
Gündeme ağrı ve acı üzerinden bakacağımızı söylemiştim hatırlayacağınız üzere.
Kürtaj meselesi doğrudan ''değerler''le ilgili. Bu yüzden değişimin izini sezaryen doğumlar üzerinden sürelim istiyorum.
Günümüzde sezaryen doğumların artma sebebi olarak şu etkenler sıralanabilir:
-Kadınların ağrı ve acı çekmek istememeleri.
-Bebeğin doğum saatini, doğum gününü belirleyerek burcuna müdahale etme arzusu. Özellikle iki binli yıllardan itibaren medya tarafından da pompalanan burç belirleme, unutulmayacak doğum tarihi belirleme modası. 1.1.2001 tarihi olarak başlayan bu furya en son 2.2.2012 olarak çıktı karşımıza.
-Kadın-doğum doktorlarının kendi hayatlarını daha özgür yaşamak istemeleri. Ve en son olarak
-Hastanelerin kasaları.
Bütün bunlar üzerinde konuşulurken atlanan bir durum var. Ben esas onun üzerinde durmak gerekiyor diye düşünüyorum. Dizi filmlerdeki normal doğum sahnelerindeki acı çeken kadın karelerinden dolayı yeni nesil, normal doğumdan korkuyor.
Korku hali, normalin anormal bir durum olarak algılandığı bir süreci başlatır. Bugün biraz da böyle bir normal ile anormalin yer değiştirmesi olarak görülebilir sezaryen doğumlardaki artış.
Pazartesi günü anestezinin gelişme sürecini paylaşmıştım. Sezaryeni mümkün kılan anestezi elbette.
Acı çekmeden doğum yapmak isteyen ilk kadınlardan birinin İngiltere Kraliçesi Victoria olduğunu biliyor muydunuz? Dönemi, İngiltere''nin ''boğucu muhafazakar''lığını temsil eden olumsuz sıfatlar eşliğinde anılır genellikle. 1853 yılında Kraliçe Victoria ikinci çocuğunu doğururken kendisine kloroform verilerek uyutulmasını istemiştir. Ki bu yöntem o tarihlerde henüz deneme aşamasındadır. Uyutularak doğum yapan kadınların ilklerindendir İngiltere''ye hükümran olan kadın. ''Acı çekerek doğuracaksın'' diyen Hristiyan buyruğuna rağmen acı çekmeden doğurmak konusunda tıptan yardım alması eleştiri konusu olmuştur. Lakin eleştiriler Kraliçe''nin bedenindeki ağrıları duymama noktasındaki kararlılığını etkilemediği gibi üçüncü çocuğunu da aynı yöntemle dünyaya getirmesine engel olamamıştır.
Esasında acı çekmek ve tahammül göstermek arasında doğru orantı söz konusu.
Anestezinin icadından önce acı ve ağrılar insanının ruhi olarak tekamül etmesine vesile olarak kabul edilirken, anestezinin icadından sonra liberal ahlak açısından acı ve ağrı insan onuruna yakışmayan bir durum olarak kabul edilir olmuştur.
Gündemi işgal eden sezaryen kürtaj tartışmalarına böyle bir analiz mesafesinden bakmakta zorlanıyoruz. Böyle felsefi ve dini argümanların dile getirilemeyeceği bu tartışma ortamından en ziyade muhafazakârların zarar göreceğini/gördüğünü, tartışmaların yoğunluğunun insanları daha dindar değil daha seküler çizgiye yaklaştıracağını görmek zorundayız.
Neden mi?
Feministler ''bedenim benimdir'' derken hayat anlayışları ve kullandıkları eleştirel dilin içinden konuşuyor.
Hâlbuki muhafazakarlar bedenimiz bize emanettir derken bu cümleyi hayatlarının içindeki gerçeklikten hareketle ifade edemiyor. ''Emanet şuuru'' bir bütündür. Hayatın her alanında muktedirin dili kullanılırken kadınlar söz konusu olduğunda ''emanet diline'' yaslanmak kadınları emanet şuuruna değil isyan şuuruna yaklaştırıyor.
Mesela Sağlık Bakanı''nın tecavüze uğrayan kadınların çocuklarını doğurmaları gerektiğine dair beyanatı bütün kadınların kanını donduran bir cümle olmuştur. Buradan acıya tahammül ve ruhi tekâmül üzerine bir bahis açılabilir mi sizce?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.