücü yetmeyenler. Yerine yenisini hayatta koyamayacak olanlar. Otomobillerinin başında nöbet tutmaya başladılar bile.
Halk “yakan”ın kimliğini merak ederken en fazla onun “sıradan” bir insan olmasından korkuyor. Yani kapı komşusundan, yani her an bir vesile ile karşılaşıp, karşılaşmalarının bedelini negatif enerjiye dönüştürecek olanlardan korkuyor.
Medya “sosyolojik analiz”li tuzu kuru söylemleri arka arkaya dizerken “varoşlar” diye başlayıp, yoksulluğun “kötülüğün ikiz kardeşi oluşu üzerinden seküler fetvalarını ard arda konumlandırırken… Yoksul ana-babaların yüreği cız ediyor. Yakılacak arabası olduğu için değil. Yoksul evlatları için. Onların telaşı, ya benim arabam da yakılırsa telaşı değil. Bu haberleri seyrede seyrede ya benim çocuğum da bu “yakan”lardan biri olmaya özenirse telaşı.
Halkın basiret ile gördüğünü medya göremiyor bir türlü. Neron diye manşet atılıyor. Neron. Böylece bir taraftan adını tarihe, Roma''yı yakarak yazdırmış olanın “hatırası” tazeleniyor, öbür taraftan kötülüğün neferi gençler “tarihi”leştiriliyor. Mesai arkadaşlarım kırılacaklar bundan sonra yazdığım satırlara. Kırılmasınlar lakin. Dost acı söyler. Dostun söylediği acı bağışıklık sistemimizi koruyan ilaç acısıdır. Bu kimlikler çağında suçlulara isim koyarken onlara özne olma hakkı bahşetmemiz gerekiyor.
Kundaklanan otomobil haberleri ekran başındakileri “Neron” olmaya özendirmesin. Reklamın kötüsü olmaz, haber ol da ne üzerinden haber olursan ol anlayışı, gençlerin kalbini “kötülüğün mayası” ile kabartıyor.
Şehir eşkıyalarını kahramanlaştırmayalım.
Haber yaptıkça onlar “kahraman” laşacak. Lakin işte tam da burada bizi bir açmaz bekliyor. Polisiye olaylar gündeme düşmeyince netice alamaz bir duruma geldik sanki. Sanki “yetkili”ler “duruma vaziyet etmeleri gerektiğini” olay medya üzerinden kendilerine ulaşınca algılayabiliyorlar. Siyasiler “medya”nın denetleyiciliği ile iş yapabiliyor sanki.
Eskiden iyi iş yapmak için “gözlerden uzak” olmak tercih edilirdi. Postmodern dünyada bütün işler ancak “seyirci” karşısında icra edilebiliyor. Sorun şu ki “seyirci” asla seyirci olarak kalmıyor. Seyredenler bir müddet sonra “sahne”deki yerini alıyor. Rolün önemi yok. Hatta kötü roller tercih sebebi. Çünkü iyilik “rol” kaldırmıyor. Kötü karakter sahibini şöhrete ulaştırıyor.
Haberler medyada yer buldukça, yeni “Neronlar” rol kapmak için sırada beklemeye devam edecektir.
Medya haberleri “görmediğinde” ise görmeleri gerekenler de görmüyor.
Haberlerin dilini tartışırken meseleye buradan başlamamız gerekiyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.